Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Kocanın bağımsız konut tahsis etmemesi-kadının tedaviden kaçınması


Özet:

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/2 maddesindeki koşulların karşı davası reddedilen davalı - karşı davacı kadın yönünden de gerçekleşip gerçekleşmediği ve ağır kusurun hangi tarafta olduğu noktasında toplanmaktadır. 
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166. maddesi; 
“…Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…” hükmünü içermektedir.
Somut olayda dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillerden davalı - karşı davacı kadının hastalığı nedeni ile tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmeyip tedaviden kaçındığı, buna karşılık davacı - karşı davalı erkeğin evlilik birliğinde manevi anlamda bağımsız bir konut temin etmeyip davalı - karşı davacı kadını müşterek evden göndermek istediği ve çıkan tartışmada kadının ailesini çağırıp kızlarını almalarını istediği, tarafların bu şekilde ayrıldıkları anlaşılmıştır.
Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda davacı karşı davalı erkek ağır kusurlu, davalı - karşı davacı kadın ise az kusurludur. Hal böyleyken mahkemece kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilip, bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı – karşı davacının davasının reddi doğru görülmemiştir. 
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında yerel mahkemenin ağır kusurun davalı – karşı davacı kadında olduğu yönündeki kabulünün isabetli olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan gerekçelerle bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Sonuç itibariyle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Fıkra:Tümü-0

T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu


Esas No:2017/1568
Karar No:2017/1084
K. Tarihi:


MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Zonguldak 1. Aile Mahkemesince asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 23.11.2012 gün ve 2011/451 E, 2012/1080 K. sayılı kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.06.2013 gün ve 2013/3154 E., 2013/15952 K. sayılı kararı ile onanması kararına karşı davalı - karşı davacı ... vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.11.2013 gün ve 2013/20604 E., 2013/25149 K. sayılı kararı ile
(...1-Yerel mahkemece taraflarca açılan karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılaması neticesinde davalı-davacı kadının ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile davacı-karşı davalı kocanın davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmiş, davalı-karşı davacı kadının boşanma davası reddedilmiş, hüküm her iki boşanma davası yönünden davalı-karşı davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Davalı-karşı davacı kadının temyizi üzerine dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucu yerel mahkeme kararı 10.06.2013 tarih ve 2013/3154 esas ve 2013/15952 sayılı ilam ile onanmıştır. Onama kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. Dairemizce yapılan karar düzeltme incelemesi neticesinde: toplanan delillerinden davacı-karşı davalı kocanın eşine manevi anlamda bağımsız konut temin etmediği, eşini ailesi ile birlikte yaşamaya zorladığı, eşine çocuğu elinden alıp baba evine göndereceğini söylediği, aralarında çıkan tartışma sonucu eşini eve almak istemediği, davalı-karşı davacı kadının ailesini arayarak kızlarını almalarını istediği, davalı-karşı davacı kadının ise hastalığı nedeni ile tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmediği, tedaviden kaçındığı, gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı kocanın ağır, davalı-karşı davacı kadının az kusurlu olduğu ve davalı-karşı davacı kocanın davası bakımından Türk Medeni Kanununun 166/2 koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre; davalı-karşı davacı kadının karşı boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile karşılık boşanma davasının reddi doğru bulunmamıştır. Ne var ki bu hususun temyiz incelemesi sırasında gözden kaçırıldığı anlaşılmakla davalı-karşı davacı kadının karar düzeltme isteğinin kabulüyle dairemizin 10.06.2013 tarih ve 2013/3154 esas ve 2013/15952 sayılı onama ilamının kaldırılmasına karar verilmiştir.
2- Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere boşanmaya neden olan olaylarda davacı-karşı davalı koca ağır kusurludur. Davalı-karşı davacı kadının karşı boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekirken karşı boşanma davasının reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir...)
gerekçesi ile onama kararı kaldırılıp hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı olarak asıl davada boşanma, karşı davada boşanmanın yanında nafaka ve tazminat istemine ilişkindir.
Davacı - karşı davalı vekili müvekkilinin 18.09.2008 tarihinde evlendiğini ve müşterek bir kız çocukları olan eşi ile fikren ve ruhen anlaşamadıklarını, davalı eşin hastalık derecesinde sürekli kendisine büyü yapıldığı endişesiyle yaşadığını, bu nedenle kendisini sosyal hayattan tümüyle soyutlayıp evden dışarı dahi çıkmadığını, müşterek çocukları ile ilgilenmediğini, kızlarına bu nedenle doğduğundan beri babaannesinin baktığını, tedavi olmayı da kabul etmeyen davalının ev hanımı olmasına rağmen evle ilgili hiçbir işle ilgilenmediğini, son altı aydır ayrı yaşadıklarını ve buna rağmen çocuğunu arayıp sormadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına ve kızlarının velayetinin müvekkiline bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı - karşı davacı vekili asıl dava ile ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı eşin ailesi ile altlı üstlü oturduklarını, müvekkilinin kocası ve ailesi tarafından sürekli hor görülüp dışlandığını, evden gönderilmek istendiğini, şiddet gördüğünü, eşinin evle ilgili sorumluluklarını yerine getirmediğini, baskılardan dolayı psikolojisinin bozulduğunu ancak küçük çocuğunu bırakmak istemediği için yatarak tedavi olmadığını, yaşanan tartışma sonrası ayrı kaldıkları dönemde çocuğu ile görüşmesinin engellendiğini beyanla asıl davanın reddini, karşı davalarının kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetin anneye bırakılmasına ve maddi manevi tazminat ile nafakaya hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece doğum sonrası psikolojisi bozulan davalı - karşı davacının kendini hayattan tümüyle soyutladığı, müşterek çocuk ile ilgilenemediği, tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmediği, yaşanan bu olaylar nedeniyle tarafların ayrı yaşamaya başladıkları taraflar arasındaki geçimsizliğe konu olaylar sebebiyle evlilik birliğini sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı - karşı davacının ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile asıl davanın kabulüne, davalı karşı davacının boşanma davasının reddine karar verilmiştir.
Davalı - karşı davacının temyizi üzerine Özel Dairece onanan hüküm, karar düzeltme aşamasında yukarıda karar başlığında yazılı gerekçeler ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/2 maddesindeki koşulların karşı davası reddedilen davalı - karşı davacı kadın yönünden de gerçekleşip gerçekleşmediği ve ağır kusurun hangi tarafta olduğu noktasında toplanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166. maddesi;
“…Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…” hükmünü içermektedir.
Somut olayda dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillerden davalı - karşı davacı kadının hastalığı nedeni ile tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmeyip tedaviden kaçındığı, buna karşılık davacı - karşı davalı erkeğin evlilik birliğinde manevi anlamda bağımsız bir konut temin etmeyip davalı - karşı davacı kadını müşterek evden göndermek istediği ve çıkan tartışmada kadının ailesini çağırıp kızlarını almalarını istediği, tarafların bu şekilde ayrıldıkları anlaşılmıştır.
Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda davacı karşı davalı erkek ağır kusurlu, davalı - karşı davacı kadın ise az kusurludur. Hal böyleyken mahkemece kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilip, bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı – karşı davacının davasının reddi doğru görülmemiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında yerel mahkemenin ağır kusurun davalı – karşı davacı kadında olduğu yönündeki kabulünün isabetli olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan gerekçelerle bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Sonuç itibariyle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı – karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşinharcının yatırana geri verilmesine karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.06.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
Ekleme Tarihi: 5.9.2017 18:12:28.
Bu karar

Yorumlar


www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.


Okunacaklara Ekle





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim