Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Hukuk Medeniyeti
4 Yorum





Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olmasının Anayasa'nın 141/3 ve CMK'nın 34, 230 ve 289/9 maddelerinin amir hükmü olduğu dikkate alınarak; iddia, savunma, sanıkların leh ve aleyhindeki kanıtların tartışılması, sanıkların savunmalarına neden itibar edilmediğinin denetime imkan verecek şekilde açıklanması, sübutu kabul edilen ve suç oluşturan eylemlerin belirlenmesi ve yasal öğelerinin gösterilmesi gerektiği gözetilmeden iddianame, mütaala, ifadeler gibi belgelerin kes kopyala yapıştır yöntemi ile karar oluşturularak gerekçesiz olarak suçun sübutu kabul edilerek hüküm kurulması,


7. Ceza Dairesi         2016/9981 E.  ,  2017/3348 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 4733 sayılı Kanuna Aykırılık 
HÜKÜM : Hükümlülük, Erteleme

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Hükmolunan cezanın nevi ve miktarına göre sanıklar ..., ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebi yerinde görülmediğinden 5320 sayılı Yasa'nın 8.maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 318.maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;

Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olmasının Anayasa'nın 141/3 ve CMK'nın 34, 230 ve 289/9 maddelerinin amir hükmü olduğu dikkate alınarak; iddia, savunma, sanıkların leh ve aleyhindeki kanıtların tartışılması, sanıkların savunmalarına neden itibar edilmediğinin denetime imkan verecek şekilde açıklanması, sübutu kabul edilen ve suç oluşturan eylemlerin belirlenmesi ve yasal öğelerinin gösterilmesi gerektiği gözetilmeden iddianame, mütaala, ifadeler gibi belgelerin kes kopyala yapıştır yöntemi ile karar oluşturularak gerekçesiz olarak suçun sübutu kabul edilerek hüküm kurulması,


Kabule göre de;
1-Sanıklar ... ve ...'ın bu dosyadaki eylemlerinin aynı suç vasfına yönelik olduğu ayrıca; Sanık ... hakkında dairemizde aynı gün incelenen 2015/6951 esas sayılı İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/638 esas, 2013/1251 karar sayılı dava dosyasındaki atılı eylemlerinin benzer mahiyette olduğu dikkate alınarak, sanık ... yönünden her iki dosya gerektiğinde birleştirilip, diğer sanıklar yönünden dosya eylemlerinin bir suç işleme kararı icrası kapsamında işleyip işlemediği ve hakkında 
TCK'nın 43.maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2-Sanıklar ... ve ... hakkında 21/01/2013 tarihli eylemle ilgili açılan kamu davası hakkında karar verilmemesi,
3-Hükmün 9 nolu bendinde suç tarihinin 28.12.2012 yerine 28.11.2012 olarak gösterilmesi,
Yasaya aykırı, sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasa'nın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 321.maddesi uyarınca sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, tutuklu sanıklar başka suçtan tutuklu veya hükümlü değillerse bu suçtan salıverilmelerine, 27.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


19. Ceza Dairesi         2016/8439 E.  ,  2016/22326 K.



"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi


SUÇ : Tebligat Kanuna Aykırılık 
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanık hakkında Tebligat Kanununa aykırılık suçundan kamu davası açıldığı halde yaralama suçundan açılan başka bir davaya ilişkin hükmün gerekçesinin bilgisayardan kes kopyala yapıştır usulüyle temyiz davasına konu hükmün gerekçesi olarak gösterilmesi,
Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN sair yönleri incelenmeksizin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 10/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 
  
12.11.2017 11:16:47

Yorumlar


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3 ve HMK’nın 297. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının, karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi ise hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır. Bu kapsamda mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçede istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sabit görülen olgular ve bunların nitelendirilerek belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması zorunlu kılınmıştır. Bu bağlamda hakimin veya mahkeme heyetinin yaptıkları yargısal faaliyetlerde teknoloji araçlarından faydalanması mümkün ise de, bu durumun esas incelemenin önüne geçecek şekilde kes kopyala yapıştır yönteminin kullanılması suretiyle, dosya ile ilgisiz gerekçe, maddi hata ve hatalı uygulamalara sebebiyet verme olasılığının dikkate alınması gerektiği yönündeki özeni ortadan kaldırmayacak şekilde kullanılmasını gerekli kıldığı ve somut olayda temyiz incelemesi yapılan dosyanın, gerekçe bölümünde, dosya ile ilgisi bulunmayan başka dosyaya ait gerekçenin bilgisayar sistemi üzerinden kes kopyala yapıştır yöntemi kullanılarak hüküm gerekçesi olarak eklendiği izlenimi oluşturduğunun anlaşılması ve bu kapsamda davacının tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyası, davacının şahsi durumu ve dosya kapsamı ile tamamen ilgisiz başka dosya ve kişilere ilişkin bilgi ve saptamalara yer verilmesi suretiyle çelişkiye ve karışıklığa neden olunarak, Anayasa ve HMK'nın amir hükümlerine aykırı davranılması,

Fıkra:Tümü-0


T.C.
Yargıtay
12. Ceza Dairesi


Esas No:2015/9693
Karar No:2016/6535
K. Tarihi:18.4.2016 



Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : 466 sayılı Kanun gereğince tazminat
Hüküm : Davanın kısmen kabulü ile 1.309,19 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine


Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı ve davacı vekilleri tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Tazminat talebinin dayanağı olan Bor Asliye Ceza Mahkemesinin 24/10/2008 tarih, 2005/104 esas, 2008/364 sayılı kararında davacı (sanık) hakkında Hizmet Nedeniyle Emniyeti Suistimal suçundan verilen beraat hükmünün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 06.06.2012 tarih ve 2011/22080 esas, 2012/38637 karar sayılı ilamı ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4. maddesine göre hesaplanan beş yıllık dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesi ile sanık (davacı) hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince düşmesine karar verilmiş olduğu ve tutuklama işleminin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanunun 1. maddesinin 6. fıkrasında hangi hallerde tazminat istenebileceğinin tahdidi şekilde sıralandığı ve anılan Kanunun 1. maddesi kapsamında belirtilen tazminat isteme koşullarının davacı yönünden oluşmadığı gözetilmeden davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile davacı lehine tazminata hükmedilmesi,
2-Kabule göre de;
a)-1Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı CMK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 18. maddesi ile 07.05.1964 gün ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı CMK'nın Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme koşulları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş ise de; 5320 sayılı Kanunun 6/2. maddesindeki Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144. madde hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağının belirtilmiş olması karşısında, yapılan işlemden kasıt davacının tutuklandığı tarih olup bu tarih itibariyle de tazminat istemi hakkında 466 sayılı Kanun hükümleri esas alınarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, tutuklama işleminin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olmayan 5271 sayılı CMK’nın 141 ve devamı maddeleri gereğince değerlendirme ve uygulama yapılması,
b)-Dava dilekçesinde ve inceleme aşamasında faiz talebinde bulunulmamasına rağmen, hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar için karar tarihinden itibaren faize hükmedilmesi,
c)-Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3 ve HMK’nın 297. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının, karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi ise hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır. Bu kapsamda mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçede istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sabit görülen olgular ve bunların nitelendirilerek belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması zorunlu kılınmıştır. Bu bağlamda hakimin veya mahkeme heyetinin yaptıkları yargısal faaliyetlerde teknoloji araçlarından faydalanması mümkün ise de, bu durumun esas incelemenin önüne geçecek şekilde kes kopyala yapıştır yönteminin kullanılması suretiyle, dosya ile ilgisiz gerekçe, maddi hata ve hatalı uygulamalara sebebiyet verme olasılığının dikkate alınması gerektiği yönündeki özeni ortadan kaldırmayacak şekilde kullanılmasını gerekli kıldığı ve somut olayda temyiz incelemesi yapılan dosyanın, gerekçe bölümünde, dosya ile ilgisi bulunmayan başka dosyaya ait gerekçenin bilgisayar sistemi üzerinden kes kopyala yapıştır yöntemi kullanılarak hüküm gerekçesi olarak eklendiği izlenimi oluşturduğunun anlaşılması ve bu kapsamda davacının tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyası, davacının şahsi durumu ve dosya kapsamı ile tamamen ilgisiz başka dosya ve kişilere ilişkin bilgi ve saptamalara yer verilmesi suretiyle çelişkiye ve karışıklığa neden olunarak, Anayasa ve HMK'nın amir hükümlerine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 18.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cevapla

Kabule göre de; davalının basın açıklamasındaki beyanlarının davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; Anayasa'nın 141/3. maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmak zorundadır. 6100 sayılı HMK 297. maddesi uyarınca hükmün “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” göstermesi gerekir. Şu durumda, 15 sayfa olarak yazılan gerekçeli kararda dava dilekçesinin, cevap dilekçesinin, bilirkişi raporunun olduğu gibi aktarılarak deliller tartışılmadan ve değerlendirilmeden, hangi ifadenin tazminata dayanak gösterildiği açıklanmadan, ifadelerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde görülerek manevi zarardan sorumlu tutulduğu, kararın gerekçesinde olması gereken unsurların bulunmadığı, ilgisiz olan kısımların çıkartılmadığı, kes yapıştır şeklinde gereksiz tekrarlara yer verildiği, gerekçelendirilmeden hüküm kurulmuş bulunması isabetli olmamış, kararın gösterilen bu nedenle de bozulması gerekmiştir. ...

Fıkra:Tümü-0


T.C.
Yargıtay
4. Hukuk Dairesi


Esas No:2015/6272
Karar No:2016/6229
K. Tarihi:9.1.2014 




MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 09/01/2014 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/02/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 
Davacı kendisinin... Büyükşehir Belediye Başkanı, davalının da ... Milletvekili olduğunu, davalının ...Meclisinde 16/11/2013 tarihli basın toplantısında yaptığı açıklamaların kişilik haklarına saldırı içerdiğini iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. 
Davalı, dava konusu basın toplantısında bir mahkeme dosyasının kamuoyu ile paylaşıldığını, gerçeği yansıttığını, davacının kişilik haklarına saldırı içermediğini davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. 
Mahkemece, davalının... Büyükşehir Belediye Başkanı olan davacı hakkında yaptığı basın açıklamasında gerçekle ilgisi olmayan beyanlarda bulunduğu, davalının beyanlarının davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu eleştiri sınırının aşıldığı gerekçesi ile, istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
Anayasamızın 25. maddesi uyarınca “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. .... nin 10. maddesinde “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir....” hükmü bulunmaktadır. 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru no'lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya konulması gerektiğini,...” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri 69698/01 başvuru no'lu ve 16354/06 başvuru no'lu kararlarında da tekrar etmiştir. 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre; siyasetçilere yönelik eleştirinin sınırı özel kişiler için olandan daha geniştir ve siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanması gerekir. Çünkü siyasetçi zorunlu ve bilinçli olarak eylem ve davranışlarını gazetecilerin ve vatandaşların kontrolüne açık bırakmakta, kamuoyuna mal olmuş kişiler haline gelmeyi bilerek tercih etmektedir. 
Somut olaya gelince; Davacı,... Büyükşehir Belediye Başkanı'dır. Davalı ise ... ...Milletvekili'dir. Davalı, ...Meclisi'nde 16/11/2013 tarihli basın toplantısında... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/262 esas sayılı dosyasının sanığı ve... Büyükşehir Belediyesinde ...Başkanı olan .... hakkındaki yargılamanın zamanaşımına uğramasını ve davacı hakkında kamu davası açılmamasını yaptığı açıklamalar ile eleştirmiştir.
Şu durumda, taraflar siyasi kimlikleri olan şahıslar olup, davalı basın toplantısında davacının Belediye Başkanı olduğu döneme ait işlemlerle ilgili eleştirilerini dile getirmiştir. Davacının siyasi kimliği nedeniyle normal koşullardan daha ağır eleştiriye açık olması gerektiği gibi bu şartlar altında ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirecek demokratik bir toplum için gereklilik bulunmadığı, davacının kişilik değerlerinin ihlal edilmediği sonucuna varılarak, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 
Kabule göre de; davalının basın açıklamasındaki beyanlarının davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; Anayasa'nın 141/3. maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olmak zorundadır. 6100 sayılı HMK 297. maddesi uyarınca hükmün “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” göstermesi gerekir. Şu durumda, 15 sayfa olarak yazılan gerekçeli kararda dava dilekçesinin, cevap dilekçesinin, bilirkişi raporunun olduğu gibi aktarılarak deliller tartışılmadan ve değerlendirilmeden, hangi ifadenin tazminata dayanak gösterildiği açıklanmadan, ifadelerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde görülerek manevi zarardan sorumlu tutulduğu, kararın gerekçesinde olması gereken unsurların bulunmadığı, ilgisiz olan kısımların çıkartılmadığı, kes yapıştır şeklinde gereksiz tekrarlara yer verildiği, gerekçelendirilmeden hüküm kurulmuş bulunması isabetli olmamış, kararın gösterilen bu nedenle de bozulması gerekmiştir. 
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

Cevapla

12. Ceza Dairesi         2015/3698 E.  ,  2016/3397 K.
"İçtihat Metni"

Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Dava Tarihi : 09/12/2013
Hüküm : Davanın kısmen kabulü ile 4.918,80 TL maddi, 4.000 TL manevi tazminatın davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine 
Temyiz edenler : Davalı vekili ve Davacı vekili 

Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3 ve HMK’nın 297. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının, karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi ise hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır. Bu kapsamda mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçede istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sabit görülen olgular ve bunların nitelendirilerek belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması zorunlu kılınmıştır. Bu bağlamda hakimin veya mahkeme heyetinin yaptıkları yargısal faaliyetlerde teknoloji araçlarından faydalanması mümkün ise de, bu durumun esas incelemenin önüne geçecek şekilde kes kopyala yapıştır yönteminin kullanılması suretiyle, dosya ile ilgisiz gerekçe, maddi hata ve hatalı uygulamalara sebebiyet verme olasılığının dikkate alınması gerektiği yönündeki özeni ortadan kaldırmayacak şekilde kullanılmasını gerekli kıldığı ve somut olayda temyiz incelemesi yapılan dosyanın, gerekçeli kararın delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe bölümünde, dosya ile ilgisi bulunmayan başka dosyaya ait gerekçenin bilgisayar sistemi üzerinden kes kopyala yapıştır yöntemi kullanılarak hüküm gerekçesi olarak eklendiği izlenimi oluşturduğunun anlaşılması ve bu  kapsamda davacının tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyası, davacının şahsi durumu ve dosya kapsamı ile tamamen ilgisiz başka dosya ve kişilere ilişkin bilgi ve saptamalara yer verilmesi suretiyle çelişkiye ve karışıklığa neden olunarak, Anayasa ve HMK'nın amir hükümlerine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı olup, davalı ve davacı vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cevapla

(Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi         2014/9622 E.  ,  2014/19249 K.


    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
    (İş Mahkemesi Sıfatıyla)
    Dava Türü : İşe İade

    Taraflar arasındaki işe iade davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm duruşmalı olarak süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibariyle duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği görüşüldü.
    Davacı işçi, iş sözleşmesinin haksız olarak alacak davası açması nedeniyle işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
    Davalı ... vekili davacının kendi işçisi olmadığından ve davalı şirketlerle arasında muvazaa ve asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmadığından davanın husumet nedeniyle reddini istemiştir. 
    İhbar olunan Karahan Bilişim ve Data grup ise ise taraflar arasındaki sözleşmenin muvazaalı olduğunun ...iş Mahkemelerinden verilen kararla kesinleştiğini ve davanın husumet yönünden reddini diğer ihbar olunan ... İnşaat Ltd. Şti ise davacının istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını ve feshin kendilerince yapılmadığını bu nedenle davanın reddini talep etmişlerdir. 
    Mahkemece; her ne kadar davacının SGK primleri davalı şirketler tarafından yatırılmakta ve davalı şirketler hizmet alım sözleşmesi ile hayvancılık ve tarım işlerinin yapılması işini ihale ile almış ise de, işçilerin diğer davalının yanında çalıştıkları, yapılan işin tarım işleri olup diğer davalının asıl işinin bir parçası olduğu tanık beyanları ile sabit olduğu üzere emir ve talimatların diğer davalının hizmetinde çalışan şeflerden alındığı hususları ve ...3. İş Mahkemesinin 2010/980 Esas, 2012/142 Karar sayılı kararı nazara alındığında davalılar arasında kurulan asıl işveren alt işveren ilişkinin muvazaalı olduğu anlaşıldığından, davalı şirketler hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, ancak HMK 327/2 maddesi uyarınca kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet veren davalı şirketler yararına avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, davalı ... tarafından feshin geçerli nedene dayandığının kanıtlanamadığı, sözleşme fesih sebebinin davacı tarafça açılan fazla çalışmaya ilişkin dava olduğu, davalı ... vekilinin ibraname iddiasındaki imzanın davacıya ait olduğunun ispatlanamadığı, diğer davalılar ile davalı ... arasında kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin de muvazaalı olduğu, davacının iş sözleşmesinin kurulduğu andan itibaren, davalı ... işçisi kabul edilmesi gerektiği anlaşıldığından, davanın kabulü ile feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine, davacının kıdemi ve özellikle sözleşme fesih nedeni dikkate alınarak tazminat miktarının 8 aylık brüt ücreti tutarında belirlenmesine karar verilmiştir. 
    Her şeyden önce Mahkeme kararında dava dosyası ile uyumlu olmayan kes kopyala yapıştır yöntemiyle diğer davalardan alındığı anlaşılan "Yapılan yargılama... " ve "Her ne kadar ... " ibaresi ile başlayan paragrafların bu dava dosyasıyla ilgisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Davacı ...'e ait SGK Hizmet Cetvelinin incelenmesinde 10.02.2007-02.04.2007 tarihleri arasında ... sicil numaralı ... Sol; 03.05.2007-09.06.2007 tarihleri arasında... Yapı San Şirketi; 09.06.2007-31.7.2010 tarihleri arasında ... sicil numaralı ...Şirketi ve son olarak da 01.08.2010-30.10.2010 tarihleri arasında ... sicil numaralı davalı şirketlerden oluşan iş ortaklığı nezdinde çalıştığı ve iş akdinin 30.09.2010 tarihinde feshedildiği ve davacının fesih öncesinde 23.09.2010 tarihinde ...Şirketi ve ... aleyhine alacak davası açtığı ve bunun üzerine iş akdinin feshedildiği anlaşılmıştır. Davacının hizmet cetvelinde ... de çalıştığı döneme ilişkin bir kopukluk bulunmamaktadır. 
    Ayrıca, davacının en son çalıştığı yüklenici iş ortaklığını oluşturan şirketler ile ilgili olarak usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığı, davanın ihbarı niteliğinde verilmiş bulunan dilekçelerin dahili dava dilekçesi olarak kabulüne rağmen harç alınmadığı halde karar başlığında davalı olarak gösterilmeleri hüküm fıkrasında olumlu/olumsuz bir karar verilmemiş olması da hatalı ise de, söz konusu dilekçelerin davanın ihbarına ilişkin dilekçeler olarak Dairemizce değerlendirilmiş olması karşısında bu hususlar esası etkilemeyeceğinden bozma nedeni yapılmamış, yüklenici iş ortaklığını oluşturan şirketler ihbar olunan olarak değerlendirilmiştir. 
    Mahkemece feshin geçersizliğine, ve kesinleşmiş muvazaa tespitine göre davacının ... işyerine işe iadesine karar verilmiş olması dosya içeriğine uygun olduğundan, davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
    Somut olayda iyiniyetli olan davacı işçiye karşı taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği, akdin hükümsüzlüğünün davacıya karşı ileri sürülmesinin MK.'nun 2.maddesindeki iyiniyet kurallarına aykırı olması ve hiç kimsenin kendi hilesinden yararlanamayacağı ilkesi gereğince muvazaalı işlemin tarafının, davacının iş akdinin geçersiz nedenle feshi sonucuna bağlı yasal yaptırım sonucu doğan alacağından diğer davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmelidir. (HGK.'nun 03.12.2008 T. 2008/9-704 E, 2008/730 K. sayılı kararı)Ancak somut olayda yüklenici iş ortaklığını oluşturan şirketlere yönelik açılmış usule uygun dava bulunmadığından maddi sonuçlardan da sadece davalı ... sorumlu tutulmuş olup davalı ile yükleniciler arasındaki iç ilişki üzerinde durulmamıştır. 
    4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrasında işe başlatmama tazminatının alt ve üst sınırları gösterilmiş olup; söz konusu tazminatın belirtilen sınırlar arasında işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenmesi gerekir. Üst sınırın aşılmasının tek istisnası 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 31. maddesindeki sendikal nedenle yapılan fesihlerdir. Anılan maddeye göre feshin sendikal nedene dayanması halinde işe başlatmama tazminatının işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında belirlenmesi gerekir. Dairemizin uygulaması bu yöndedir. Dairemiz yıllık ücretli izinle ilgili 53. maddedeki kıdem sürelerini dikkate alarak 6 ay ile 5 yıl arasında kıdemi olan işçi için 4, 5 yıl ile 15 yıl arasında kıdemi olan işçi için 5, 15 yıldan fazla kıdemi olan işçi için 6 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatın belirlenmesini öngörmekte, fesih sebebine göre bu miktarlarda azami sınır 8 aya kadar da çıkmaktadır.
    Davacının işyerindeki kıdemi 5 yılın altında olmasına rağmen davacının kıdemi ve feshin, davacının işveren aleyhine 23.09.2010 tarihinde... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde İş Mahkemesi Sıfatıyla 2010/689 E.sayılı dosya ile fazla mesaiden kaynaklı alacak davası açması nedeniyle yapıldığı da açıkça anlaşıldığından işe başlatmama tazminatının +1 ay ilavesiyle 5 ay olarak belirlenmesi dosya içeriğine uygun düşecektir. İşe başlatmama tazminatının üst sınırdan takdiri isabetsiz olmuştur. 
    Belirtilen nedenlerle, davalının bu yöndeki temyiz itirazının kabulü ile 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
    HÜKÜM:Yukarıda belirtilen nedenlerle;
    1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
    2-İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının davalı ... işyerine İŞE İADESİNE,
    3-Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı ... tarafından süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminatın miktarının davacının 5 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,
    4-Davacı işçinin işe iadesi için davalı ...'e süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE, 
    5-Alınması gereken 25.20 TL harçtan peşin alınan 17,15 TL harcın tenzili ile bakiye 8.05 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
    6-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'ne göre 1.500,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 
    7-Davacı tarafından yapılan 178,15 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
    8-Yatırılan gider ve delil avansından artan miktarın ilgililere iadesine,
    9-Temyiz harcının istek halinde davalı ... iadesine, 21.10.2014 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.

    Cevapla

    Adınız:





    Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim