Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Tebligatın usulsüzlüğünün resen gözetilmesi



Kanun:2004    Madde:33

İİK 33. madde gereğince "İcra emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı veya imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir. ... icra geri bırakılır." Bu düzenleme gereğince icra emrinin tebliğinden önceki ödemelerin tebliğden itibaren 7 günlük süre içinde icra mahkemesine başvurması gerekirdi.

Ancak icra dosyasındaki tebligat Tebligat Kanunu aykırı olup, usulsüz olduğu hususu icra müdürlüğünce resen gözetilmesi gerekir.

Her ne kadar Yargıtay 12. HD.'nin tebligat usulsüzlüğünün resen dikkate alınamayacağı görüşü doğrultusunda yerleşik içtihatları olsa da Tebligat Kanunlarının emredici hükümlerinin icra memurunu bağladığı, bunun gerekliliği olarak resen gözetilmesi gerektiği açıktır. Kaldı ki Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2013/8842 esas ve 2014/5067 sayılı kararında usulsüz tebligatta icra müdürlüğünün kusur durumu incelemesini yapmıştır.

İcra hukuku açısından alacağın biran önce tahsili için tebligatın usulsüzlüğünün ancak taraf ileri sürer ise geçerli olabileceği ileri sürülebilir ise de Tebligat Kanunun bağlayıcılığının gerekliliği olan resen gözetmeye istisna getirecek bu görüşün kanuni dayanağı bulunmamaktadır. İİK'nun 16. maddesinin de istisna getiren bu görüşe dayanak olamaz. Çünkü, tebligatı yapan kişi posta memuru olduğu için tebligatı fiilen yapma işlemi icra memuru işlemi değildir. Tebligatı geçerli sayma veya saymama icra memuru işlemi olabilir ki işte o zaman da usulsüz tebligatı kabul edip işlem yapan icra memuru işlemine karşı İİK 16'ya göre şikayet yoluna gidilebilir. Ayrıca silahların eşitliği ilkesi gereğince de taraflar arasında hakkaniyete uygun bir denge sağlanmalıdır.

Usulsüz tebligat dosya içine girdikten sonra icra dairesi, kesinleşme sonrası yapılabilecek işlemleri yapmaya başladığında bu işlemler aynı zamanda, tebligatın usulüne uygun olduğu yönünde icra dairesinin işlem tesisidir. İcra müdürlüğü işte bu şekildeki tebligatı zımnen geçerli sayması veya usulsüzlük başvurusu üzerine açıkça verdiği "tebligat usulüne uygundur, haciz işlemleri yapılabilir" kararından sonra " icra müdürlüklerinin verdikleri kararlardan kendiliklerinden dönerek yeni bir karar vermelerinin mümkün olmaması" kuralı devreye girer. İşte bu durumlarda artık ancak şikayet yoluyla tebligatın usulsüzlüğü ileri sürülebilir.

Usulsüz tebligatın, Anayasa Mahkemesinin 2013/5949 numaralı bireysel başvuru kararında mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetine aykırılık teşkil edeceğini kararlaştırmıştır. Ayrıca AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını "hukukun üstünlüğü" ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).


Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013).


Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

AİHM, Sözleşme sisteminin, bazı durumlarda, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme'nin 6. maddesiyle güvence altına alınan haklardan etkili olarak yararlanılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almasını gerektirdiğini (Vaudelle/Fransa, B. No: 35683/97, 3/1/2001 §52), bunun her şeyden önce hakkında dava açılan kişinin durumdan haberdar edilmesini gerektirdiğini ifade etmektedir (Dilipak ve Karakaya/Türkiye, B. No:7942/05 ve 24838/05, 4/3/2014 §77).

Tüm bu bilgiler ışığında usulsüz tebligatta icra prosedürü şu şekilde hukuka uygun olmaktadır: 

Tebligat Kanunun bağlayıcılığının açık olmasına rağmen Yargıtay'ın yorumla getirdiği bu sınırmanın bir benzeri, HGK'nun 200-12-202 ve 12. HD'nin 2008/2398 esas 2009/4174 karar sayılı ...ilamlarında olduğu gibi bir eşyanın haczi caiz olmayan mal olduğunu icra memurunun resen dikkate alamayacağına  ilişkin görüşüdür. Meclis Yargıtay'ın bu sınılayıcı yorumunu sona erdirmek için 6352 S.K. İle 82 maddede değişiklik yapıp " (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./16.md.) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir." şeklinde düzenleme getirmiştir. Bu yasal değişikliğin gerekçesinde ise "Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır" denilerek Yargıtay'ın sınırlayıcı yorumunun hukuka uygun olmadığını tescil etmiştir.

Kanaatimizce alacaklı ile borçlu arasında denge tebligatlar açısından şu şekilde sağlanmalıdır : Tebligatın yoklukla geçersiz olduğu, tebligatta posta memurunun isminin yazmaması, imza ve mührün olmaması gibi durumların yanında, yapılan tebligat işlemi, yokluğa yakın bir şekilde Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık içeriyor ise icra memuru tarafından resen dikkate alınabilmelidir. 

Yokluk veya ağır usulsüzlük dışındaki tebligatın usule  aykırılıklar ise ancak tarafça ileri sürülmesi halinde TK 32. ve İİK 18. Madde gereğince şikayet yoluyla dikkate alınmalıdır. 

Ağır usulsüzlüğün, en pratik tanımı ise; yapılan tebligatı muhatabın öğrenebilmesi şansa kalmış ise, bu durum ağır usulsüzlüktür.    Tüm bu bilgiler ışığında usulsüz tebligatta icra prosedürü şu şekilde hukuka uygun olmaktadır: 

Yokluk ve Tebligat Kanunundaki usule ağır aykırılık hallerinde usulsüz tebligatı, icra müdürü resen gözetmelidir.
Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki icra prosedürüne icra müdürlüğüce geçilip işlem yapılmış ise bu işlemle icra müdürlüğü tebligatın geçerli olduğu yönünde zımni işlem yapmış olup  " icra müdürlüklerinin verdikleri kararlardan kendiliklerinden dönerek yeni bir karar vermelerinin mümkün olmaması" kuralı devreye girer.
Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki prosedüre geçilmiş ise TK 32. Madde ve İİK 18. Madde işletilir.
Usulsüz tebligata rağmen bir sonraki aşamadaki prosedüre geçilmiş ise usulüne aykırı yapılan tebliğe muttali olduğunu bildirmiş ve tarih de belirtmiş ise bildirdiği tarih tebliğ tarihi sayılır ve İİK 18. maddeye göre belirlenecek sürenin başlangıcı bu tarih olur.
Tarih belirtmemiş ise, muttali olduğu beyanının sunulduğu tarih tebliğ tarihi sayılır.
Tarih belirtilmiş ve TK 32. Maddeye göre belirlenen sürenin başlangıç tarihine göre İİK 18. Maddesindeki şikayet süresi geçmiş ise artık tebligattaki usulsüzlük İcra Hukuku açısından ileri sürelemeyecektir.
Usulsüz tebligat şikayetinde bulunmasa da 2. şıktaki süre içinde yapabileceği şikayet ve itirazları mahkemeye bildirmiş ise kesinleşen bir tebligat işlemi olmamakla icra mahkemesi de usulsüz tebligatı resen gözetip buna göre karar verebilir.

Tüm bu gerekçelere göre somut olayda yukarıdaki bentlerden 3. Bente girip usulsüz tebligat mahkememizce resen nazara alınmış ve buna göre İİK 33. maddesi gereğince yapılan bildirimin süresinde olduğu anlaşılmış ve icranın geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Taner Erdoğan




Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim