Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

CEZA KARARLAR Koleksiyonu




MURAT ÖZKAYA
Koleksiyoner
Koleksiyon Tarihi ve Numarası :
18.9.2018 / 272


Csı new york dizisi senaryosu gibi içtihat : adam öldürmede sübut

Özet:
Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır.

Kanun No:5271   Madde No:1   Fıkra:Tümü
Kavram: suçun sübutu


T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu

Esas No:2013/1
Karar No:2015/102

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : Ankara 4. Ağır Ceza


Maktule : D.A.
Sanık : Y.A.
Temyiz Eden : Sanık müdafileri, re'sen
Kasten öldürme suçundan sanık Y.A.’nın 765 sayılı TCK’nun 449/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.03.2011 gün ve 325-228 sayılı re’sen temyize tâbi olan hükmün, sanık müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.04.2012 gün ve 37-2558 sayı ile; 
“Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktule ve sanığın evli oldukları, evliliklerinin ilk yıllarında sanığın maktuleyi darp etmesi nedeniyle maktulenin bir süre babasının evine gittiği ve araya girenlerin barıştırması üzerine evine döndüğü, olay öncesinde köyün ortak suyunun sanığın ailesi tarafından izinsiz kapatılması ve hayvan besiciliğinde kullanılmasından ötürü sanığın ve maktulenin ailesi arasında oluşan husumet nedeniyle, adli merciilere yansıyan olayların gerçekleştiği anlaşılmakla, olay günü Polatlı ilçe merkezine taşınmak isteyen maktule ile sanık arasında tartışma çıktığı, sanığın maktuleyi gözüne vurup yaraladığı, saat 19.00 sıralarında gerçekleşen bu olay üzerine maktulenin komşuları olan tanıklar Fatma ve Abdullah'ın evine sığındığı ve onlara eve dönmek istemediğini, Polatlı'ya babasının evine gitmek istediğini söylediği, akrabaları ve komşuları olan Basri'ye haber verilmesi üzerine tarafların barıştırıldıkları ve aynı gün maktulenin evine döndüğü, sanığın aşamalardaki aksi kanıtlanamayan savunmasında, işinin saat 23.00 sıralarında bitmesi üzerine eve geldiğini, havanın soğuk olması nedeni ile sobanın bulunduğu odada maktule ve iki çocuğu ile birlikte uyuduklarını, yatmadan önce gündüz yaşanan olayla ilgili maktule ile aralarında konuşma geçmediğini, saat 02.00 ile 02.30 civarında küçük kızının ağlaması üzerine uyandığını, yatağa baktığında maktulenin yanında olmadığını anladığını, süt ısıtmak için mutfağa gitmiş olabileceğini düşünüp beklediğini, gelmeyince kapıyı açıp dışarı çıktığını, yanda ışıkları yanan yatak odasına girdiğinde, maktulenin ayakları yerde ve sırtı yatak üzerinde olacak şekilde hareketsiz yattığını, elbise dolabının orta bölmesinde muhafaza ettiği ruhsatsız av tüfeğinin, namlusu yukarı doğru hafif eğik vaziyette maktulenin bacaklarının arasında olduğunu görüp maktulenin yüzüne dokunduğunda soğukluğu hissettiğini, o anki şok ile maktulenin üzerindeki kazağı kaldırdığında toplu saçma giriş yarasını gördüğünü ve öldüğünü anladığını, tüfeğe dokunmadığını, hemen komşulara haber verdiğini, patlama sesini yattığı odadan duymadığını beyan ettiği olayda, 
06.01.2004 tarihli ekspertiz raporunda, olayda kullanılan silah üzerinde parmak izine rastlanmadığı, 17.12.2003 tarihli ölü muayene tutanağında, maktulenin göbek deliğinin 9 cm yukarısında 2x3 cm'lik alt kısmı düzgün ve yukarıya doğru genişleyen tarzda üst kısmında parça artıklarının olduğu toplu saçma giriş deliğinin bulunduğu, 24.01.2004 tarihli otopsi tutanağında ise maktulenin 2. ve 3. paravertebral bel omurunun sağında av tüfeği fişeğine ait plastik tapanın ve çok sayıda saçma tanesinin olduğu, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi'nin 22.05.2006 tarihli ve 1369 sayılı raporunda, atışın toplu giriş mesafesi dahilinde yakın atış mesafesinden yapıldığı, cesedin bulunuş şekli, yara yeri, atış mesafesi, olayda kullanılan tüfeğin özellikleri ve ölenin fiziki gelişimi dikkate alındığında, bu atışın maktule tarafından ayak parmakları kullanılarak yapılmasının reddedilemeyeceği, Adli Tıp Fizik İhtisas Kurulu'nun 30.07.2009 tarihli ve 1234 sayılı raporunda atışın, bitişiğe yakın atış mesafesinden yapıldığı tespitlerine yer verilmesi, 
Mahkeme tarafından yapılan keşif sonrası düzenlenen 07.11.2007 ve 31.11.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporlarında ise, ayakları yere değecek şekilde 50 cm yükseklikteki yatak üzerinde başı öne eğik vaziyette oturan maktulenin elindeki tüfeğin lastikten yapılmış kaymayan dipçik kısmını halıya veya muşambaya dayayıp kendisine doğru eğerek, 5-10 cm kadar mesafeden namlusunu her iki eli ile sabitleyip tutması halinde, ayak parmağını kullanıp tetik bölümüne baskı yaparak ateş etmesinin, atış sonucunda silahtaki geri tepme (namlu ağzı basıncı) ile oturduğu yatak üzerine sırt üstü düşmesinin ve tüfeğin bacaklarının arasında kalmasının mümkün olduğunun, maktulenin sağ ve sol eli üstündeki atış artıklarının bu şekilde açıklanabileceğinin, sol el avuç içerisindeki atış artıklarının sol eli ile namluyu kovan atma boşluğuna yakın bir yerden tutmasından; sanığın sağ el avuç içindeki atış artıklarının ise ateş edilen silaha, yara yerine veya atış artığı bulunan şeylere dokunmasından kaynaklanabileceğinin, maktule tarafından bu şekilde yapılan atış neticesinde, yukarıya doğru genişleyen mevcut toplu saçma giriş yerinin ve fişeğe ait plastik tapanın vücut içerisinde kalması ile saçma tanelerinin dağılımına uygun yara tarajesinin oluşmasının tıbben mümkün olduğunun belirtilmesi karşısında; 
Sanığın maktuleyi olay öncesinde darp etmesi, sanığın ve maktulenin aileleri arasında adli merciilere yansıyan husumet bulunması, olayda kullanılan silahın üzerinde parmak izine rastlanmaması ve sanığın savunmasında patlama sesini duymadığını beyan etmesi gibi olay ve olguların tek başına sanığın maktuleye karşı kasten öldürme suçunu işlediğini ispatlamayacağı gözetilmeksizin, mahkumiyete yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde cezalandırılma- sına karar verilmesi” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi M.Üstüner; "...1) Olayın aynı zamanda tek tanığı konumunda bulunan sanığın savunmasını irdelediğimizde;
Bizzat sanığın savunmasında geçtiği, çoğunluk görüşünün de benimsediği üzere, maktul ile sanığın evli oldukları, köyün ortak suyunun sanık ailesi tarafından izinsiz kullanılması ile ilgili olarak iki taraf aileleri arasında da adli mercilere yansıyan olayların bulunduğu ve evliliklerinin ilk yıllarından beri hatta olay günü sanığın maktuleyi darp ettiği sabittir. 
...Sanığın savunmasına itibar etme olanağı bulunmamaktadır. Zira, savunma hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi, maddi deliller ile de kısmen örtüşmemektedir. Kapıların açık olmasına karşın, silah sesini duymayan sanık, çelişki ile bebek ağlama sesine uyanabildiğini, devamında maktuleyi yan odada sırt üstü yatar vaziyette ayaklarının arasında av tüfeği olduğu halde gördüğünü, yüzüne dokunduğunda soğuk olduğunu anlayıp kazağı açtığında tüfek giriş deliğini gördüğünü, tüfeğe hiç dokunmadığını belirtmesine karşın, dosyada maktulenin bulunduğu ana ilişkin konumlar fotoğraflandırılmış olup, maktulenin üzerinde ve giysilerinde hiç kan görmemesine karşın, maktuleyi kaldırmaya çalışmadan doğrudan kazağını hem de tek eli ile kaldırması düşündürücüdür. Kaldı ki, üzerindeki tüfeğe dokunamadan, maktulenin kazağını kaldırması da mümkün olamaz, çünkü resimlerden de anlaşılacağı üzere normal şartlarda ve konumda tüfekde kazağın üstünde bulunması gerekirdi. O halde, tüfeğe dokunmadan kazağı kaldırmak mümkün olamaz. Bu nedenle sanığın ve tüfeği olay anında kullanan maktül iken tüfekte enazından maktulün parmak izlerinin bulunmaması da bir başka düşündürücü vakadır. Hatta, maktulenin bulunduğu şekliyle dosyada mevcut resimler incelendiğinde, sanığın savunmasında geçtiği şekliyle maktulenin yatak kıyafetleri ile bulunmadığı, normal kıyafetlerle kalın çorabının dahi giyili bulunduğu dolayısıyle '..konuşup anlaştıklarını, yattıklarını daha sonra gece uyurken kızının sesine uyandığını' şeklindeki savunmasının aksine, maktulenin normal giysilerde ve hiç yatmadığını göstermektedir ve bu dahi düşündürücüdür. 
Yine, dosyada mevcut maktulün bulunduğu ana ilişkin fotoğraflar dikkatlice izlendiğinde, yatmakta olduğu yatağın örtülerinin dahi muntazam olduğu, hiçbir kırışıklığın söz konusu olmadığı, bu şekilde intihar eden kişinin geriye doğru yatağa düşmesi durumunda, enazından örtünün muntazam durmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi, maktulün ellerinin konumunun da bu şekilde kalamayabileceği de bir gerçektir. 
2) Dosyada mevcut teknik delillerin irdelenmesi durumunda ;
Ankara Jandarma Komutanlığının 12.01.2004 tarih 203/425956-55529 sayılı ekspertiz raporunda; maktulenin sağ el dış, sol el iç-dış svapları üzerinde atış artıklarına rastlandığı, sanık Y.A.'ya ait sağ el iç svabı üzerinde atış artığına rastlandığı tesbit edilmiştir. Bu durum ise, maktulenin kazağını tutması durumunda da oluşabileceği şeklinde açıklanabilmekte ise de, tek elle kazağı kaldırması ne derece doğaldır anlaşılamamıştır. 
Otopside tanımlanan bulgular ve Jandarma Kriminal Laboratuvarının giysi incelemesine ait bulgulara göre, kişinin ölümüne neden olan atışın av tüfeği saçma tanelerinin toplu giriş mesafesi dahilinde yakın atış mesafesinden yapılmış olduğu, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu Başkanlığının 22.5.2006 gün ve 1369 nolu raporu ile tesbit edilmiş olup, bu raporda daha da ileri gidilerek sonuç bölümünün 2 nolu bendinde, '..cesedin bulunuş şekli, yara yeri, atış mesafesi, olayda kullanılan tüfeğin özellikleri ve ölenin fiziki gelişimi birlikte dikkate alındığında bu atışın uygun pozisyonda kendisi tarafından (ayak parmakları kullanılmak suretiyle) yapılmasının rededilemeyeceği' belirtilmiştir. Yani, maktulenin ayak parmaklarını kullanması, hiçbir şekilde dosya kapsamına göre iddia edilmediği, savunmada geçmediği ve dosyaya yansımadığı halde rapor varsayıma dayalı olarak verilmiştir. Bir an için bu varsayımdan hareket ile maktulenin ayak parmaklarını kullanarak tüfeğin mermi tertibatını kullandığını ve kendine ateş edip, intihar ettiğini kabul etmemiz durumunda da yine çelişkiler oluşmaktadır. Çünkü cesedin bulunuş şekli itibariyle herkes tarafından kullanılabilecek ya da bilinebilecek olağanüstü bir intihar yöntemi değildir. Maktulede köyde yetişmiş, tüfek kullanma hususunda ileri teknikleri bilen biri olmayıp mütevazi bir evhanımıdır. Her ne kadar mahkemece yapılan keşifte, bizzat maktulenin olay anında üzerinde bulunan el örmesi kalın yün çorapda kullanılmak suretiyle tatbikat yapılarak, çorap ile atışın mümkün olabileceği tesbit edilmiş ise de, bu yöntemi kullanan kişinin kışlık kalın çoraplarını kullanmak suretiyle kendisini zora sokmasının anlamı nedir. Ayrıca ayak başparmağını kullanması durumunda, maktulenin dosyada mevcut resmi itibariyle kullandığı parmak itibariyle çorabın parmak arasına girmesi gerekirken, böyle bir duruma resimde rastlanmamıştır. 
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 15.8.2005 tarih 42788/1821 sayılı raporunda, olayda kullanılan Sarsılmaz marka 12 kalibre, 61 cm. namlu uzunluğunda, tüm uzunluğu 113 cm ölçülen mekanizmalı av tüfeğinin yapılan incelenmesinde, ateş etmesine mani mekanik arızasının bulunmadığı, namlu ucu tetik arası uzunluğun ise 77 cm olduğu, yine 30.06.2010 tarihli rapor ile de av fişeğini patlatması ile birlikte geri tepmenin meydana geldiği, suç konusu giysi üzerinde oluşan deliklerin, 4-5 cm-150 cm arasındaki mesafelerde yapılan deneme atışlarına ait delinmelerini aynı fiziksel özelliklere sahip olması nedeniyle, atışın bu mesafe aralığında herhangi bir mesafeden, herhangi bir kişi tarafından yapılmasının mümkün olduğu kanaati belirtilmektedir. Tüm bu hususlar çerçevesinde, teknik olarak olayda kullanılan tüfeğin geri tepmeli olduğu, bu haliyle mahkemece gidilen keşif akabinde belirtildiği şekilde '.....tüfeğin kendiliğinden kaymadığı' şeklindeki mütalaanın sadece denemeye bağlı olduğu, teknik bilirkişi raporunun ise, teknik verilere göre değerlendirme yapması nedeniyle kabul de daha üstün tutulması gerektiği ortadadır. Bu durumda, tüfeğin teknik olarak geri tepme özelliği gözönünde tutulduğunda, maktulenin bacaklarının arasında kalamayacağı sonucunu da ortaya çıkartmaktadır. 
Otopsi raporundan da anlaşılacağı üzere, maktule 170 cm boyundadır, epigastrium orta bölümündeki av tüfeği saçma taneleri toplu giriş deliği bulunup, batın içerisinde 3. bel omuru sağında bir adet tapa görüldüğü belirtilmiş olup, bu haliyle yara trajesinin yere paralel seyir ettiği anlaşılmaktadır. Yakın atış mesafesinden ateş edildiği de kriminal raporlar ile tesbit edilmiş olup, (yakın atış mesafesi ise 4-5 cm olarak tıbben tesbit edilmiş olmakla birlikte) tüfeğin namlusunun olayda maktulün vücuduna değmediği teknik olarak sabittir. O halde, maktulün fiziki özellikleri, özellikle boyu dikkate alındığında, tüfeğin tüm uzunluğunun 113 cm olduğu da düşünüldüğünde, enazından 113 cm+4-5 cm = 117 cm'lik bir mesafeye kadar maktulün eğilmesi gerekir. Oturma konumundaki maktulün bu mesafeye kadar eğilmesi fiziken mümkün değildir. Zira, boyunun büyüklüğü buna engel olacaktır. Bu taktirde de yara trajesinin yara girişine göre yere paralel seyretmesi kesinlikle, mümkün olamaz. Maktulün dosyada mevcut resime dikkatle bakıldığında oturma konumunda tüfeği ayak başparmağı ile ateşlemesi durumunda, hem tüfeğin karnına dayanması, hemde yara trajesinin aşağıdan yukarı doğru seyretmesi ancak teknik olarak mümkün olabilecek iken, bu durumda gözden kaçırılmaktadır. 
Tüm bu hususlar çerçevesinde, sanık Y.A.'nın, eşi maktule D.A.'yı kasten öldürdüğünün kabulüne ilişen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının isabetli olduğu” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yerel mahkemece 09.10.2012 gün ve 204-326 sayı ile ;
"Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı karşısında sanık ile maktulenin karı-koca olup Haymana ilçesine bağlı Sincik köyünde ikamet ettikleri, maktulenin uzun süredir Polatlı ilçesine nakil yapma isteğine sanığın karşı çıkması sebebi ile aralarında geçimsizlik bulunduğu, olay akşamı bu sebeple yine tartıştıkları, tartışma sırasında sanığın maktuleyi darp ettiği bunun üzerine maktulenin küsüp komşularına gittiği ancak, komşularının araya girmesi ile tarafların tekrar kendi evlerinde bir araya geldikleri, yatıp uyudukları, gece 02.30 sıralarında da sanığın beyanına göre maktulenin ölümünün jandarmaya bildirildiği, ölümün av tüfeği ateşlemesi sonucu meydana geldiğinde her hangi bir tereddüt yoktur.
Sanık aşamalarda ki beyanlarında; aralarında geçimsizlik olup olay gününde bunun nedenlerini tartıştıklarını, ona tokat attığını evi terk edip komşularına sığınan maktülenin bilahare döndüğünü onu öldürmesi için bir sebep olmadığını belirtmektedir.
Olay akabinde güvenlik görevlilerince maktulenin bulunduğu şekli fotoğraflandığı bu hali ile karyolada yattığı, ayaklarının yere sarkık olduğu ve av tüfeğinin bacaklarının arasında bulunduğu yatağın duvara yakın olmadığı ve ortada bulunduğu yatağın örtülerinin muntazam olduğu dolayısı ile her hangi bir yatış sebebi ile kırışıklığın oluşmadığı görülmektedir.
Otopsi raporunda da; epigastrum orta bölümündeki av tüfeği saçma taneleri toplu giriş deliği bulunup batın içerisinde 3. bel omuru sağında bir adet tapa görüldüğü belirtilmektedir. Ayrıca kriminal laboratuvarlardan ve Adli Tıp Raporlarından anlaşılacağı üzere yakın atış mesafesinden yapılan ateşleme sonucu ölüm husule gelmiştir.
Bu bulgular karşısında; Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunda 'cesedin bulunuş şekli yara yeri atış mesafesi olayda kullanılan tüfeğin özellikleri ve ölenin fiziki gelişimi birlikte dikkate alındığında bu atışın uygun pozisyonda kendisi tarafından ayak parmakları kullanılmak sureti ile yapılmasının rededilemeyeceği' belirtilmektedir. Reddedilemeyecek husus teknik olarak izahı mümkün olup bu izahtaki işlemi yapabilecek kişinin sporcu, akrobat yada bu konularda uzman birilerinin gerçekleştirebileceği kanaati mahkememizde hasıl olmuştur. Oysaki maktulenin yaşadığı ortam, sosyo kültürel durumu, eğitimi ve fotoğrafları nazara alındığında bu teknik hususu yapabilecek kapasitede biri olmadığı anlaşılmaktadır.
Yine otopsi raporundada belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde; yara trajesinin yere paralel seyrettiği anlaşılmaktadır. Yakın atış mesafesinde atış yapıldığına göre namlunun vücuda dayanmadığıda teknik olarak sabittir. Maktulenin fiziki özellikleri birlikte değerlendirildiğinde oturma konumunda kendine yukarıda belirtildiği gibi ateş etme imkanı olmadığı düşünülmüştür.
Diğer taraftan tüfekte maktulenin parmak izlerinin olmaması (muhtemelen silinmiştir) sanığın sağ el sıvabında atış artıklarının bulunması, gecenin ilerleyen saatlerinde köy ortamında sessizliğin derinleştiği bir saatte kuvvetli ses çıkaran tüfeğin sesini duymaması karşısında sanığın savunmaları samimi görülmemiş bu sebeple itibar edilmemiştir.
Sanığın anlatımı dışında görgüye dayalı tanık olmamakla birlikte yukarıda belirtildiği gibi kapılar açık olan bitişik odadaki av tüfeği sesinin duymamasının imkansız olması, buna karşı çocuğun ağlama sesine uyanmış olması yattığı belirtilen maktulenin üzerindeki kıyafetler ayağında kalın çorap olması, maktulenin yatış durumuna göre ve giriş deliğinin karın boşluğundan sırta doğru düz olarak yol izlemiş olmasının belirtilmiş olması karşısında maktülenin bu tüfekle ayak parmaklarını kullanarak intihar edebilmesi için av tüfeğinin dipçiğinin duvara dayanması gerektiği, oysa yukarıda belirtildiği gibi yatış durumuna göre yatağın ortada olması duvardan uzak olması dipçiği yere dayamak sureti ile ayak parmakları ile av tüfeğini ateşlemesi halinde saçmaların aşağıdan yukarıya doğru bir seyir takip etmesi gerekmesine karşın bu şekilde bir bulguya rastlanılmaması hususları nazara alındığında maktulenin av tüfeği ile başkasının yardımı olmadan intihar etmesinin mümkün görülmediği, ortada yani evde sanıktan başka kimsenin de olmadığı bu hali ile sanığın eşini kasten öldürdükten sonra parmak izlerini silip av tüfeğini maktülenin üzerine koyarak intihar süsü vermiş olduğu bu nedenle sanığın eşi maktuleyi kasten öldürdüğü kanaatine varıldığı" gerekçesiyle direnilerek sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına hükmolunmuştur.
Re’sen temyize tâbi olan bu hükmün de sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 11.09.2013 gün ve 303580 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın resmi nikahlı eşini kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı eşini kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
1971 doğumlu olan sanık ile 1977 doğumlu olan maktulenin 1999 yılında resmi olarak evlendikleri, bu evlilikten üç çocuklarının bulunduğu, Haymana ilçesine bağlı Sincik köyünde ikamet ettikleri, evliliklerinin ilk yıllarında sanığın maktuleyi darp etmesi nedeniyle maktulenin bir süre babasının evine gittiği, araya girenlerin barıştırması üzerine evine döndüğü, olaydan iki yıl önce köyün ortak suyunun sanığın ailesi tarafından izinsiz kapatılması ve hayvan besiciliğinde kullanılmasından ötürü sanık ve maktulenin amcası arasında oluşan husumet nedeniyle adli mercilere yansıyan olayların gerçekleştiği, olay günü Polatlı ilçe merkezine taşınmak isteyen maktule ile sanık arasında tartışma çıktığı, sanığın maktulenin gözüne vurup yaraladığı, saat 19.00 sıralarında gerçekleşen bu olay üzerine maktulenin, komşuları olan tanıklar Fatma ve Abdullah'ın evine sığındığı, eve dönmek istemediğini, Polatlı'ya babasının evine gitmek istediğini söylediği, akrabaları ve komşuları olan tanık Basri'ye haber vermeleri üzerine sanık ile maktulenin barıştırıldığı, aynı gün saat 22.00 sıralarında tanıklar Basri ve Fatma’nın maktuleyi evine bıraktıkları, tanık Basri’nin 10-15 dakika oturduktan sonra evden ayrıldığı, saat 23.00-23.30 sıralarında havanın soğuk olması nedeniyle sobanın bulunduğu odada maktule ve iki çocuğu ile birlikte uyudukları, yatmadan önce gündüz yaşanan olayla ilgili maktule ile aralarında fazla bir konuşma geçmediği, saat 02.00 ile 02.30 civarında küçük kızının ağlaması üzerine uyanan sanığın, maktulenin yanında olmadığını anlayınca dışarı çıktığı, yanda ışıkları yanan yatak odasına girdiğinde maktulenin ayakları yerde, sırtı yatak üzerinde olacak şekilde hareketsiz yattığı, elbise dolabının orta bölmesinde muhafaza ettiği ruhsatsız av tüfeğinin, namlusu yukarı doğru hafif eğik vaziyette maktulenin bacaklarının arasında olduğu, maktulenin üzerindeki kazağını kaldırdığında toplu saçma giriş yarasını gördüğü ve hemen komşuları olan tanıklar Fatma ve Abdullah'a haber verdiği, 
Kolluğa olayın intihar olarak bildirildiği, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan olay yeri ölü muayene ve otopsi tutanağında; cesedin çift kişilik yatak üzerinde ayakları yere değer halde sırt üstü yatmış vaziyette, karın kısmı açık, dizlerinin arasında av tüfeği, 105 cm uzağında ise bir adet boş av fişeği kartuşu olduğu, cesedin alt kısmında lacivert renkli eşofman onun altında da yeşil renkli başka bir eşofman olduğu, oda içerisinde ve evin diğer odalarında herhangi bir dağınıklık, boğuşma izi veya kan lekesi olmadığı, cesedin sağ gözünde muhtemel bir gün öncesine ait ekimoz ve morluk olduğu, sağ dirsekte 1x1 cm boyunda muhtemel yatak kenarına çarpmaya bağlı olduğu değerlendirilen sıyrık ve sürtünme izleri olduğu, göbek deliğinin 9 cm üstünde orta hatta 2x3 cm boyutlarında alt kısmı düzgün yukarıya doğru genişleyen bir tarzda yine alt kısmında parçalanma olmayıp üst kısmında ateşli silaha ait parça artıklarının bulunduğu, vücutta başka darp cebir izi olmadığı, kesin ölüm sebebinin ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar parçalanması sonucu iç kanama olduğu tespit edilerek klasik otopsi yapılmadan defin ruhsatı düzenlendiği,
Olay yeri inceleme raporunda; olay yerine saat 08.00 sıralarında gelindiği, cesedin yatak odası kısmında yatak üzerinde sırt üstü yattığı, dizlerinin arasında av tüfeği, tüfeğe 1,26 cm uzakta ise boş kartuş olduğu, maktulenin günlük yaşamında sol elini kullandığı, göbek deliğinin 9 cm üzerinde ateşli silah giriş deliği ve delik çevresinde barut artıklarının olduğu, gözünde morluk bulunduğu, elbiseleri çıkartılırken elbisenin arasında bir adet dolu fişek ele geçtiği, odanın dağınık olmadığı, yatak üzerinde kan lekesi ya da ateşli silah giriş deliği olmadığı, maktulenin el tırnakları arasında herhangi bir doku parçası ya da saç kılı bulunmadığı tespit edilerek maktule ve eşinin svap ve parmak izlerinin alındığı,
Katılanlar vekilinin 20.01.2004 tarihli dilekçe ile C.savcılığına müracaat ederek intihar olayının şüpheli olduğu ve klasik otopsi yapılmasını talep etmesi üzerine fethi kabir yapılarak düzenlenen 24.01.2004 tarihli otopsi raporunda; batın epigastrium orta bölümünde toplu giriş yerinin altında hematom mevcut olup bağırsak mezosunun takriben 5x7 cm'lik alanda parçalandığı, ince bağırsaklarda çok sayıda perforasyon, mide sağında takriben 4x4 cm'lik perfarasyon bulunduğu, sağ böbrek lojunda ve kapsülünde hematom, bel omuru sağında çok sayıda av tüfeği saçma taneleri ve tapa görüldüğü, vertebra korpusu ve paravertebral adale içerisinden 7 adet saçma tanesi ve tapanın alındığı, kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri toplu girişine bağlı ince bağırsak mezosu, çöliak arter, mide ve ince bağırsak yaralanmasından gelişen iç kanama ve medulla spinalis lezyonu sonucu olduğunun belirtildiği,
Haymana C.Başsavcılığının maktulenin intihar ettiği gerekçesiyle verilen 11.03.2004 tarihli takipsizlik kararına yapılan itirazın Sincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine kesinleşen bu karara karşı yazılı emir yoluna başvurulduğu, Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.01.2005 tarihinde; takipsizlik kararının müşteki asile yapılması gerektiği ayrıca dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek öldürücü yarayı maktulenin bizzat gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğine ilişkin rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulması üzerine alınan Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunun 22.05.2006 tarihli raporunda; “cesedin bulunuş şekli, yara yeri, atış mesafesi, olayda kullanılan tüfeğin özellikleri ve ölenin fiziki gelişimi birlikte dikkate alındığında bu atışın uygun pozisyonda kendisi tarafından ayak parmakları kullanılmak suretiyle yapılmasının reddedilemeyeceği” tespitlerine yer verildiği,
Ankara Jandarma Kriminal Laboratuarının 08.01.2004 tarihli raporunda; av tüfeğinin 12 kalibre, Sarsılmaz marka fişek hazneli yarı otomatik olup sağlam ve çalışır durumda olduğu, boş kartuşun bu tüfekten atıldığı, 
12.01.2004 tarihli raporunda; maktuleye ait sağ el dış, sol el iç ve dış ile yüz svaplarında ve sanık Yusuf’un sağ el iç svabında atış artıklarının tespit edildiği, maktuleye ait kazak üzerindeki deliğinde bulunan atış dağılımı ve yoğunluğuna göre yapılan atışın yakın atış olduğunun değerlendirildiği, 
06.01.2004 tarihli raporunda; tüfek üzerinde herhangi bir iz olmadığının tespit edildiği,
08.04.2009 tarihli raporunda ise; uzun namlulu silahlarda giysi ile namlu arasındaki mesafenin 0-3 cm olduğu atışların genel olarak bitişik atış, 3-100 cm arasındaki atışların yakın atış, yakın atışın alt sınırdaki mesafelerden yapılan atışların ise bitişiğe yakın atış olarak adlandırıldığı,
Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesinin 30.07.2009 tarihli raporunda; maktuleye ait kazak incelendiğinde atışın bitişiğe yakın atış mesafesinden yapıldığı, 15.08.2005 tarihli raporunda ise; tüfeğin namlu uzunluğunun 61 cm, namlu ucu ile tetik arası mesafenin 77 cm tüm uzunluğunun 113 cm olarak ölçüldüğü tespitlerine yer verildiği, 
Mahkemece olay mahallinde yapılan uygulamalı keşif sonucu balistik uzmanı, adli tıp uzmanı ve cinayet masası dedektifinden oluşan heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; olay anında maktulenin bulunduğu yatak odasından silah sesine benzer ses çıkartıldığında sanığın bulunduğu odadan duyulduğu, ancak olay esnasında uyku halinde olduğu belirtildiğinden silah sesini duyup duymayacağı kişinin uykusunun ağırlığına ve derinliğine bağlı olarak değişeceği, maktulenin bulunduğu hali ile elinin ve parmağının silahın tetik bölümüne ulaşamadığı, ancak silah bu mesafede iken kişinin ayak parmağı ile tetik bölümüne baskı yaparak silahı ateşleyebileceği, hatta bu denemenin adli emanetteki maktuleye ait çorapla da yapıldığında silahın ateş alarak maktulenin yatak üzerine düşmesinin ve yerde bulunan halıdan ve tüfeğin dipçiği lastik olduğundan silahın kaymayarak maktulenin bacakları arasında kalmasının mümkün olduğu, maktulenin her iki elinin dış yüzeylerinde atış artıklarına atfen tüfeği her iki eliyle tutmuş olduğu, sanığın olaydan sonra atış yapılan bölgedeki elbiseyi tutması nedeniyle bulaşmış olabileceği, kişinin karyolaya oturmuş vaziyette tüfeği iki eliyle tutup dipçiğini yere dayayarak ve baş kısmını da öne doğru eğip ayak parmağı ile tetiğe basması sonucu göbeğin 8-9 cm yukarısından toplu giriş yarası yapan saçma taneleri ile plastik tapanın otopside belirtilen yara trajesini oluşturmasının ve plastik tapa ile saçma tanelerinin vücut içerisinden elde edildikleri bölgelere kadar nüfuz etmesinin tıbben mümkün olduğu tespitlerine yer verildiği,
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/159 esas sayılı dosyasının iddianamesinin incelenmesinde; maktulenin amcası Yakup Gümüş’ün sanık olduğu, maktulenin eşi sanık Yusuf ile sanığın kardeşi ve babasının mağdur olup suç tarihinin 27.01.2001 olduğu, hayvan besiciliği yapan mağdur ve ailesi ile suyun fazla kullanılması nedeniyle çıkan tartışmada sanık Yakup’un bıçakla mağdurları yaralaması nedeniyle mağdurlar Battal ve Hasan’a yönelik adam öldürmeye teşebbüs, mağdur Yusuf’a yönelik kasten yaralama suçlarından dava açıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan Hasan Gümüş; sanık ile kızının sürekli kavga ettiklerini, ayrıca sanığın ailesi ile kendi ailesi arasında geçmişten bu yana tartışmalar yaşandığını, kızının kendisini öldürdüğünü düşünmediğini, evliliklerinin ilk yıllarında kızının dövülmüş halde yanına geldiğini, 6-7 ay yanında kaldıktan sonra evine döndüğünü, daha önce intihara teşebbüs etmediğini ifade etmiş,
Tanık Abdullah Sirel; olay günü saat 19.30 sıralarında maktulenin ağlayarak evlerine geldiğini, kendisini sakinleştirmeye çalıştıklarını, sanık ile gidip konuştuğunu, ikna edemeyince akrabaları olan Basri’yi çağırdığını, hanımı Fatma ile Basri’nin maktuleyi alarak evlerine götürdüklerini, 10-15 dakika sonra eşi gelince yattıklarını, gece 02.30 sıralarında sanığın kapıyı çalarak “Dilek kendini vurmuş” demesi üzerine eşi Fatma ile birlikte hemen sanığın evine gittiklerini, maktulenin yatakta hareketsiz yattığını, tüfeğin bacakları arasında olduğunu, telefonlar çalışmadığı için hocayı bularak ailesine ve jandarmaya haber verdiklerini, sanık ile maktulenin evliliklerinin ilk yıllarında anlaşmazlık sonucu bir süre ayrı kaldıklarını daha sonra tekrar barıştıklarını, önemli bir problemleri olduğunu bilmediğini maktulenin akıl hastalığı ve sinir problemi olmadığını beyan etmiş, 
Tanık Fatma S. ; olay günü saat 19.00-19.30 sıralarında maktulenin ağlayarak evlerine geldiğini, “anneme gitmek istiyorum” dediğini, eşi Abdullah’ın sanık ile konuşmaya gittiğini, maktulenin gitmek istememesi üzerine akrabaları olan Basri’yi çağırdıklarını, Basri’nin gelerek maktuleyi ikna ettiğini, birlikte evine götürdüklerini, bu sırada sanığın ahırda hayvanlarla ilgilendiğini, sanık gelince kendisinin kalktığını, Basri’nin oturmaya devam ettiğini, eve gelip yattığını, gece 02.30 sıralarında sanığın kapıyı çalarak "evim yandı, ocağım yandı" diye bağırdığını, ne olduğunu sorunca “Dilek intihar etmiş” demesi üzerine eşi Abdullah ile birlikte hemen sanığın evine gittiklerini, maktulenin yatakta hareketsiz yattığını, 100-150 metre mesafe olduğunu, ancak tüfek sesi duymadıklarını, sanık ile maktulenin evliliklerinin ilk yıllarında bir anlaşmazlık sonucu bir süre ayrı kaldıklarını daha sonra tekrar barıştıklarını, maktulenin özel bir problemi olup olmadığını bilmediğini söylemiş, 
Tanık Basri Akıncı; olay günü 21.30 sıralarında tanık Abdullah’ın evine gelerek sanık ile maktulenin tartıştığını, gelip barıştırmasını istemesi üzerine maktulenin yanına gittiğini, konuşarak ikna ettiğini, tanık Fatma ile beraber maktuleyi evine götürdüklerini, ahırda hayvanları yemleyen sanığı çağırarak barıştırdıklarını, 10-15 dakika daha oturduktan sonra evden ayrıldığını ifade etmiş,
Duruşmada tanık olarak dinlenen ve olay tarihi itibariyle 5 yaşında olan sanığın kızı Zennube Akıncı; olayla ilgili bir şey hatırlamadığını, hiç bir bilgisinin olmadığını belirtmiş,
Tanık Erol Yıldız; olaya ilişkin bilgisinin olmadığını, olay günü sanığın yanında çoban olarak çalıştığını, aynı gün sanık ve maktule ile birlikte yemek yediklerini, herhangi bir kavga ve tartışmalarına şahit olmadığını, gece saat 23.00 sıralarında sanıkların evine 15-20 metre uzaktaki evde yattığını, herhangi bir silah sesi duymadığını, akşam kahvehaneye gittiğini, tanıkların sanığın yanına geldiklerini görmediğini beyan etmiş,
Sanık ise aşamalarda; maktulenin eşi olduğunu, aralarında iddia edildiği gibi şiddetli bir geçimsizlik olmadığını, eşini öldürmesi için bir sebep bulunmadığını, olay günü eşiyle Polatlı ilçesine taşınma konusunda tartıştıklarını, sinirlenerek tokat attığını, eşinin komşularına gittiğini, bir süre sonra komşularının araya girmesiyle barıştıklarını, ahıra giderek hayvanları yemleyip geri geldikten sonra fazla konuşmadan saat 23.00-23.30 sıralarında eşi ve çocukları ile birlikte sobalı odada eşinin hazırladığı yer yatağına yattıklarını, saat 02.00-02.30 sıralarında küçük çocuğun ağlama sesine uyandığını, eşini yanında göremeyince çocuğa mama hazırlamak için mutfağa gittiğini düşündüğünü, ancak eşi gelmeyince kalkıp baktığında bitişikteki yatak odasının ışıklarını yanık görüp içeri girince eşinin yatağın üzerinde ayakları yere değer şekilde hareketsiz yattığını, bacaklarının arasında tüfek olduğunu, etrafta kan görmediğini, yüzüne dokunduğunda soğuk olduğunu, eşinin üzerindeki kazağı kaldırıp baktığında karın bölgesinde saçma giriş deliğini gördüğünü, tüfeğe dokunmadığını, hemen komşuları olan Abdullah’a haber verdiğini, yorgun olduğu için tüfek sesini duymamış olabileceğini, ayrıca hayvanların çobanlığını yapan ve 8-10 metre mesafedeki evde kalan Erol Yıldız’ın da tüfek sesi duymadığını, tüfeği iki yıl önce aldığını ve dolu olarak yatak odasındaki gardropta bulundurduğunu, hayvancılık yaptıklarından dolayı tüfek kullanmasını eşine öğrettiğini, olay esnasında 1 ve 5 yaşındaki çocuklarının evde olduğunu, ev telefonları çalışmadığı için sonradan gelen köy imamının cep telefonu ile akrabalara ve jandarmaya bildirdiğini, jandarma gelene kadar etrafta bir şeye dokunmadıklarını, eşinin bilinen bir rahatsızlığı olmadığını, daha önce intihar girişiminde bulunmadığını, eşini kendisinin öldürmediğini savunmuştur.
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın eşi maktuleyi olay öncesinde darp etmesi, sanığın ve maktulenin aileleri arasında adli merciilere yansıyan husumet bulunması, olayda kullanılan tüfeğin üzerinde parmak izine rastlanmaması, sanığın savunmasında patlama sesini duymadığını beyan etmesi gibi hususlar göz önüne alındığında sanığın maktuleyi öldürdüğü yönünde şüphe oluşmakta ise de, olayın gerçekleşme şekline ilişkin tanık beyanının bulunmaması, evin içerisinde ve olayın meydana geldiği odada herhangi bir dağınıklığın ve kan izinin olmaması, maktulenin el ve yüz svaplarında atış artıklarının bulunması, atışın bitişiğe yakın atış mesafesinden yapılmış olması, Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu ve mahkemece yapılan uygulamalı keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda ölüme neden olan yaranın maktule tarafından meydana getirilmesinin tıbben mümkün olduğunun belirtilmesi, deri içerisindeki saçmaların aşağıdan yukarıya doğru bir seyir izlediğinin tespiti, yara giriş deliğinin oluş şekli ve sanığın aşamalarda istikrarlı olarak suçu işlemediği yolundaki savunması karşısında, sanığın atılı suçu işlediği şüphe boyutunda kaldığından "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemece mahkumiyetine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi; "sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği" düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.10.2012 gün ve 204-326 sayılı direnme hükmünün sanığın üzerine atılı eşini kasten öldürme suçunun şüphe boyutunda kaldığından beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 
2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.04.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
CEZA KARARLAR Koleksiyonu

Yorumlar






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim