Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Makaleler
0 Yorum




Bir ülke düşünün, yıllardır terörle mücadele ediyor. Ancak ne yapıyor, ne ediyorsa bu mücadelesinde başarılı olamıyor… Bu nedenle terör, yıllardır resmi, sivil, genç, yaşlı demeden bu ülkede can alıyor…

Bu ülke bizim…

O halde bu kimin terörü, amaç, hedef ne, neden yıllardır bitmiyor bu terör? Kim kiminle kapışıyor?

2017 yılına girdiğimiz günün gecesi, yine terör toplu can almış ve yine her kafadan ayrı bir ses… Toplum ayrıştırılmış, düşman kamplara bölünmüş, herkes korku, panik içinde sağduyusunu yitirmiş birbirini suçluyor… “ABD gene uyarmış… Katliam, saldırı göstere göstere geliyorum, demiş… CIA uyardıysa MİT ne yapmış”… Terör örgütlerinin büyük şehirlerde, kalabalık yerlerde eylem hazırlığında olduğunu ABD söylemese, uyarmasa bizim devlet hiçbir zaman bilemeyecek(miş!)… Yani, devlet onca uyarılara aldırmamış, önlem almamış, yetersiz kalmış vs…

Herkes aklına geleni hiç düşünmeden söylüyor, yazıyor. Yine “yaşam tarzından, laik düzenden” söz ediliyor… Kimileri yine “dini bütün” havasında, Noel kutlaması yapan "gâvurları" hedef gösteriyor “oh olmuş, ne işleri var orada” diyor… Kimileri ise her zamanki gibi “yaşam tarzı” vurgusunda, dindarları, İslamcıları hedef gösteriyor…

Bir olmuşlar, hep birlikte yine “laik-antilaik” ateşini körüklüyorlar, terörün değirmenine su taşıyorlar… Halkı kin ve düşmanlığa teşvik ediyorlar…

Bu dil, bu ahmaklık ölüm getirir demiyorlar…

Bu bir provokasyon mu, evet…

Bu bir terör eylemi mi, evet…

Amaçlanan ne peki: “korku,panik yaratarak bizi birbirimize düşürmek, sağduyudan yoksun ne yapacağımızı bilemez hale getirmek"... O halde birlik zamanı, demiyorlar…

Muhalefet, yine her zamanki gibi terörü kınamaktan önce iktidarı kınamakla meşgul…

***

Terör, toplumda korku, panik, umutsuzluk yaratmak, halkı yıldırmak, baskı altına almak, çaresiz bırakmak suretiyle ekonomik ve politik hedeflere ulaşmak amacıyla süreklilik arz eden, her türlü şiddet içeren hareketler, olarak tanımlanabilir.

O halde terörün asıl amacı, genç, yaşlı demeden insanları sokak ortasında toplu halde rastgele öldürmek değildir. Her toplu katliam, terörist için asıl hedefe ulaşmak için bir araçtır. Ortaya konulan şiddet ve katliam deyim yerindeyse bir şiddet gösteriden ibarettir. Terör, bu yolla, güç gösterisi yapar... Asıl hedef ise toplumun tamamıdır, toplumsal hafızadır…

Terör bu şekilde, bütün halka seslenir: “korkun, paniğe kapılın, umutsuzluk içinde çaresiz kıvranın, aklınızı, sağduyunuzu yitirin, hiç düşünmeden panik içinde boşboğazlık edin ve bana, amacıma hizmet edin” der…

Terör, güç ve şiddet gösterisi yaparken aslında toplumun tamamına “korkun” der demesine ama “benden korkun” demez. “Korkun, korkun, birbirinizden korkun” der… Böylelikle toplumsal ayrışmayı, huzursuzluğu teşvik eder, toplumu birbirine güvenmeyen düşman kamplara böler. Halkın bir araya gelip sağlıklı düşünmesini, teröre karşı örgütlü olarak tepki vermesini önler… …

Evet, terörün ne olduğunu, amacını aşağı yukarı herkes bilir. Bilir bilmesine de insanoğlu bu...Korkuya, paniğe kapıldı mı, çaresiz kaldı mı ne yapacağını bilemez. Bilerek veya bilmeyerek teröre hizmet etmekten kendini alı koyamaz… İşte teröriste bunu bilir, bütün kurgusunu bu varsayım üzerine kurar…

Terör, sırf silahla, şiddetle değil, toplumsal hafızayı tarumar etmek için her türlü yöntemi kullanır. Özellikle medya, sosyal iletişim ağları bunların başında gelir… Terörü kutsayan tetikçi kalemler, terörün ortalığa saldığı dehşeti, korkuyu, paniği, umutsuzluğu bu kanallardan topluma "sezdirmeden" pompalar… Böylelikle toplumsal kaos büyür, tarih hükmünü verir ve film biter… Örgütlü ve güçlü olan kazanır… Amaçlanan da budur…

Bu nedenle vakit geçirmeksizin, bütün toplumsal dinamikleri derhal seferber etmek gerekir... Bu tuzağı bütün topluma anlatmak, fark ettirmek gerekir. Korkuysa korku, panikse panik ama illaki devletin topluma, halka güven vermesi gerekir. Birey olarak da, her aklına eseni konuşup yazmak marifet değildir, herkesin oturup ciddi ciddi adam gibi düşünmesi gerekir…. Toplumu ayrıştırıcı dilin, şiddetin, korkunun, paniğin aracısı, taşıyıcı olmamak gerekir… Terörün değirmenine su taşıyan, toplusal ayrışmayı körükleyen kiralık kalemleri görüp, teşhir etmek gerekir…

İşte bunu başardığımızda çok daha güçlü, örgütlü olabilir ve kazanabiliriz…

Ali Musa Sarıçimen
  
1.1.2017 21:25:35

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim