Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Çalıntı ve sahte iki çekle yapılan dolandırıcılık- zincirleme suç hükümlerinin uygulanması


Özet:

Sanığın çalıntı olan iki adet sahte çeki cirolayıp, aldığı odun karşılığı katılan ...'a verdiği olayda; katılan ...'un 21.09.2005 tarihinde Cumhuriyet savcılığında verdiği“...Kendisi benden odun aldıktan sonra bana şu an dosyada bulunan çeki arkasını keşide ederek verdi, daha sonra bir miktar daha mal aldı ve yine dosyada fotokopisi olmayan aynı şirkete ait 3.750 Liralık bir çeki daha ciro ederek verdi...” şeklindeki ifadesinden, suç konusu çeklerin değişik zamanlarda verilerek aynı suçun birden fazla kez işlendiği ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleştiği hukuki sonucuna varmak mümkün ise de; mahkemede alınan “...Cumartesi günü sanık bana odun alışverişi karşılığında şu an gösterdiğiniz hamiline yazılı 3.500 Lira ile 3.750 Lira meblağlı iki adet çeki verdi...” şeklindeki beyanında, çeklerin aynı gün ve aynı anda verildiğini belirtip farklı zamanlarda verildiğine dair bir yakınma ileri sürmemesi, bu bağlamda katılan ...'ın beyanları arasında eylemin gerçekleştirilme biçimine ilişkin olarak sanık lehine çelişkinin oluşması ve bu çelişki giderilemeden katılan ...'ın 28.11.2008 tarihinde vefat etmesi, atılı suçlamaları kabul etmeyen sanığın, katılan ...'a çekleri farklı zamanlarda verdiğine ilişkin beyanının bulunmaması, yine dosya kapsamı itibarıyla sanık ile katılan ... arasındaki alışverişin gerçekleşme şekline ilişkin görgüye ya da duyuma dayalı tanık anlatımının da olmaması birlikte değerlendirildiğinde, suç konusu çeklerin değişik zamanlarda katılan ...'a verildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince, sanığın eylemlerini aynı zaman dilimi içerisinde gerçekleştirdiği ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir. 
Bu itibarla, yerel mahkemenin zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması yönündeki gerekçesi isabetlidir. 

Fıkra:Tümü-0

T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu


Esas No:2017/528
Karar No:2017/336
K. Tarihi:


Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 21.10.2015
Sayısı : 197-250

Sanık ...'ın Nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f, 50 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis ve 15.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirilmeye; resmi belgede sahtecilik suçundan TCK'nun 204/1. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden aynı Kanunun 53 ve 58. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2011 gün ve 101-151 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 01.06.2015 gün ve 12753-25987 sayı ile;
"...Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a- Sanığın, katılandan mal alıp 3.500 TL bedelli çeki katılana verdikten birkaç gün sonra tekrar mal alıp, bu kez de, 3.750 TL bedelli sahte çeki katılana verdiği dikkate alınarak, 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla Kanunun aynı hükmünün değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal edilerek haksız menfaat temin edilmiş olunması karşısında, sanık hakkında, TCK'nn 43. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayarak eksik ceza tayin edilmesi,
b- Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararı açısından; belirlenen gün para cezası, adli para cezasına çevrilirken, uygulama maddesi olarak 5237 sayılı TCK'nın 52/2. maddesinin yanısıra, uygulama yeri bulunmayan, aynı Kanunun 50/1-a maddesi yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 223/6. maddesine muhalefet edilmesi..." isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
... ise 21.10.2015 gün ve 197-250 sayı ile TCK'nun, 50. maddesinin uygulanmasına ilişkin bozma nedenine uymuş, diğer bozma nedenine ise;
"...İddianame kapsamından ve katılan ...'un soruşturma ve kovuşturma sırasındaki beyanları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suça konu 3.500 ve 3.750 Lira bedelli çekleri aynı gün ve aynı anda verdiği nazara alındığında, sanığın eyleminin tek suç oluşturduğu kanaatine varıldığından mahkememizin ilk kararının doğru olduğu kanaatine varılmakla söz konusu kararda direnme yoluna gidilmiştir. Gerçekten müteselsil suçlardan söz edebilmek için aynı mağdura karşı işlenen suçların değişik zamanlarda işlenmesi gerekir. Aynı suç, aynı mağdura karşı, aynı anda işlenmiş ise, zincirleme suçlar değil artık tek suç söz konusudur. Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18.06.2008 tarih 2007/7729-2008/6382 E/K sayılı kararında '...Sanığın katılanlardan Nadir İlhan’a 30.08.2005-15.09.2005, İsmail Köse’ye 08.11.2005-12.11.2005 ve Vedat Honça’ya 15.08.2005 (iki adet)-13.08.2005 tanzim tarihli çekleri sahte olarak düzenleyip aynı anda verdiğinin anlaşılması karşısında; 765 sayılı TCK'nun 80. maddesinin koşulları oluşmakta ise de, farklı bir düzenleme getiren 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin uygulanabilmesi için 'bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi' gerektiği, aksi halde suçun aynı anda bir kişiye karşı birden fazla işlenmesi halinde teselsülün gerçekleşmediğinin kabulü gerektiğinden, katılanlara yönelik sahtecilik eylemlerinde 5237 sayılı Yasanın 43. maddesinin uygulanma koşulu bulunmadığı gözetilmeden teselsül hükümleri uygulanarak fazla caza tayini...' denilmiştir. Her ne kadar Yargıtay bozma ilamında sanığın katılandan mal alıp 3500 Lira bedelli çeki katılana verdikten birkaç gün sonra tekrar mal alıp 3750 Lira bedelli çeki katılana verdiği denilmiş ise de, yargılama sırasında vefat ettiği için bozma sonrası tekrar beyanına başvurma imkanı bulunmayan katılanın mahkememizin 17.04.2008 tarihli oturumunda alınan beyanında, 'cumartesi günü sanık bana odun alışverişi karşılığında şu anda gösterdiğiniz hamiline yazılı 3.500 ve 3.750 Lira meblağlı iki adet çeki verdi' dediği, katılanın alınan bu en son beyanı karşısında sanığın söz konusu her iki çeki cumartesi günü katılandan satın aldığı odun karşılığı aynı gün ve aynı anda verdiğinin anlaşıldığı, bu itibarla Yargıtayın yukarıda belirtilen kararında da açıklandığı üzere aynı hukuki işleme ilişkin olarak ve aynı anda verilmiş olan birden fazla çekin tek eylem oluşturup teselsül ettiğini kabul etmeye imkan bulunmadığı, bu itibarla mahkememizin önceki kararının bu yönüyle isabetli olduğu, ancak sanığın eylemini birden fazla çek kullanmak suretiyle işlemiş olması ve sağladığı menfaatin miktarı göz önünde bulundurularak alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ceza tayin etmenin uygun olacağı..." şeklindeki gerekçe ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2016 gün ve 101764 sayılı "onama" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 gün ve 475-1595 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 10.04.2017 gün ve 3802-8918 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; olayda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, satın almış olduğu odunlar karşılığında suça konu 10.09.2005 düzenleme tarihli, 3.500 Lira bedelli ve 20.09.2005 düzenleme tarihli, 3.750 Lira bedelli iki adet çeki ciro ederek katılana verdiği, çek bedellerini tahsil etmek için bankaya başvuran katılanın, söz konusu çeklerin çalıntı olduğunu öğrenmesi üzerine, 28.07.2005 tarihinde vekili aracığıyla Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek sanıktan şikâyetçi olduğu,
Asılları adli emanette, fotokopileri ise dosya içerisinde bulunan Ziraat Bankası Bursa Karacabey Şubesince verilmiş suça konu çeklerin incelenmesinde; 113969 seri numaralı çekin 10.09.2005 keşide tarihli, 3500 Lira bedelli; 113970 seri numaralı çekin ise 20.09.2005 keşide tarihli, 3750 Lira bedelli olduğu, hamiline düzenlenmiş olan her iki çekin hesap sahibinin Elveren Zirai Alet Demir Saç Basımı Pres ve Sanayi Ltd. Şirketi olduğu, arka yüzlerinde; Fikret Çalışkan ve sanık ... Emin adına yapılmış ciroların bulunduğu,
Ziraat Bankası Bursa Karacabey Şubesinin 20.04.2010 tarihli yazısında; hesap sahibi şirketin 113958 ve 113975 seri numaraları arasındaki tüm çeklerinin çalınması nedeniyle, şirket müdürü Necdet Elveren'in müşteki sıfatıyla Karacabey Emniyet Müdürlüğünde ifade verdiği belirtilerek, ifade örneği ile şirket yetkililerine ait imza sirkülerinin yazı ekinde sunulduğu,
Aydın Jandarma Bölge Kriminal Laboratuvarı Amirliği tarafından düzenlenen 03.01.2011 tarihli raporda; çeklerin arka yüzleri üzerinde bulunan yazıların sanığın el ürünü olduğu kanaatine varıldığının, “Fikret Çalışkan” ve “...” adlarına atfen atılı bulunan imzaların sanığın el ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun, çeklerin ön yüzleri üzerinde yer alan yazılar ile sanığın mukayeseye elverişli yazıları arasında kaligrafik bir uygunluk tespit edilemediğinin, yine ön yüzlerde bulunan imzaların, keşideci şirket yetkililerinin el ürünü olmayıp, farklı bir şahıs tarafından uydurma suretiyle atılmış olduğunun, bu imzaların sanığın el ürünü olup olmadığı konusunda müspet ya da menfi bir kanaat bildirilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği,
Katılan ...'un kovuşturma aşamasında 28.11.2008 tarihinde vefat etmesi üzerine, yasal mirasçıları ..., ... ve ...'un davaya katılma talepleri mahkemece kabul edilerek, dava ve duruşmalara katılan sıfatıyla kabullerine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... 21.09.2005 tarihinde savcılıkta; sanığın satın aldığı odun karşılığında 3.500 Lira bedelli çeki ciro ederek verdiğini, daha sonra bir miktar daha odun alarak 3.750 Lira bedelli çeki ciro ederek verdiğini, sanığın çekin kalan kısmı için odun almaya geleceğini söylemesine rağmen gelmemesi üzerine bankaya başvurduğunda, çeklerin çalıntı olduğunu öğrendiğini, sanığın kendisine vermiş olduğu numarayı aradığında telefona Mustafa adlı kişinin cevap verdiğini, sanığa ulaşamadığını, çalıntı çek vererek kendisini dolandıran sanıktan şikâyetçi olduğunu,
01.05.2007 tarihli savcılık ifadesinde; sanığın ciro ederek verdiği çekin üzerinin yazılı olduğunu ve arkasında Fikret Çalışkan adlı kişinin cirosunun bulunduğunu, çekin verildiğini gören tanıkların bulunduğunu, hazır edip dinleteceğini,
Mahkemede ise soruşturma aşamasındaki beyanlarından farklı olarak; sanığın cumartesi günü odun alışverişi karşılığında kendisine hamiline yazılı olan 3.500 ve 3.750 Lira bedelli çekleri verdiğini, çarşamba günü bankaya gittiğinde çeklerin çalıntı ve sahte olduğunu öğrendiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Kovuşturma aşamasında dinlenmeyen tanık ... savcılıkta; sanığın uzaktan akrabası olduğunu, katılanın telefon ile araması üzerine olaydan haberdar olduğunu, görgüye ya da duyuma dayalı bir bilgisinin olmadığını,
Beyan etmişlerdir.
Aşamalardaki beyanları arasında çelişki meydana gelen katılan ..., bu çelişki giderilemeden 28.11.2008 tarihinde vefat etmiştir.
Sanık ... mahkemede 13.01.2009 tarihli oturumda; çekleri Karabağlar'da oturduğunu bildiği Mehmet Denizoğlu adlı kişiden ciro yapılmaksızın aldığını, çeklerin üzerinde cirosu bulunan Fikret Çalışkan isimli kişiyi tanımadığını, çeklerin arka yüzlerinde bulunan isminin altındaki imzaların kendisine ait olduğunu, ön yüzlerinde yer alan yazı ve imzaların ise kendisine ait olmadığını,
İstinabe yoluyla alınan 01.03.2011 tarihli ifadesinde ise önceki beyanından farklı olarak; Mehmet Denizoğlu adlı kişiden almış olduğu 3.700 Lira bedelli çeki, 3.250 Lira karşılığında ciro ederek katılan ...'a verdiğini, bir ay sonra çekte problem olduğunu söyleyen katılan ...'a önce 1.500, daha sonra ise 1.000 Lira verdiğini, bu duruma ... ile ...'nin şahit olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini,
Savunmuştur.
Sanığın savunmasında belirttiği ... ve ...'ye tüm araştırmalara karşın ulaşılamadığından, bu şahısların tanık olarak beyanları alınamamıştır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için öncelikle "zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulması gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununa hakim olan ilke gerçek içtimadır. Bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
5237 sayılı Kanunun 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
TCK'nun 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın çalıntı olan iki adet sahte çeki cirolayıp, aldığı odun karşılığı katılan ...'a verdiği olayda; katılan ...'un 21.09.2005 tarihinde Cumhuriyet savcılığında verdiği“...Kendisi benden odun aldıktan sonra bana şu an dosyada bulunan çeki arkasını keşide ederek verdi, daha sonra bir miktar daha mal aldı ve yine dosyada fotokopisi olmayan aynı şirkete ait 3.750 Liralık bir çeki daha ciro ederek verdi...” şeklindeki ifadesinden, suç konusu çeklerin değişik zamanlarda verilerek aynı suçun birden fazla kez işlendiği ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleştiği hukuki sonucuna varmak mümkün ise de; mahkemede alınan “...Cumartesi günü sanık bana odun alışverişi karşılığında şu an gösterdiğiniz hamiline yazılı 3.500 Lira ile 3.750 Lira meblağlı iki adet çeki verdi...” şeklindeki beyanında, çeklerin aynı gün ve aynı anda verildiğini belirtip farklı zamanlarda verildiğine dair bir yakınma ileri sürmemesi, bu bağlamda katılan ...'ın beyanları arasında eylemin gerçekleştirilme biçimine ilişkin olarak sanık lehine çelişkinin oluşması ve bu çelişki giderilemeden katılan ...'ın 28.11.2008 tarihinde vefat etmesi, atılı suçlamaları kabul etmeyen sanığın, katılan ...'a çekleri farklı zamanlarda verdiğine ilişkin beyanının bulunmaması, yine dosya kapsamı itibarıyla sanık ile katılan ... arasındaki alışverişin gerçekleşme şekline ilişkin görgüye ya da duyuma dayalı tanık anlatımının da olmaması birlikte değerlendirildiğinde, suç konusu çeklerin değişik zamanlarda katılan ...'a verildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince, sanığın eylemlerini aynı zaman dilimi içerisinde gerçekleştirdiği ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, yerel mahkemenin zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması yönündeki gerekçesi isabetlidir.
Ancak, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğundan, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükümlerinin bu nedenle bozulmasına, yeniden yargılama gerektirmeyen bu durumun, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, her iki suça ilişkin hüküm fıkrasından hak yoksunluğuna ilişkin bendlerin çıkarılması ve yerine "Kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da gözetilerek TCK'nun 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına" ibaresinin yazılması suretiyle, hükümlerin düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "sanık hakkında TCK'nun 43. maddesinin uygulanması ve direnme hükmünün bu nedenle bozulması gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2015 gün ve 197-250 sayılı, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğundan, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu durumun, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, her iki suça ilişkin hüküm fıkrasından hak yoksunluğuna ilişkin bendlerin çıkarılması ve yerine "Kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da gözetilerek TCK'nun 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına" ibaresinin yazılması suretiyle, hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.06.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
Ekleme Tarihi: 6.10.2017 22:19:32.
Bu karar

Yorumlar


www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.


Okunacaklara Ekle





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim