Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

vekalet ücreti kararları Koleksiyonu


anayasa mahakemesi     kararı 


gazi özcan
Koleksiyoner
Koleksiyon Tarihi ve Numarası :
6.4.2016 / 101


Müzeyyen nergiz ve semire nergiz başvurusu-vekalet ücretine ilişkin ihlal kararı

Özet:

Başvuru, vekâlet ücreti alacağının tahsili istemiyle açılan alacak davasında, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa hükmedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.


Fıkra:Tümü



Esas No:2013/9687
Karar No:0/0

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MÜZEYYEN NERGİZ VE SEMİRE NERGİZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9687)

 

 

Karar Tarihi: 17/3/2016


İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan

 :

 Engin YILDIRIM

Üyeler

 :

 Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

 Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

 

 Recep KÖMÜRCÜ

 

 

 M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

 :

 Gökçe GÜLTEKİN

Başvurucular

 :

 1. Müzeyyen NERGİZ

 

 

 2. Semire NERGİZ

Vekili

 :

 Av. Semir GÜZEL

 

 

I.          BAŞVURUNUN KONUSU

1.        Başvuru, vekâlet ücreti alacağının tahsili istemiyle açılan alacak davasında, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa hükmedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II.       BAŞVURU SÜRECİ

2.        Başvurular, 27/12/2013 tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.        Başvurucu Semire Nergiz tarafından yapılan 2013/9688 numaralı bireysel başvuru dosyası aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birleştirilmiş, incelemeye 2013/9687 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir.

4.        İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

5.        Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/7/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

 

 

 

III.    OLAY VE OLGULAR

A.       Olaylar

6.        Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7.        Başvurucular, serbest avukat olarak çalışmakta iken Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) ile aralarında düzenlenen vekâlet sözleşmesinin hukuka aykırı olarak feshedildiği iddiasıyla 17/7/2003 tarihinde Diyarbakır Barosu Hakem Heyetine başvurmuşlardır.

8.        Baro Hakem Heyetlerinin kaldırılması üzerine başvuru dosyası Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, Mahkemenin E.2004/1046 sayılı dava dosyasında vekâlet ücreti alacağına ilişkin alacak davasına devam edilmiştir.

9.        Mahkemenin 29/12/2006 tarihli ve E.2004/1046, K.2006/552 sayılı kararıyla, taraflar arasında akdedilen vekalet sözleşmesinin kusur sorumluluğuna dayanmadan feshedildiği, sözleşmenin tek taraflı olarak sona erdirilmesinin haksız yere azil olarak değerlendirildiği, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 174. maddesine göre vekilin takip ettiği dava ve icra dosyalarında talep edilen vekalet ücretinin haksız azil durumunda vekile ödenmesi gerektiği, alınan 27/1/2004 havale tarihli bilirkişi raporu sonucuna göre haksız azil nedeniyle 192.589,98 TL vekâlet alacağının tahakkuk ettiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.

10.    Temyiz üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2/2/2009 tarihli ve E.2008/8842, K.2009/868 sayılı ilamıyla, taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye göre; sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla başvurucuların tahsilatla sonuçlandırdığı, henüz tahsilatla sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen veya tahsilatının mümkün hale geldiği kabul edilebilecek dosyalar ile tahsilat yapılmasının mümkün olmadığı anlaşılan dosyalardan dolayı ücret talep edebileceği, sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla sonuçlanmayan ve devam edip sonucu belli olmayan dosyalar hakkında taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 4. maddesine göre başvurucuların isteyebilecekleri ücret ile başvurucuların sarf ettiği emek ve mesaileri nazara alınarak hak ve nezafet kurallarına göre uygun bir miktara hükmedilmesi gerektiği, sözleşme ile belirlenen ücretin 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin 4. fıkrasında ifade edildiği anlamda ve asgari ücret tarifesi altında bir ücret olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, başvurucuların talep edebileceği alacağın tespit edilmesi amacıyla ek bilirkişi raporu alınması veya yeni oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiği belirtilerek, İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

11.    Mahkemece bozmaya uyularak yürütülen yargılamada ek bilirkişi raporu alınmıştır. 11/1/2010 tarihli ek bilirkişi raporunda, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı uyarınca dava konusu olayda haksız fesihten bahsedilemeyeceği, buna karşın sözleşmenin davalı tarafından tek yanlı olarak sona erdirilmesi halinde ödenecek ücretin, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) hükümlerine göre belirlenen tutarın altında olamayacağına ilişkin 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, başvuruculara 117.636,050 TL vekâlet ücreti alacağı ödenmesi yönünde tespite varılmıştır.

12.    Mahkeme, yeni bilirkişi heyeti oluşturularak rapor düzenlenmesine karar vermiştir. Düzenlenen 30/6/2010 tarihli bilirkişi raporunda, taraflar arasında imzalanan vekalet sözleşmesinin 3. maddesinin üçüncü fıkrasında sözleşmenin feshedilmesi halinde vekile ödenecek ücretin; sözleşmenin 4. maddesine göre belirleneceğinin ifade edildiği, 4. maddenin birinci fıkrası uyarınca aylık net vekalet ücretinin belirlenmesinde AAÜT hükümlerinin uygulanması gerektiği, ilgili sözleşmenin 4. maddesinin beşinci fıkrasında avukat tarafından takip edilen, davalının lehine veya aleyhine açılan her türlü dava ile yapılacak icra takiplerinde ve bu takiplere bağlı olarak açılacak davalarda karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretinin de bir kısmının ödeneceğinin belirtildiği, buna göre başvuruculara 83.631,33 TL vekâlet ücreti ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir.

13.    Mahkemece tekrar ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, 11/5/2011 tarihli bilirkişi raporunda; 10/1/2011 tarihli rapordaki hesaplamanın en doğru ve Mahkemeye takdir hakkı veren bir rapor olduğu ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, Yargıtayın bozma ilamında taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. ve 4. maddelerine atıf yaptığı, sözleşmesinin 3. maddesinin üçüncü fıkrasına göre sözleşmenin feshedilmesi halinde vekile ödenecek ücretin; sözleşmenin 4. maddesine göre belirleneceğinin ifade edildiği, sözleşmenin 4. maddesinde avukat tarafından takip edilen, davalının lehine veya aleyhine açılan her türlü dava ile yapılacak icra takiplerinde tahsil edilen avukatlık ücretinin, Türk Telekom A.Ş. avukatlarının tabi olduğu Vekâlet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar çerçevesinde belirleneceği hususunun yer aldığı açıklanmıştır. Buna göre sözleşme ile karşı tarafa açıkça tek taraflı düzenleme yapma hakkı tanınmadan bu şekilde yapılan atıfları sözleşmenin bir parçası olarak görmenin tereddütle karşılandığı belirtilerek Vekalet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar'ın Limit başlıklı 3. maddesinde ödenecek vekalet ücretinin yıllık tutarının tespitinde 14/7/1964 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 146. maddesinin esas alınacağı, buna göre her bir başvurucunun vekâlet ücreti alacağının 8.232,00 TL olduğu tespit edilmiştir.

14.    Mahkemece, 6/9/2011 tarihli ve E.2009/201, K.2011/872 sayılı kararla; taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla, bu sözleşmenin 3. maddesinin son fıkrası ile sözleşmenin 4. maddesi uyarınca başvurucuların ücret isteme hakkına sahip oldukları, sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla başvurucuların tahsilatla sonuçlandırdığı veya henüz tahsil edilmeyen ancak tahsili mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalar ile tahsilat yapılmasının mümkün olmayacağı anlaşılan dosyalardan dolayı sözleşmenin 4.  maddesine göre isteyebilecekleri ücretin yıllık 4.116,00 TL olduğu, iki yıl süren sözleşmeye göre başvurucuların ayrı ayrı 8.232,00 TL alacak hakkının bulunduğu,  sözleşmenin  sona  erdiği  tarih itibarıyla  sonuçlanmayan ve  sonucu  belli  olmayan dosyalar için başvurucuların harcadığı emek ve mesainin  dikkate  alındığı, 4. maddeye göre isteyebilecekleri ücrete göre %10  oranında hak ve  nesafet indirimi  yapıldığı belirtilerek, toplam 15.640,80 TL vekâlet ücreti alacağının ödenmesine karar verilmiştir.

15.    Temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ve E.2012/6334, K.2013/4381 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.

16.    Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 10/10/2013 tarihli ve E.2013/13765, K.2013/24933 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

17.    Başvurucular, 27/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B.     İlgili Hukuk

18.    1136 sayılı Kanun'un "Vekâlet ücreti" kenar başlıklı 164. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

       "Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 - 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır."

19.    657 sayılı Kanun'un 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değişiklikten önceki 146. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

       ...

       "(Değişik fıkra: 14/1/1988 - KHK - 311/1 md.) Ancak, 2/1/1961 tarihli ve 196 sayılı Kanunun 2 nci maddesi, 7/6/1926 tarihli ve 904 sayılı Kanuna 30/1/1957 tarihli ve 6893 sayılı Kanunla eklenen ek 5 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları, 19/07/1972 tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 161 inci maddesi, 13/01/1943 tarihli ve 4358 sayılı Kanunun değişik 14 üncü maddesi ve 02/02/1929 tarihli ve 1389 sayılı Kanun ile Katma Bütçeli Kurumların, İl Özel İdareleri ve Belediyeler ile bunlara bağlı birliklerin davalarını sonuçlandıran avukat ve saireye verilecek vekalet ücretine ilişkin sair kanun hükümleri saklıdır. (Değişik cümle 20/03/1997-KHK - 570/8 md.) Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı, hukuk müşavirleri ve avukatlar için 10000, diğerleri için 6000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki katını geçemez. Bu esasa göre yapılacak dağıtım sonunda artan miktar merkezde bir hesapta toplanarak Maliye ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar arasında, yukarıdaki miktarı aşmamak üzere eşit olarak dağıtılır."

20.    Davanın tarafları arasında imzalanan Türk Telekom Vekâlet Sözleşmesinin "Sözleşmenin Süresi" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

       .

       "Sözleşmenin ister Avukat isterse Türk Telekom tarafından yenilenmemesi, feshedilmesi veya kendiliğinden feshedilmiş olması halinde, Avukat üzerindeki dosyaları, kendisine teslim edilmiş tüm evrak ve belge asılları ile birlikte yazılı ihbar tarihinden itibaren varsa gerekli hukuki işlemleri de tekemmül ettirmek suretiyle bir ay içinde eksiksiz ve bir yazı ilişiğinde Türk Telekom'a teslim etmek ve o tarihe kadar yaptığı işleri rapor düzenlemek suretiyle bildirmek ve söz konusu işlerin hesabını vermek zorundadır.

       Bu takdirde müstahak olacağı ücret iş bu sözleşmenin 4. maddesine göre belirlenir."

21.    Davanın tarafları arasında imzalanan Türk Telekom Vekâlet Sözleşmesinin "Ücret" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

       "Avukat, düzenleyeceği serbest meslek makbuzu karşılığında, AAÜT'nin birinci kısım dördüncü bölümünde belirtilen miktarda aylık net ücret ödenecektir. Avukatın göreve başladığı ay ile görevi bıraktığı aya ait ücretler kıst olarak ödenecektir.

       Avukat tarafından takip edilen, Türk Telekom'un leh veya aleyhine açılan her türlü dava ile yapılacak icra takiplerinde ve bu takiplere bağlı olarak açılacak davalarda karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretleri, Türk Telekom Avukatlarının tabi olduğu Vekâlet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar'ın hükümleri dairesinde Avukata ödenecektir."

22.    Anayasa Mahkemesinin, 10/7/2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan E.2003/98, K.2004/31, K.T. 3/3/2004 tarihli kararıyla iptal edilen; 1136 sayılı Kanun'un 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun ile değiştirilen 167. maddesi şöyledir:

       "Avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü anlaşmazlıklar, hukukî yardımın yapıldığı yer barosu hakem kurulunca çözümlenir."

23.    12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesi.

IV.    İNCELEME VE GEREKÇE

24.    Mahkemenin 17/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 27/12/2013 tarihli ve 2013/9687 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.       Başvurucuların İddiaları

25.    Başvurucular, 17/7/2003 tarihinde vekâlet ücreti alacağından kaynaklanan uyuşmazlığın çözülmesi amacıyla Diyarbakır Barosu Hakem Heyetine başvurduklarını, Baro Hakem Heyeti Kurullarının kaldırılması üzerine Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde vekâlet alacağının tahsiline ilişkin alacak davasına devam ettiklerini, Mahkemece, alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa hükmedildiğini, alınan son ek bilirkişi raporunda bilirkişi heyetinin ilk raporlarındaki görüşlerinin devam ettiğini ifade ettiklerini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B.       Değerlendirme

26.    Başvurucuların, Diyarbakır Barosu Hakem Heyetinde başlattıkları ve Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde sürdürdükleri vekâlet alacağının tahsiline ilişkin alacak davasına Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa hükmedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, belirterek, eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır.

27.    Somut olayda olduğu gibi, özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyet hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber, bu hak kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulî güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 53).

28.    Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar.  Başvurucular tarafından eşitlik ilkesinin ve  mülkiyet haklarının ihlal edildiği hususundaki iddialarının yargılamanın sonucuna dayandırıldığı anlaşıldığından anılan ihlal iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası çerçevesinde incelenmiş, eşitlik ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Mehmet Yavuz, § 53). Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ise ayrıca değerlendirilmiştir.

1.    Kabul Edilebilirlik Yönünden

a.    Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

29.    Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

       "Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

30.    30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 "Mahkeme, . açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

31.    6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

32.    Başvurucular, Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde yürütülen vekâlet ücreti alacağının tahsiline ilişkin açtıkları alacak davasında, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa hükmedildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

33.    Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dahil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi ile delillere ilişkin temel usuli güvencelere riayet edilmesi,  adil yargılanma hakkının somut görünümleri arasında yer almaktadır. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerini denetlemek Anayasa Mahkemesi'nin görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi delillere ilişkin bazı temel kuralların gözetilmesi suretiyle başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması ve delillere ilişkin hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (I.Y., B. No: 2012/1213, 7/7/2014, § 27).

34.    Derece mahkemeleri nezdindeki yargılamalarda izlenilen delil kuralları ve bunların yorumlanması kural olarak belirtilen hususların değerlendirilmesi açısından daha elverişli konumda olan söz konusu mahkemelere aittir. Bununla birlikte, delillerin incelenme ve değerlendirilme yönteminin açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfilik ihtiva etmesi veya bu değerlendirmelerin "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkeleri gözetilerek yapılmaması durumunda, adil yargılanma hakkının gereklerine uygun bir delil değerlendirilmesinden söz edilemez (Uğur Büke, B. No: 2013/4177, 22/1/2015, § 30).

35.    Başvuru konusu olayda, Mahkemece 29/12/2006 tarihli kararla, taraflar arasında akdedilen vekalet sözleşmesinin kusur sorumluluğuna dayanmadan feshedildiği, sözleşmenin tek taraflı olarak sona erdirilmesinin haksız yere azil olarak değerlendirildiği, 1136 sayılı Kanun'un 174. maddesine göre vekilin takip ettiği dava ve icra dosyalarında talep edilen vekalet ücretinin haksız azil durumunda vekile ödenmesi gerektiği, alınan bilirkişi raporu sonucuna göre haksız azil nedeniyle 192.589,98 TL vekâlet alacağının tahakkuk ettiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2/2/2009 tarihli ilamıyla karar bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiştir ( § §9-10).

36.    Mahkemece yürütülen yargılamada, yeni bir bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, 30/6/2010 tarihli, başvuruculara 83.631,33 TL vekâlet ücreti ödenmesi gerektiği tespitini içeren rapor yeterli görülmemiş ve 11/5/2011 tarihli ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. İlgili raporda; önceki bilirkişi raporlarında vekâlet ücreti hesaplamasında dikkate alınmayan sözleşmenin 4. maddesinin atıfta bulunduğu ve avukatlık ücretinin hesaplanmasında, Türk Telekom avukatlarının tabi olduğu Vekâlet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar'ın Limit başlıklı 3. maddesi çerçevesinde hesaplama yapılarak her bir başvurucunun vekâlet ücreti alacağının 8.232,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Mahkemenin 6/9/20111 tarihli kararıyla, anılan bilirkişi raporu doğrultusunda sözleşmenin sona erdiği  tarih itibarıyla  sonuçlanmayan ve  sonucu  belli  olmayan dosyalar için başvurucuların harcadığı emek ve mesainin  dikkate  alındığı, 4. maddeye göre isteyebilecekleri ücrete göre %10  oranında hak ve  nesafet indirimi  yapıldığı belirtilerek, toplam 15.640,80 TL vekâlet ücreti alacağının ödenmesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 10/10/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir ( § §11-16).

37.    Somut başvuru açısından, Mahkemece yürütülen yargılama sırasında 27/1/2004 tarihli, 30/6/2010 tarihli ve 6/9/2011 tarihli olmak üzere üç adet rapor tanzim edilmiş, Mahkemece Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4. maddesinin atıfta bulunduğu ve avukatlık ücretinin hesaplanmasında, Türk Telekom avukatlarının tabi olduğu Vekalet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar'ın Limit başlıklı 3. maddesi uyarınca düzenlenen 6/9/2011 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiştir. Bu kapsamda başvurucuların "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerine aykırı olarak delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri bulunmadığı gibi,  Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmadığı anlaşılmaktadır.

38.    Açıklanan nedenle, başvurucular tarafından ileri sürülen bu iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

39.    Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2.    Esas Yönünden

40.    Başvurucular, Türk Telekom ile aralarında düzenlenen vekâlet sözleşmesinin hukuka aykırı olarak feshedildiği iddiasıyla 17/7/2003 tarihinde Diyarbakır Barosu Hakem Heyetine yaptıkları başvuru dosyasının, Baro Hakem Heyetlerinin kaldırılması sonucunda Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiğini ve şikayetlerine vekâlet ücretine ilişkin alacak davası olarak devam ettiklerini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

41.    Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek, bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (bkz. Gülseren Gürdal ve diğerleri, B.No:2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B.No:2013/3283, 19/12/2013; Haydar İzgi, B.No:2012/673, 19/12/2013).

42.    Başvuru konusu olay, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan alacak davasına ilişkindir. 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen ve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir. (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Somut olayda, 1136 sayılı Kanun'un 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun ile değiştirilen 167. maddesi uyarınca Baro Hakem Kuruluna başvuruda bulunulduğu, ilgili kanun hükmünün Anayasa Mahkemesinin 10/7/2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan E.2003/98, K.2004/31, K.T. 3/3/2004 kararıyla iptal edilmesi üzerine yargılamaya Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2004/1046 sayılı dava dosyasında devam edildiği, Diyarbakır Barosu Hakem Kuruluna yapılan başvuru ile Mahkemenin E.2004/1046 sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın birbirinin devamı niteliğinde olduğu anlaşıldığından, makul süre değerlendirmesinin başlangıç tarihi olarak Baro Hakem Kuruluna başvurunun yapıldığı 17/7/2003 tarihinin esas alınması gerekir.

43.    Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucuların karar düzeltme talebinin Yargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiği 10/10/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

44.    Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun vekâlet ücretine ilişkin alacak davaolduğu, Mahkemece verilen 29/12/2006 tarihli kararının Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2/2/2009 tarihli ilamıyla bozulduğu, Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edildiği, 30/6/2010 tarihli ve 6/9/2011 tarihli bilirkişi raporlarının alındığı, Mahkemenin 6/9/20111 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin, aynı Dairenin 10/10/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği anlaşılmıştır.

45.    Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, başvuruya konu alacak davasının, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucuların tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep oldukları da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve on yıl üç aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

46.    Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3.    6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

47.    Başvurucular, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edilmesi nedeniyle ihlalin tespitini, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini ayrıca maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

48.    6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

       "Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

49.    Başvurucuların tarafı oldukları uyuşmazlığa ilişkin on yıl üç aylık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir başvurucuya ayrı ayrı net 8.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

50.    Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

51.    Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı başvuruculara ödenmesine, 1.800,00 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin ise müştereken başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V.       HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.       Başvurucuların,

                   1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması"   nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

                   2. Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

                   3. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B.       Başvuruculara ayrı ayrı net 8.300,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C.        Yargılama gideri kapsamında 198,35 TL başvuru harcının başvuruculara ayrı ayrı ÖDENMESİNE, 1.800,00 TL vekâlet ücretinin ise başvuruculara müştereken ÖDENMESİNE,

D.       Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E.        Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,

17/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 

Başkan

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

                                                                              

 

 

 

 

 

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

M. Emin KUZ

 

 

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
vekalet  ücreti kararları  Koleksiyonu

Yorumlar






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim