Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Bozmadan sonra kurulacak yeni kararda bozma dışında kalan hüküm bölümleri ile ilgili de karar verilmesi gerekir


Özet:

Yerel mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmekte olup, bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bu nedenle, bozma kararından sonra mahkemece kurulacak yeni hüküm HMK'nın 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır. 
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.10.2012 gün 2012/9-851 E., 2012/705 K. ve 14.05.2014 gün ve 2013/9-1989 E., 2014/657 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
Az yukarıda açıklanan nedenle, mahkemenin direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan bölüm yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar vermesi gerekmektedir.

Fıkra:Tümü-0

T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu


Esas No:2017/76
Karar No:2017/570
K. Tarihi:


MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi


Taraflar arasındaki "tazminat " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.12.2011 gün ve 2008/477 E., 2011/670 K. sayılı kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.01.2013 gün ve 2012/8444 E., 2013/1300 K. sayılı kararı ile onanmış, davacılar vekilinin kararın düzeltilmesi isteminde bulunması üzerine de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.06.2013 gün ve 2013/7485 E., 2013/11831 K. sayılı kararı ile;
"...Davacı vekili, müvekillerinden ...'in eşi diğer davacının annesi olan ....'in yolcu olarak bulunduğu davalının zorunlu mali sorumluluk ve ferdi kaza sigortasını tanzim ettiği araçtan düşerek yaşamını yitirdiğini, yapılan başvuruya rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek, şimdilik toplam 1.000,00 TL maddi tazminatın 22.05.2008 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, ıslah dilekçesiyle de davacı ... için 53.265,57 TL, diğer davacı için 8.500,00 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu olayda müvekkiline sigortalı araçta yolcu olarak bulunan ....'in araçtan atlaması sonucu vefat ettiğini, araç sürücüsünün ve işletenin olayda kusuru bulunmadığından ZMSS poliçesine dayalı destekten yoksun kalma tazminatı talep edilemeyeceğini, ferdi kaza sigortası genel şartlarına göre de meydana gelen olayın kaza olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, sigortalı araç sürücüsünün araçta yolculuk yapan desteğin aracın arka kapısını içerden el yordamı ile açarak araçtan atlaması ile meydana gelen olayda hatalı tutum ve davranışı bulunmadığı olayda, sürücü kusurlu olmadığından işleten ve onun sigortacısı olan davalının destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu tutulamayacağı, sigortalı kapalı kasa kamyonette yolcu konumunda bulunan destek ....'in meydana gelen kazada asli kusurlu olduğu, ancak ölüm olayının intihar olarak kabulünün mümkün bulunmadığı, TTK'nın 806. maddesi de gözetilerek ölümün kaza sonucu meydana geldiğinin kabul edildiği, bu nedenle poliçede yazılı limitin mirasçılık payları oranında ferdi kaza sigortası kapsamında davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine karar Dairemizin 22.01.2013 günlü ilamıyla onanmıştır.
Davacılar vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, davacıların murisi olan ....'in davalıya sigortalı araçta taşındığı sırada araçtan inmeye çalışırken düşmesi sonucu ölümü nedeniyle ferdi kaza sigortası ile zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayalı tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davalının destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olmadığı belirtilerek, destekten yoksun kalma tazminatına yönelik istemin reddine karar verilmiştir. Davacıların murisi ....'in kaza sırasında davalı ... şirketinin sigortalısı olan Satılmış Balaban'a ait işyerinde çalıştığı, iş bitiminde sigortalıya ait araçla işçilerin evlerine bırakıldığı, davacıların murisi ....'in de aralarında bulunduğu işçileri taşıyan aracın kapalı kasa kamyonet olup, murisin arka bagaj kapağının olduğu yere konulan ilave koltukta taşındığı sırada aracın evini geçmesi nedeniyle arka bagaj kapısını içerden el yordamıyla açarak taşıt yoluna atlaması sonucu öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davada açıklığa kavuşturulması gereken yön, sigortalı işletene ait araçla yapılan taşıma sırasında meydana gelen bu ölüm olayı nedeniyle sigortalının sorumluluğu olup olmadığı noktasındadır. Kazaya ilişkin olarak Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma sırasında alınan raporda, aracın servis taşımacılığı için arka bagaj kapağının olduğu yere ilave koltuk konularak taşıma işi yapılmasının Karayolları Trafik Kanunu'na göre uygun olmayıp, araç işleteni sıfatıyla araç sahibi Satılmış Balaban'ın kusurlu olacağı belirtilmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun “İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması” başlığını taşıyan 86. maddesinde, işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulacağı, sorumluluktan kurtulamayan işletenin kazanın oluşumunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat etmesi halinde tazminat miktarının indirilebileceği düzenlenmiştir. Buna göre, işletenin sorumluluktan kurtulması için kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusurunun olmaması, araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilememiş olması ve de zarar görenin kusuru olması şartlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
Somut olayda ise ölen işçi ....'in kapalı kasa kamyonetin arka bagaj kapağının olduğu yere koltuk ilave edilerek taşınmasının uygun ve güvenli olmadığı, bu taşıma sırasında ölen Şerif'in aracın arka kapısını içerden eliyle açabildiği ve bu suretle araçtan atladığı kazada taşıma yapılan aracın niteliği, ölenin taşındığı yer ve aracın kapısının sürücünün kontrolü dışında açılabilmesi hususları göz önüne alındığında kazanın meydana geliş şekline göre araç işleticisinin kusurlu olmadığının kabulü yerinde değildir. Buna göre mahkemece işletene düşen hukuki sorumluluğun KTK'nın 86. maddesi uyarınca takdir ve tayin edilerek istenen destek tazminatı yönünden de inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sürücünün kusuru olmadığından işleten ve onun sigortacısı olan davalının da sorumlu olmadığından bahisle destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olunmadığına karar verilmesi yerinde olmayıp, davacılar vekilinin Dairemizin 22.01.2013 günlü ilamına yönelik karar düzeltme istemi yerinde görülmekle Dairemizce verilen onama kararının kaldırılarak mahkeme kararının açıklanan nedenlerle davacılar yararına bozulması gerekmiştir... "
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ferdi kaza sigortası ve zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayalı olarak açılan tazminat isteklerine ilişkindir.
Davacılar vekili, müteveffa ....'in davacılardan ...'in eşi diğer davacının ise annesi olduğunu, yolcu olarak bulunduğu ve davalının zorunlu mali sorumluluk sigortası ile ferdi kaza sigortasını tanzim ettiği ticari kamyonetten düşerek hayatını kaybettiğini, ölümü ile davacı ...'in eşinin desteğinden yoksun kaldığını, davalının şirketin sigorta poliçesi kapsamında ferdi kaza tazminatı ile destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olduğunu, ancak yapılan başvuruya rağmen herhangi bir ödemede bulunmadığını ileri sürerek, şimdilik her bir davacı için 500,00'er TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu olayda sigortalı araçta yolcu olarak bulunan ....'in araçtan sonuçlarını bilerek ve isteyerek atlaması sonucu vefat ettiğini, araç sürücüsünün ve işletenin olayda kusuru bulunmadığından zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesine dayalı olarak destekten yoksun kalma tazminatı istenemeyeceğini, ferdi kaza sigortası genel şartlarına göre de meydana gelen olayın kaza olmaması nedeniyle sigorta kapsamında bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, araçta yolculuk yapan desteğin aracın arka kapısını içerden el yordamı ile açarak atlaması ile meydana gelen olayda sigortalı araç sürücüsünün hatalı tutum ve davranışının bulunmadığı, olayda sürücü kusurlu olmadığından işleten ve onun sigortacısı olan davalı ... şirketinin de destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu tutulamayacağı, kapalı kasa kamyonette yolcu konumundaki ....'in asli kusurlu olduğu, ancak ölüm olayının intihar olarak kabulünün mümkün bulunmadığı, Türk Ticaret Kanununun 806. maddesi de gözetildiğinde ölümün kaza sonucu meydana geldiğinin kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacıların ferdi kaza sigortası kapsamındaki tazminat taleplerinin kabulüne, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki taleplerinin ise reddine karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine, Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de onama kararına karşı davacılar vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılmış ve yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle karar bozulmuştur.
Mahkemece, bozma öncesi hükme dayanak teşkil eden Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan 20.06.2011 tarihli raporda araç sürücüsü ve malikinin olayda kusursuz, ölen yolcunun ise tam kusurlu olduğunun belirtildiği, bu nedenle bozma ilamına iştirak edilmediği, olayda kusursuz olan işleten ile onun sigortacısı olan davalı şirketin destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile ferdi kaza sigortası yönünden verilen hüküm kesinleştiğinden bu istemle ilgili olarak yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, destekten yoksun kalma tazminatı talebi hakkında ise önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme kararı davacılar vekilince temyize getirilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda uyuşmazlığın esasının görüşülmesinden önce, yerel mahkemece 31.10.2013 tarihli direnme kararının hüküm fıkrasında, önceki hükmün bozma kapsamı dışında bırakılan bölümünün kesinleştiğinden bahisle ferdi kaza sigortası kapsamında istenilen tazminat talebi ile ilgili olarak "yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına" karar verilmesi ve bu karara göre ilk hükümde davacılar vekili lehine hükmedilen vekalet ücretine direnme hükmünde yer verilmemesi nedeniyle; bozma kararı ile bozma kapsamı dışında kalan hususlar da dahil olmak üzere ilk hükmün tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı, direnme kararında bozma kapsamı dışında kalan konular hakkında karar verilmesinin gerekip gerekmediği, varılacak sonuca göre mahkemece usulüne uygun şekilde direnme kararı oluşturulup oluşturulmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
Belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın “hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesi “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
hükmünü içermektedir.
. “hükmün yazılması” başlıklı 298. maddesinde ise:
“(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.
(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.
(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.”
hükmü yer almaktadır.
Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denilebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Yerel mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmekte olup, bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bu nedenle, bozma kararından sonra mahkemece kurulacak yeni hüküm HMK'nın 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.10.2012 gün 2012/9-851 E., 2012/705 K. ve 14.05.2014 gün ve 2013/9-1989 E., 2014/657 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
Az yukarıda açıklanan nedenle, mahkemenin direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan bölüm yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar vermesi gerekmektedir.
Yerel mahkeme kararı bu haliyle yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece HMK'nın 297. maddesine uygun şekilde direnme hükmü kurulması için işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekir.
S O N U Ç: Davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen usulü nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.03.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.






www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
Ekleme Tarihi: 7.9.2017 01:32:48.
Bu karar

Yorumlar


Bu dosya 2008  esaslı imiş  ve hala mahkemeler  arası  USUL  ile uğraşılmış  ve neticede  * usulüne uygun direnme  kararı  verilmesi  için* karar  bozulmuş.  Yıl 2018 'e yaklaştı  ve muhtemelen  bu dosyada  2020 den önce  kesinleşmez.  Çok  hızlı  çalışan bir adli yargımız var ...


www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.


Okunacaklara Ekle





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim