Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Haciz sırasında verilen taahhüdün taahhüdü ihlal suçunu oluşturmayacağına ilişkin görüş doğrultusunda verilen beraat kararı



Kanun:2004    Madde:340

SUÇ : Borçlunun Ödeme Şartını İhlali (Teşebbüs)


Tüm dosya ve icra dosyası kapsamına göre;     taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için borçlunun ödeyeceği tüm miktarın ferileriyle birlikte hesaplanıp borçluya bildirilmesi, borçlunun taahhüt teklifinde bulunması, alacaklının teklifi kabul etmesi bunun üzerine borçluya taahhüdü ihlalin müeyyidelerin anlatılmasının ve taahhüdün icra dairesinde yapılması gerektiği; taahhütname incelendİğinde, borcun tüm miktarı ferileri ile birlikte belirtildiği, borçlunun taaahhüd teklifinde bulunduğu, alacaklının teklifi kabul ettiği, borçluya taahhdüdü ihlal müeyyidelerinin anlatıldığı, tutanakta alacaklı vekili, borçlu ve icra memurunun imzasını taşıdığı, hususu tespit edilmiştir. Bununla beraber taahhüd icra dairesinde verilmeyip, haciz sırasında verilmiş olup borçlunun iradesinin etkilenip etkilenmeyeceği hususunun araştırılması gerekliliği hasıl olmuştur.

İcra ve İflas Kanunumuzun 340 maddesi taahhüdün, icra dairesinde verilmesi gerektiğini  ifade etmiştir. Bu ifade yasa koyunun bilinçli bir tercihi olup olmadığını günümüz modern hukuk ilkeleri ışığında değerlendirilmelidir. 

"Borçlar hukukuna egemen olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, bireylerin irade özerkliğinin bir gereğidir. Bunun sonucu olarak her bireyin, bir başkasıyla kuracağı sözleşmeye dayalı iradi ilişkinin kurallarını, kendi iradesiyle ve karşı tarafla anlaşarak belirleyebileceği kabul edilir. Borçlar Kanunu’muzun sözleşme ilişkisini düzenleyen hükümleri, bireysel sözleşmeleri esas alan bir sistematiğe sahiptir. Kanun’un esasını oluşturan bu sistemde, sözleşmelerin ekonomik ve sosyal statü bakımından aşağı yukarı eşit kişiler arasında, eşit şartlar altında kurulduğu varsayılmıştır. Ancak bu kabul, ekonomik ilişkilerin seyri içinde hiç de adil olmayan ve öyle görünse de gerçek anlamda bir irade özerkliğinden bahsedilemeyecek sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Daha doğru ifadeyle, sözleşme serbestîsi ilkesi, kapitalist ekonomik işleyişte, güçlü sermaye gruplarının hâkimiyeti karşısında iradesini sağlıklı şekilde ortaya koyamayan, hatta içinde bulunduğu koşullar gereği sağlıklı bir irade oluşturamayan bireyleri koruyamamıştır. Bu önemli toplumsal sorun, “herkesin sözleşme özgürlüğü vardır” denilerek çözülememiştir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi özellikle, tüketici hukukunda tüketiciler yararına törpülenmeye başlanmış, bugün gelinen noktada sözleşmeye, tüketiciler yararına olmak üzere hâkimin, hatta önleyici olarak idarenin müdahalesi yaygın olarak kabul görmüştür. Ancak, kanun yoluyla sözleşmelere müdahalenin, sadece tüketici hukukunda ve tüketiciler yararına öngörülmesi de yeterli olmamıştır. Büyük sermaye grupları karşısında küçük ve orta ölçekli işletmeler lehine sözleşmelere müdahale etme, bir denetim mekanizması kurma ihtiyacı da gün geçtikçe kendisini göstermiştir. Kapitalist sistem, kendisini koruyabilmek için bu müdahalenin kaçınılmaz olduğunu fark etmiştir." Nitekim Türkiye’de de hem tüketici hukuku alanında tüketiciler lehine hem de ticaret hukukunda küçük ve orta ölçekli işletmeler lehine sözleşmelere müdahale edilmesini sağlayacak mevzuat gelişmeleri, geç de olsa yaşanmaya başlamıştır. Bu gelişmelerden sonuncusu, yeni Borçlar Kanunu’na genel işlem koşullarına ilişkin hükümlerin girmesi olmuştur. Bu hususta yeni Ticaret Kanunu’nda da önemli yenilikler vardır.

Standart sözleşme, tip sözleşme, formüler sözleşme gibi adlarla anılan genel işlem şartlarına ilişkin düzenlemedir. Sözleşmeyi hazırlayan ve hakim durumda olan tarafın, sözleşme içeriğini önceden tek başına belirlemek suretiyle tek tip bir akit halinde karşı tarafın kabulüne sunduğu sözleşme maddeleridir. Standart sözleşmelerin işbu tek taraf hakimiyetinde oluşan görünümü irade serbestisi ilkesi ile çelişmektedir. Çünkü sözleşme hukuku bağlamında irade serbestisi, kişilerin diledikleri kişi ya da kişiler ile sözleşme yapabilmeleri, sözleşmenin konusunu belirleyebilmeleri ve içeriğini düzenleyebilmelerini ifade eder. Oysa standart sözleşmelerde sözleşmenin kuvvetli tarafı, kendi menfaat ve risklerini akde dilediği şekilde geçirebilmekteyken, diğer taraf mevzubahis genel işlem şartlarının varlığından dahi habersiz, sözleşme içeriğini ve genel işlem şartlarını tam olarak algılayıp olası sonuçlarını değerlendiremeden akdi kabul etmek zorunda kalmaktadır.

14.03.2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir değişiklik[i] ile 4077 sy. Kanun’a eklenen 6ıncı maddede, satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, iyi niyet kurallarına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları “Haksız Şart” olarak ifade edilmiştir. İlgili madde uyarınca, haksız şartların tüketici için bağlayıcı olmadığı belirtilmiştir.

Borçlar Kanunun 21. Maddesi ise şu şekildedir:   Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme olanağı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır.

Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır. "

Sözleşme irade özerkliğini sakatlayan bir başka uygulamada işcilerin iş akti devam ederken yapmış ldukları ibra sözleşmeleridir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersiz sayılmaktadır. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumda ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olduğundan, Dairece kararlılık kazanmış uygulama gereği bu sözleşmeler geçersiz sayılmaktadır.

Ortada bir sözleşme var ise bu sözleşmenin Türk Borçlar Kanununun sözleşme ile ilgili hükümlerine bakarak  tarafların serbest iradesi ile iradelerinin herhangi bir fesata uğramadan , ya da kişilerin iradesi hilafına bir durumun meydana gelmeden yapılmış olması gerekir.TBK 1. Madde : "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur"

Yüksek mahkeme borçlu ve alacaklı arasında yapılan taahhüdün bir sözleşme olup icap ve kabul şartlarının gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir. 

Haciz sırasında verilen taahhüdün geçerli olup olmadığına dönecek olursak;  haciz baskısı altında, o an için haciz yapılacak korkusu ile, iradesini dış dünyaya tam olarak ve istediği gibi yansıtılamadan, başka çaresinin bulunmadığını düşüncesiyle verilen taahhüt, kişinin iradesini serbest şekilde yansıtmayacağı, haciz baskısı olmasa belki de bu taahhüdü  ya hiç vermeyeceği ya da bu taksit sayısınca vermeyeceği, borçlunun sözleşmeyi kurmak için öne sürdüğü iradesini ortaya koyduğu an, borçlunun iradesinin serbest olmayacağı anlaşılmıştır.

Bu hususlar bir kül olarak değerlendirildiğinde ,taahhüdü ihlal suçundan ceza verilebilmesi için öncelikle ortada geçerli bir taahhüd olması gerekir. Yukarıda da gerekçelendirdiğimiz şekilde ortada geçerli bir taahhüdden bahsetmemiz mümkün değildir. Bu takdirde geçerli olmayan bir tahhüdden kişiye ceza verilmesi hukuken mümkün olmayıp, sanık hakkında aşağıdaki şekilde beraat kararı verilmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklanacağı üzere;

Sanığın üzerine atılı taahhüdü ihlal suçunun unsur ve vasıfları oluşmadığından müsnet suçtan BERAATİNE ;

Müştekinin yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına , 

Dair, 5358 Sayılı Kanunun 21. Maddesiyle değişik İ.İ.K'nun 353/1 Maddesi uyarınca tefhim veya tebliğden itibaren 6217 Sayılı kanunun 5. Maddesi gereğince İstanbul 6. İcra Ceza Mahkemesi nezdinde 7 gün içerisinde  itirazı kabil olmak üzere müşteki vekilinin ve sanığın  yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/12/2015 




Mehmet Korkmaz




Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim