Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Makaleler
0 Yorum

Adil Yargılama İlkesi Nedir?







Ele alınan ilkelerden istinaf açısından belki de en önemlisi bu ilkedir.


Bundan maksat, ceza muhakemesi işlemlerinin kandırma, yanıltma veya zorlama gibi irade serbestisini engelleyen veya savunmayı kısıtlayan yollara sapılmaksızın, hukuk devleti ilkesine uygun olarak, önceden kanunla öngörülmüş bulunan esaslar çerçevesinde yapılmasıdır16. Bir hukuk devletinde bu esasların, asgarî olarak nelerden ibaret bulunduğu İHAS m. 6 ve MvSHS m. 14/1 vd. de gösterilmiştir.


İddia ve savunma makamları arasında, iddia ve savunma faaliyetlerinin gereği gibi yapılmasına engel olacak ayrımlar yapılması; örneğin iddia veya savunma makamının kayırılması, Batılı ülkelerden silâh eşitliği olarak anılan ve fakat bizim adil yarılama veya dürüst işlem ilkesi içinde mütalaa ettiğimiz ilkeye açık bir aykırılık teşkil eder. Silâh eşitliği demek, ülkemizin de dahil bulunduğu Kıta Avrupa Hukuk Sistemine göre, henüz iddia ve savunma makamlarının her bakımdan eşit olması demek değildir. Bugün silâh

eşitliği denilince akla gelen, savunma makamının bir hukuk devletinde kendisine tanınmış bulunan hakları gerçekten kullanabilmesidir17.


AİHM, AİHS m. 6/1 ile garanti altına alınan adil yargılama ilkesi ile bağlantılı birçok karar vermiştir. Mahkeme, Fransa’ya karşı Tuan Tran Pham Hoang kararında18, Sözleşme sisteminde sanığın zorunlu müdafilikten yararlanma hakkının adil bir yargılama kavramının bir görünümü olduğunu vurgulamıştır. AİHS m. 6 /3c, bunun için iki koşul öngörmektedir. Bunlardan ilki, “müdafi ücretini ödeme konusunda gerekli olanağın bulunmaması”dır. İkinci koşul, “adaletin selametinin bunu gerekli kılmasıdır”. AİHM, böylesine karmaşık sorunlara uygun argüman ileri sürmek ve bunu ifade edebilmek için mutlaka zorunlu olan hukuk eğitiminin başvurucuda bulunmamasını “adaletin selameti için” zorunlu müdafiliği gerekli kıldığı sonucuna ulaşmıştır.


AİHM, Avusturya’ya karşı Asch kararında19 tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadeye dayanarak verilen mahkumiyet kararının AİHS m. 6/3d’ye aykırı olmadığı soncuna ulaşmıştır. Başvurucu, birlikte yaşadığı kişinin jandarmada verdiği ifadeye dayanarak, söz konusu kişinin duruşmada tanıklıktan çekinmiş olmasına rağmen, müessir fiil suçundan mahkum edilmiştir. AİHM’e göre başvurucu, duruşmada tanıklıktan çekinmiş olmasına rağmen, AİHS m. 6/3d anlamında tanık olarak ele alınmalıdır (tanık kavramı otonom olarak yorumlanmalıdır). Mahkemeye göre, bir delil aracının kabul edilebilirliği, ilk planda ulusal yasa koyucu tarafından düzenlenebilir ve normal olarak onun delil olarak değerlendirilmesi ulusal mahkemelere aittir. Hazırlık soruşturmasında elde edilen bir beyanın kullanılması, AİHS m. 6 /1 ve 6/3d ile bağdaşmaz değildir; yeter ki, savunmanın haklarına riayet edilmiş bulunsun. Kural olarak bu hak, sanığın tanığa soru sorma ve karşı koyma konusunda uygun ve yeterli olanaktan yararlanmasını gerekli kılar; bu olanağın ifadenin alındığı anda veya muhakemenin daha sonraki bir aşamasında tanınmış olması önem taşımaz. AİHM, yine Avusturya’ya karşı Artner kararında da20 aynı görüşünü tekrarlamış ve tanığın duruşmada hazır bulundurulmasını güvence altına almak olanaksız olduğu için, ulusal mahkemenin savunmanın haklarına riayet etmek suretiyle polis ve sulh ceza hakimi önünde yapılan beyandan yararlanılmasını AİHS m. 6 /1 ve 6/3d’ye aykırı bulmamıştır. Mahkemeye göre, başvurucuya duruşmada tanığa soru sormak olanağının tanınmaması, somut olayın özellikleri açısından AİHS m. 6/1 ve 6/3d’yi ihlal edici bir boyuta ulaşacak biçimde savunma hakkının ihlal edildiği anlamına gelmez.

AİHS m. 6/1’de öngörülen adil yargılama kuralına aykırılık, Türkiye açısından özel-likle bağımsız ve tarafsız bir hakim önünde yargılanma ve makul süre içinde yargılanma hakkı bakımından gündeme gelmiştir.


3.10.2001 Tarih ve 4709 Sayılı Kanun 1982 Anayasası’nın 36’ncı maddesini de değiştir-miş ve adil yargılanma” ibaresi maddeye eklenmiştir. Bu düzenleme değişiklik yasasının ihti-va ettiği en olumlu değişikliklerden biridir. Bu suretle ADİL YARGILAMA İLKESİ anayasal teminat altına alınmış bulunmaktadır. Söz konusu ilke Anayasada yer aldığı için ve Anayasa, 11’nci maddeye göre tüm kurum ve kişileri bağladığından, bundan böyle disiplin soruştur-maları dahil tüm soruşturma ve kovuşturmalarda söz konusu ilkeye uygun hareket edilecektir.


Adil yargılamaya uyum sağlamak amacıyla yapılan en büyük değişiklik belki de 4771 sayı ve 03.08.2002 tarihli kanunla yapılan değişikliktir. Bu kanunun 7’nci maddesine göre: 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 327’nci maddesinden sonra gelmek üzere 327/a maddesi eklenmiş ve bu suretle kesinleşmiş bir ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme‘nin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiği saptandığında ihlâlin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşme’nin 41’inci maddesine göre hükmedilmiş olan tazminatla giderilemeyecek sonuçlar anlaşılırsa; muhakemenin iadesi isteminde bulunulabilecektir. Yeni CMK bu esası m. 311/1f.2’de muhafaza etmiştir.


Adil yargılama ilkesi bakımından önemli değişikliklerden biri de 9.6.2004 tarih ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nda yapılmıştır. Buna göre, hazırlık soruşturmasının başla-masından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, ikimilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda onmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmimilyar liradan az olamaz.Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hâkim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır (m. 19 Bas.K).


Aynı kanunun 21’nci maddesine göre de, süreli yayınlarda; Kanunda yazılı suçlara ilişkin haberlerde mağdurların; özelliklede onsekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının, kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.


Bu kuralların istinaf aşamasında da geçerli olacağı açıktır.


Adil yargılama ilkesine Yargıtayımız da büyük önem vermektedir

  
16.4.2016 21:19:30

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim