Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Fetö/pdy silahlı terör örgütüdür- byloc'un örgüt mensubiyetine delil oluşturduğu


Özet:

ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanılması amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ olduğunun somut delillere dayanması nedeniyle, bu ağa dahil olan sanıkların ağ içinde başka bir kişi ile görüşme yapmış olması da gerekmez. ByLock iletişim sistemi, yukarıda açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacaktır. FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. … Sayfa 77’de …., 3713 sayılı Kanunun 1.maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır.

Fıkra:Tümü-0

T.C.
Yargıtay
16. Ceza Dairesi


Esas No:2015/3
Karar No:2017/3
K. Tarihi:

-T UTUKLU- 

DOSYA NO                         : 2015/3 Esas

KARAR NO                         : 2017/3

C.SAVCILIĞI ESAS NO : 2015/29385

 

                                                                                                GEREKÇELİ KARAR

                                                                                      T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

 

 

             

SUÇ                : Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etmek, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak, Görevi Kötüye Kullanmak, Gizliliğin İhlali

SUÇ TARİHİ    : A-Sanık M.  M.  hakkında:

-Örgüt Üyeliği suçu yönünden: 30/04/2015

- Görevi Kötüye Kullanmak sç. yönünden: 24/04/2015

   B-Sanık M.  M.  hakkında:

-Örgüt Üyeliği suçu yönünden: 01/05/2015

- Görevi Kötüye Kullanmak sç. yönünden: 25/04/2015

SUÇ YERİ                         : İSTANBUL

KARAR TARİHİ : 24/04/2017

 

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etmek, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak, Görevi Kötüye Kullanmak, Gizliliğin İhlali suçlarından, yukarıda açık kimliği yazılı sanıklar hakkında Dairemizde İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yapılan açık yargılama sonunda:

                   GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

                   I-İDDİA:

    Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18/11/2015 tarih ve 2015/301 Esas, 2015/207 Karar sayılı son soruşturmanın açılması kararı  ile özetle;  

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu, uzun yıllar içerisinde örgüt liderinin talimatı ve örgütün genel stratejisi doğrultusunda tüm devlet kurumlarında gizlilik içerisinde örgütlenip güçlendiği,özellikle mahrem hizmetler olarak adlandırdığı askeriye, mülkiye,emniyet ve yargı kurumlarındaki örgütlenmelerinde azami derecede gizliliğe önem vererek örgüt üyelerine güç dengesi kendi lehlerine dönünceye kadar bulundukları yerlere uyum sağlamaları ve harekete geçmemeleri konusunda talimat verdiği, eğitim, ticaret, ekonomi, medya, iletişim ve sivil toplum kuruluşları alanın da örgütlenip  legal ve meşru alanlardaki faaliyetleriyle nihai amacı olan Devletin Anayasal düzenini gayrı hukuki yöntemlerle değiştirme hedefini kamuoyundan gizlediği,

 Sanıklar M.  M.  ve M.  M. 'in bu örgütün üyesi oldukları ve bir kısım yönetici ve üyeleri  ile irtibatlı oldukları, bu şahıslarla örgüt silsilesi halinde iritbat halinde oldukları ve bunlara ilişkin bir kısım  hts verilerinin dosya içerisinde bulunduğu belirtilerek;Örgüt lideri Fetullah GÜLEN’in 19/04/2015 tarihinde www.Herkül.org isimli internet sitesinde yayınlanan “Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları” başlıklı sohbetinde, FETÖ/PDY üyeliğinden dolayı tutuklu bulunan ve bu halleriyle içeride "Medrese-i Yusufiye” yaşayıp, “mukaddes çile” çektikleri dile getirilen tutuklu FETÖ/PDY Terör Örgütü mensubu şüphelilerin, içeride bu sıkıntıları çekerken, dışarıda özgür olan diğer örgüt mensuplarının onların bu ızdırabını ruhlarında duyup, bu mukaddes çileyi paylaşıp, tahliyelerini sağlama noktasında bir küheylan gibi şahlanıp, bir üveyik gibi kanatlanarak, ellerinden gelen gayreti göstermeleri ile “infak kahramanlığı ” yapmış sayılacaklarını, bunun sonucunda çekecekleri sıkıntıların “günahlarının kefareti ” olacağını ifade edip, dua ve sohbet görüntüsüne büründürerek, gizleyip, dini motiflerle süslediği kriptolu talimatını alan örgütün yargı teşkilatlanması içerisinde yer alan ve genel stratejileri gereği o güne kadar kendilerini gizleme gayreti içerisinde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerini açık etme pahasına da olsa bu talimatın gereğini yapmak üzere örgütsel bütünlük ve hiyerarşi içerisinde organize bir şekilde derhal harekete geçtikleri; 

Bu kapsamda ;

1) İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi (37278) M.  M. ’in; 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen Veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ait 2014/40810, 41637, 69722, 86706, 115949, 118651 ve 133596 sayılı soruşturma evrakına ilişkin olarak 65 şüphelinin müdafileri tarafından 20.04.2015 tarihini taşıyan çok sayıda reddi hâkim ve tahliye talepli dilekçelerin, o tarihte muhabere nöbetçisi olan İstanbul 29.Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi M.  M. 'e verildiği,

Hâkim M.  M. ’in 7 adet soruşturma evrakına ait talepleri birleştirmek suretiyle 24.04.2015 günü 2015/92 değişik sayılı karar ile Sulh Ceza Hâkimleri Bekir ALTUN, Durmuş KARAÇALI, İslam ÇİÇEK, Recep UYANIK, Cevdet ÖZCAN, Fevzi KELEŞ, İsmail YAVUZ, Atilla ÖZTÜRK, Hüseyin Kürşat SERBEST ve Necmettin KAFALI haklarındaki reddi hâkim taleplerinin kabulü ile tahliye taleplerini değerlendirmek üzere 24.04.2015 günü nöbetçi olduğu bilinen 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.  M. ’in görevlendirilmesi yönünde karar verdiği,

Reddi hâkim talebinin kabulü yönündeki mahkeme kararı incelendiğinde; “-yürütme organlarının Sulh Ceza Hâkimlikleri kurulmadan önce ve sonra Sulh Ceza Hâkimlikleri konusunda basına yansıyan söylemleri,

-Sulh Ceza Hâkimliklerindeki sorgu aşamasında basına da yansıyan bir kısım iddialar,

-Sulh Ceza Hâkimliklerine atanan hâkimlerden bir kısmının görevi kabulden imtina etmeleri, tutuklama kararı vermeyen ya da tahliye kararı veren Sulh Ceza Hâkimlerinin yetkilerinin değişmesi,

-Sulh Ceza Hâkimlikleri kurulduktan sonra çeşitli soruşturmalardaki kolluk operasyonundan önce ve operasyon sırasında tutuklanacak kişilerin sosyal medya hesaplarından önceden ilan edilmesi,

-Tutukluluğun devamına ilişkin tüm hâkimlerin benzer şablon kararlar vermesi, hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüpheliler müdafilerinin hâkimlerin tarafsız olmadığı yönündeki iddialarının AİHM’ce çerçevesi çizilen objektif tarafsızlık kriterlerinden haklı sayılabilir yeterli somut nedenin bulunduğu,” hususlarına yer verdiği, hâkimin davaya bakamayacağı hâllere ve tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplere ilişkin somut bilgi ve belgeye değinmediği,

Ayrıca CMK’nın Ret İsteminin Usulü başlıklı 26/1. maddesinde “Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır.” Hükmü yer almasına karşın anılan usul kuralını da ihlal ettiği,

Anılan kararda bir başka usul ve esasa aykırılığın ise; Cumhuriyet savcılığınca 594 klasörden oluşan 7 adet soruşturma evrakının 29. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmediği, müdafilerin sundukları dilekçe ve eklerinde soruşturma kapsamında bulunan tüm bilgi ve belgeler de bulunmadığı halde karar verildiği, adı geçen hâkimin UYAP’ta bulunan soruşturma evrakına erişim sağlamadığı hususunun da Ceza Mahkemesi Uzman Kullanıcısı tarafından tanzim edilen 26.04.2015 günlü rapor ile sabit olduğu, 

 Kaldı ki benzer mahiyetteki talebi değerlendiren 26. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Gülhan KITAY’ın (38597) 2014/41637 sayılı soruşturma evrakının şüphelisi Ensar DOĞAN müdafii Av. Sıddık FİLİZ tarafından tüm sulh ceza hâkimlerine yönelik yapılan reddi hâkim talebi sonrası 06.02.2015 gün 2015/19 değişik iş sayı ile “Hâkimlerin Reddi için CMK’nun 22. maddesinde gösterilen ve belirlenen tanımlara uymadığı, ayrıca buna ilişkin somut bir delil de gösterilmediğinden bahisle yerinde görülmeyen talebin reddi” yönünde karar verdiği, 

2) İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi (40054)M.  M. ’in;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen Veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği,

29. Asliye Ceza Mahkemesinin reddi hâkim taleplerini kabul etmesi sonrası şüpheli müdafilerine ait tahliye istemli dilekçelerin 32. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi üzerine; Cumhuriyet savcılığına ait 2014/40810, 41637, 69722, 86706, 115949, 118651 ve 133596 sayılı soruşturma evrakına ait fiziki evrak suretinin mahkemeye gönderilmemesine ve UYAP’ta bulunan evrakı da incelememesine karşın 25.04.2015 gün 2015/143, 144, 145, 146, 147, 148 ve 149 değişik sayılı kararlarla 65 şüphelinin tahliyesine karar verdiği,

Böylece sanıkların,  örgüt liderinin talimatı doğrultusunda örgütsel faaliyet çerçevesinde 5237 Sayılı TCK’nın 312. Maddesi uyarınca Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, TCK’nın 314/2 ve 3713 Sayılı Kanun’un 3. ve 5. Maddeleri uyarınca silahlı terör örgütünün üyesi olmak, TCK’nın 257. Maddesi uyarınca görevi kötüye kullanmak ve TCK’nın 265. Maddesi uyarınca gizliliğin ihlali suçlarını işlemeleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmaları ve haklarında TCK’nın 53 ve 63. Maddelerinin uygulanması talep edilmiştir.

II-İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA ÖZETLE:

İddianame içeriği, tanık anlatımları, HTS kayıtları, Emniyet genel müdürlüğü raporu ve tüm dsya kapsamına göre,

 Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) adlı örgütün, “Silahlı Terör Örgütü” olduğunun kabulü ile;

1- Her ne kadar sanıklar M.  M.  ve M.  M.  hakkında Cebir ve Şiddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etme Suçunu işledikleri iddiasıyla TCK.nun 312/1. maddesi uyarınca ve yine Soruşturmanın Gizliliğini Alenen İhlal Suçunu işledikleri iddiasıyla da TCK.nun 285/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ise de;

Toplanan deliller ve tüm dava dosyası kapsamına göre, sanıklara isnat edilen bu suçların yasal unsurlarının oluşmaması ve bu şekilde yüklenen fiillerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması sebebiyle CMK.nun 223/2-a maddesi uyarınca her iki sanığın bu suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi,

2- Yasadışı Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) Üyesi Olmak Suçunu işledikleri tüm dava dosyası kapsamından anlaşılan sanıklar  M.  M.  ve M.  M. ’in, bu eylemlerine uyan 3713 S.K.nun 3 ve 7/1. maddeleri yollamasıyla TCK.nun 314/2, 3713 S.K.nun 5/1, TCK.nun 53/1-2-3, 58/9. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,

3- Görevi Kötüye Kullanma Suçunu işledikleri tüm dava dosyası kapsamından anlaşılan sanıklar  M.  M.  ve M.  M. ’in, bu eylemlerine uyan TCK.nun 257/1, 53/1-2-3-5. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi,

4- Sanıklar hakkında mahkumiyet talep edilen söz konusu suçlarda, bu suçların işleniş biçimleri, işlenmesinde kullanılan araçlar, suçların işlendiği zaman ve yer, suç konularının önem ve değerleri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, faillerin kastına dayalı kusurlarının ağırlığı, faillerin güttüğü amaç ve saikler, örgütsel talimatla tahliye edilmek istenen tutuklu şüpheli sayısı ve sanıklar hakkında dava açılmasından sonra yargılama sürecine ilişkin örgütsel talimatların uygulanmaya devam edilmesi  hususları bir bütün halinde gözönünde bulundurularak, işlenen suçların kanuni tanımında öngörülen cezaların alt sınırlarından uzaklaşılarak temel cezalarının belirlenmesi,

5- Tutuklu sanıklara isnat edilen suçlarla ilgili kuvvetli suç şüphesinin bulunması, atılı suçların vasıf ve mahiyeti, öngörülen cezaların alt ve üst sınırları, haklarında mahkumiyet kararı verilmesi halinde alabilecekleri ceza miktarları, dosyadaki mevcut delil durumu, eylemlerin CMK.nun 100. maddesindeki katalog suçlardan oluşu da dikkate alınarak, sanıkların tutuklu kaldıkları sürelere göre orantılılık ve ölçülülük kriterlerine uygun olmakla, adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı anlaşıldığından, sanıkların tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına ve tutuklulukta geçirdikleri sürelerin TCK.nun 63. maddesi uyarınca cezalarından mahsubuna karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunmuştur.

II- SAVUNMA:

A) Sanık M.  M.  Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 30.04.2015 tarihli, müdafii huzurunda  yapılan sorgusunda: “ Ben şu anda görevli İstanbul hâkimiyim, Hâkimler ve Savcılar Kanunun 88 maddesi çok açıktır, şu anda görevdeki bir hâkim ve savcı ancak Ağır cezalık suçüstü hali bulunduğunda aranabilir. Ya da sorguya çekilebilir. Bunun dışında kesinlikle görevdeki bir hâkim ve savcı ile ilgili arama, gözaltına alma, sorguya çekme, ya da tutuklama kararı verilemez. Şu anda bana okuduğunuz yazı içeriğinden de 88. Maddede belirtilen şartların bulunmadığı çok açıktır. Yine usul açısından görevdeki Hâkim savcı ile ilgili, soruşturma işlemleri izinle en yakın Ağır ceza mahkemesinde yapılabilir. Mahkemeniz bugün Bakırköy Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi değildir. Anlayabildiğim kadarıyla terör suçlarına bakmakla yetkili ağır ceza mahkemesi yetkilendirilmesi bulunmaktadır. Bu anlamda da soruşturma aşamasında herhangi bir yetkiniz bulunmamaktadır. Ancak dava açıldığı takdirde HSYK yetkilendirmesi gereği evraka bakma görev ve yetkiniz bulunmaktadır. Bu açıdan da bu evraka bakma yetkiniz ve göreviniz bulunmamaktadır. Evrakı Bakırköy Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinin bakması gerekir. Bengörevde bir Hâkim olarak 24/04/2015 tarihinde tamamen kanuna ve hukuka uygun yargısal bir karar verdim. Bu kararın gerekçelerini ayrıntılı olarak kararımda belirttim. Bu yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili yanlış olduğunu düşünen itiraz etme hakkı bulunan makamlarca gidilebilecek yasa yollan bellidir. Bunun dışında yargısal yetkimi kullandığım z için Anayasa ile ve diğer kanunlarla tarafıma verilen Hâkimlik teminatı ve bağımsızlığı çerçevesinde yargısal bir karar verdiğim için Hâkimler ve Savcılar Kanunu gereği de yargısal kararlarla ilgili idari soruşturmanın konusunun yapılması mümkün değildir. Yine Anayasa 138. Maddesi gereği Hâkimlere hiç bir makam emir talimat ya da telkinde bulunamaz. Bu söylediğim gerekçeli karar dışında ortada suçlandığımı belirttiğiniz suçlarla ilgili hiç bir iddia, tespit, ya da başkaca delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla görevde bir Hâkim olarak verdiğim yasalara uygun bir karar sebebiyle tamamen haksız ve hukuksuz olarak usul ve esasla ilgili kurallar çiğnenmek suretiyle şu anda huzurunuzda bulunmaktayım. Savunma olarak bu belirttiklerimin dışında söylenebilecek başka bir husus bulunmamaktadır. Belirttiğim şekilde mahkemenizin usul ve esas açısından belirtilen tutuklama talebine bakma ve karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Bunun yanında esas bakımından da atılı suçların isimlerinin yazılması dışında hiçbir delil de bulunmadığı çok açıktır. Bu açıdan bakıldığında da mahkemeniz tarafından tutuklama kararı verilmesi tamamen kusur olacaktır. Ben tamamen yargısal bir karar verdiğim için karşınızdayım. Bu kararın sonuna kadar arkasındayım. Tamamen Türk Milleti adına Anayasa, Türkiye Cumhuriyet devletinin altına imza koyduğu uluslararası normlar ve yasalar çerçevesinde verilen bir karardır. Umarım Türkiye'ye bağımsız ve tarafsız adalet geri döndüğünde siz ve şu ana kadar Türkiye'de hukuksuzluğa imza atan tüm yetkililer benim gibi kararlarının ve yaptıkları işlemlerin arkasında durabilirler Sizin de az önce okuduğunuz gibi burada verdiğim karar dışında hiç bir delil bulunmamaktadır, az önce benim söylediğim usul veesas açısından okuduğunuz suç ile ilgili hiç bir şekilde hiç bir delil bulunmamaktadır. Bu da çok açık bir şekilde bizzat sizin tarafınızdan okunmuştur. Yine belirttiğim şekilde mahkemenizin hem usul hemde esas açısından böyle bir tutuklama talebine bakmaya yetkisi ve görevi bulunmamaktadır” şeklinde beyanda bulunmuştur.

B-)Sanık M.  M.  Dairemizde yapmış olduğu, tamamı SEGBİS çözüm tutanaklarında mevcut  savunmasında özetle;

Soruşturma aşamasında tutuklanmalarının yasalara aykırı olduğunu bu hususta Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisinin olmadığını, 

Suç tarihi itibariyle hakkında atılı bulunan suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevli olduğunu, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kendilerini yargılama görevinin bulunmadığını, bu dairenin daha sonradan oluşturulduğunu ve bunun tabi hakimlik ilkesine aykırı olduğunu, kendilerine savunma yapılabilmesi için uygun ortamın sağlanmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, 

20.04.2015 tarihinde tutuklu bulunan çoğunluğu polis toplam 63 şüphelinin müdafilerinin kendisinin görevli olduğu ve aynı zamanda nöbetçi bulunduğu İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi'ne reddi hakim talebinde bulunduklarını bu talebi CMK'nın 27. maddesinin açıkça verdiği yetkiye dayanarak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını gözeterek kabul ettiğini, yargısal bir karar oluşturduğunu, aynı kararla tahliye taleplerinin inceleme konusunda yine CMK'nın 27/4 maddesi uyarınca o tarihte nöbetçi olan İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi M.  M. 'i görevlendirdiğini, hakim M.  M. 'in de tutuklamayı gerektirecek somut delil bulunmaması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda ortaya koyduğu ölçütlerin karşılanmaması gerekçesi ile tahliyeleri talep edilen 63 tutuklu şüphelinin serbest bırakılmasına karar verdiğini, ancak verilen bu tahliye kararının yürütmenin açık müdahale ve baskısı sonucu uygulanamadığını, kendilerine atfedilen suçlamaların reddi hakim ve tahliye kararı vermek olduğunu, atılı suçların iddianamede yazılması dışında hiçbir delilin bulunmadığını, verdiği kararın sonuna kadar arkasında olduğunu, 

Hakkındaki terör örgütü üyeliği suçlamasının tam bir safsata olduğunu, bu suçlamanın hiçbir dayanağının olmadığını, bir günde verilen bir mahkeme kararı ile bu suçun oluşmasının mümkün olmadığını, bu kararın örgütsel bir talimatla verildiğini kabul etmenin mümkün olmadığını, 

Hükümete karşı darbeye teşebbüs suçu yönünden de hiçbir delilin olmadığını, cebir ve şiddet unsurunu gösterir hiçbir somut olgunun bulunmadığını, 

Görevi kötüye kullanma suçu yönünden ise; zarar ve menfaat unsurunun olmadığını,

Gizliliğin ihlali suçunun da unsurlarının bulunmadığını, 

Hiç kimseyle haberleşmediğini, Fethullah Gülen'in 19.04.2015 tarihli dua niteliğindeki internet beyanlarını ilk defa sorgusu yapılırken öğrendiğini, whatsapp, kakao, bylock denilen sistemleri bilmediğini, telefonda görüştüğü ve HTS kayıtlarındaki kişilerin meslektaşları, aynı lojmanda oturduğu kişiler, komşuları, bir arada aynı adliyede çalıştığı kişiler olduğunu yahut doğal olarak tanıştığı kişiler olduğunu, 

Hakimin reddi ve tahliye talebinde bulunan avukatlarla, şüphelilerle ve onların yakınlarıyla karardan önce herhangi bir şekilde görüşmesinin olmadığını, bu konuda aksine bir delilin hatta bir iddianın bulunmadığını, şüpheli avukatlarının mahkemeye sundukları dilekçelerde hakim havalesinin olmasının gerekli olduğunu, ayrıca o tarih itibariyle nöbetçi olduğunu, hakimin reddi ve tahliye taleplerine ilişkin dilekçeleri inceleme fırsatı olmadığı için kaleme gönderemediğini, takip eden günde duruşma yaptığını, akşam saatlerinde UYAP olmadığından ertesi günü soruşturma dosyalarına müzekkere yazdığını, öğleden sonra müzekkere cevaplarının gelmeye başladığını, dosyaların kendisine gelmesinin gerekmediğini, bunun örneğinin geçmişte Yargıtayda yargılaması yapılan İlhan Cihaner dosyası olduğunu,  aynı günü öğleden sonra karar oluşturmak için çalıştığını, takip eden günün 23 Nisan'a tekabül ettiğini, o günde karar üzerinde çalıştığını, oluşturduğu kararın 24.04.2015 günü saat 17.15'de UYAP'tan onaylandığını, tahliye talepleri ile ilgili olarak diğer sanık M.  M. 'i de  yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek adına nöbetçi asliye ceza hakimi olduğu için görevlendirdiğini, CMK'nın  27/4. maddesinin açık olduğunu, ayrıca  CMK'nın 27/2. maddesini kaldıran, değiştiren aynı şekilde bir adliyede bulunan tüm sulh ceza hakimlerinin reddine karar verilmesinin mümkün olamayacağına dair bir düzenlemenin mevcut olmadığını, ortada tamamen yargısal bir karar ve bu kararın oluşturulması aşamasındaki işlemler dışında başka bir husus olmadığını, oluşturduğu kararın Avrupa İnsan Hakları içtihatlarına ve objektif değerlendirmelere dayandığını, 

FETÖ'nün terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının olmadığını, kendisinin 30 Nisan 2015 tarihinden beri tutuklu olduğunu bu sebeple 15 Temmuz 2016 darbesinin kendisini bağlamayacağını ve kendisi ile irtibatlandırılamayacağını, kaldı ki Fethullah Gülen ile ilgili olarak Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 10.03.2002 tarihli davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kararının Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.05.2006 tarihli kararı ile kaldırılarak beraatine karar verildiğini, bu kararında Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 05.03.2008 tarihli kararı ile onandığını, 9. Ceza Dairesinin onama kararına yapılan itirazın ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.06.2008 tarih, 2008/9-82, 2008/181 sayılı kararı ile reddine karar verildiğini,  keza 03.02.2010 tarihinde de şüphelilerin üzerine atılı Anayasayı ihlal suçundan kovuşturmaya yer olmadığına  dair karar verildiğini, 

Üzerine atılı TCK'nın 314/2 maddesinde yazılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığını, Yargıtay uygulamalarında silahlı terör örgütüne üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması gerektiğini, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunmasının arandığını, somut dosya yönünden kesinleşmiş bir örgüt kararının bulunmadığını, öncelikle bunun değerlendirilmesi gerektiğini, iki hakimle örgüt kurulamayacağını, iddianameye göre suç tarihlerinin 24.04.2015 tarihi olduğunu, fiili ve hukuki kesintiden sonra olanların kendilerine fatura edilemeyeceğini, bu dosyada örgüt olarak değerlendirildiği belirtilen FETÖ/PDY yapılanmasına 24.04.2015 tarihi itibariyle örgüt demenin hukuken mümkün olmadığını, tamamen hukuka uygun kararlarından dolayı yargılandıklarını, şayet kendisi örgüt üyesi ise Fethullah Gülen'in 19.04.2015 tarihinde bir internet sitesinde yayınlanan konuşması ile kendisine en büyük kötülüğü yaptığını, bu durumun da akıl ve mantığa uygun bir tarafının bulunmadığını, bu konuşmadan haberdar olduğuna dair dosyada hiçbir delilin olmadığını, TCK'nın 314/2 maddesindeki suçun üzerine atılı diğer bir suç olan TCK'nın 312/1. Maddesi içerisinde eridiğini, ayrıca örgüt üyeliğinden dolayı da ceza verilemeyeceğini, 

Üzerine atılı TCK'nın 312/1 maddesinde yazılı suç yönünden, bu suçun cebir ve şiddetle işlenebildiğini, suçun hareket ögesinin cebir ve şiddet olarak öngörüldüğünü, bu suçun oluştuğundan söz edilebilmesi için elverişli hareketle icrasına başlanılmış bir fiilin varlığının zorunlu olduğunu, amacı gerçekleştirmek için cebir ve şiddetle icraya başlanılmasının yeterli olduğunu, mahkeme kararının bu suç açısından elverişli bir hareket olamayacağını, bir mahkeme kararı ile bu suçun işlenemeyeceğini, dolasıyla suçlamaları reddettiğini, 

Atılı TCK'nın 257/1. maddesinde yazılı görevi kötüye kullanma suçu yönünden;

Bu suçun oluşabilmesi için gerçekleştirilen fiilin kamu görevlisinin görev alanına giren bir hususla ilgili olması, görevin gereklerine aykırı bir davranışın olması, bu davranışın da mağduriyet veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması, ya da kişilere haksız bir kazanç sağlaması gerektiğini, vermiş oldukları hakimin reddine ve tahliyeye dair kararların yok hükmünde sayılarak uygulanmadığını, teşebbüs aşamasında kaldığını, bu nedenle atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığını, görevini kötüye kullandığının vermiş olduğu kararın usulsüz olduğu varsayımından hareketle ileri sürüldüğünü, oysa tamamen hukuka ve yasalara uygun olarak karar verdiğini, dilekçeleri kabul ettiği gün muhabere nöbetçisi olduğunu, hakimin reddine dair karar verdiği dosyaları birleştirmek ya da ayırmanın takdirinde olduğunu, söz konusu kararı mevcut yasalar ve vicdani kanaatine göre verdiğini, CMK'nın 27/4. maddesinin çok açık olduğunu, reddi hakim ve tahliye talebinde bulunan şüphelilerin beş ay boyunca defaatle sulh ceza hakimliklerine reddi hakim taleplerinde bulunmuş olmalarına rağmen söz konusu taleplerin CMK'nın 268 ve devamı maddelerinde düzenlenen itiraz olarak değerlendirildiğini, asliye ceza mahkemesine gönderilmeyerek bir sonraki sulh ceza hakimliğine gönderildiğini, dolasıyla şüphelilerin mahkemeye erişim hakları engellendiği için müdafileri tarafından doğrudan asliye ceza mahkemesine başvuruda bulunduklarını, oysa somut olayda itirazın söz konusu olmadığını reddi hakim talebinin olduğunu, her iki müessesenin birbirinden farklı olduğunu, şüpheli müdafilerinin taleplerinin 10 tane sulh ceza hakimliği tarafından defalarca göstermelik ve şablon gerekçelerle reddedildiğini, bu nedenle sulh ceza hakimliklerinin tamamının reddine karar verildiğini, bu durumun AYM kararında yanlı olarak değerlendirildiğini, bazı siyasilerinde sulh ceza hakimliklerinin tarafsız olamayacağını, işaret eder nitelikte beyanlarda bulunduğunu,  sulh ceza hakimliklerinin tarafsız olmadıklarına dair toplumun çoğunluğu tarafından bir inancın olduğunu, bu sebeple 10 tane sulh ceza hakimliğinin tamamı hakkında bağımsızlık ve tarafsızlık ölçütlerine uygun olmadıkları için reddi hakim kararı verildiği ve tahliyeler ile ilgili olarak o tarihte nöbetçi olan  32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirildiğini, CMK'nın 27. Maddesinin açık olduğunu, reddi hakim talebinin kabul edilmesi halinde tahliye konusunda yetkili merciin nasıl belirleneceğinin de CMK'nın 26. Ve devamı maddelerinde yazılı olduğunu, verdiği kararın hukuken geçerli ve kesin nitelikte bir karar olduğunu, Bu karara karşı da gidilebilecek tek yolun yazılı emir yolu olduğunu, dolasıyla atılı suçun oluşmadığını bildirmiştir. 

Atılı TCK'nın 285. maddesinde düzenlenen gizliliğin ihlali suçu yönünden;

Bu dört suçlamadan ciddi alınmasına gerek bile olmayan en komik suçlamanın bu suçlama olduğunu, hakimin dosyayı istemesi halinde savcılık bu dosyayı göndermediğinde bu suçun oluştuğundan bahsedilemeyeceğini,

Bylock sistemi ile ilgili olarak 15 yıldır aynı hattı kullandığını, 5-6 yıldır aynı telefon makinesini kullandığını, bu cihaz üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını istediğini, bylock kullanıcısı olduğuna dair MİT'ten gelen yazıyı kabul etmediğini, sanığı bulunduğu Selam-Tevhid dosyasında MİT müsteşarının müşteki olduğunu, aralarında husumet bulunduğunu, bylock ile ilgili Litvanya ile Türkiye arasında adli bir yazışma yapılıp yapılmadığının, oradaki kütüklerin getirtilip getirtilmediğinin araştırılması ya da onaylı imajlarının getirtilmesi gerektiğini, bunun bir iletişimin tespiti işlemi olduğunu, nasıl yapılacağının da kanunlarda yazılı olduğunu, burada bir mahkeme kararının olması gerektiğini, MİT'in bunu nasıl elde ettiğinin ve emniyet genel müdürlüğü yazısında da bunun nasıl elde edildiğinin bellli olmadığını,

Bylock verilerinin yasak yöntemle elde edildiğini, hukuka aykırı delilin ceza yargılamasında  kullanılamayacağını, 

Yargılama aşamasında tevzii tahkikat talebinin kabul edilmediğini, delillerin tartışılmasının yapılmadığını, esas hakkında mütalaa da beraat istenen suçlarla, mahkumiyet istenen suçlar açısından bir belirlemenin olmadığını, 

Emniyet Genel Müdürlüğü bilgi notundaki ifadelerin genel ve mulak olduğunu, raporun son kısmının 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili olduğunu, o tarih itibariyle kendisinin cezaevinde tutuklu bulunduğunu, 

Esas hakkındaki mütalaada Fethullah Gülen'in 19.04.2015 tarihinde herkül.org'taki konuşmasına yer verildiğini, bunun kendisine ulaştığına dair hiçbir delilin bulunmadığını,

Tüm şüphelilerin aynı gün ve aynı anda reddi hakim talebinde bulunmalarının normal olduğunu, avukatlarında toplu savunma yapmak için bir araya gelebileceklerini, 

Sonuç olarak atılı dört suçun hiçbirisini işlemediğini beraatine karar verilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde lehine olan yasa maddelerinin uygulanmasını ve tahliyesine karar verilmesini talep ettiğini, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini istemediğini bildirmek suretiyle atılı suçları kabul etmediğini belirtmiştir. 

C-)Sanık M.  M.  Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 01.05.2015 tarihli, müdafii huzurunda  yapılan sorgusunda: 

Usul hükümleri gererğince bir mahkemenin kararını bir başka mahkeme veya hâkimliğin verdiği kararı yok sayması gibi bir usul de yoktur. Bu şekilde bütün mahkemeler kendilikten işe el atıp karar veremezler. Uygun bir talep müdafiiler tarafından veya Başsavcılık, Yargıtay gibi üst mercilerin kararı üzerine karar verebilir. İstanbul 10.Sulh Ceza Hâkimliği usul yasasını çiğnemiştir ayrıca onun verdiği karar benim kararıilm verdikten sonra gelmiştir ancak ben karar vermeden önce gelse de Anayasının 138. Maddesi gereğince Yargısal kurum içinden de kimse emir ve talimat veremez.

Biraz önce söylediğimi Anayasının 138. Maddesinde mahkemelerin yargısal faaliyetlerinde talimat veremez. Bu şekilde bu gün yapılan işlemle ilgili de Adalet Bakanlığı herhangi bir talimat veremez verse de hâkim vicdanına göre karar vereceği için uymaz. İşin hukuki yanma gelince; M.  çelişkiler doludur. Bu dosya bana reddi hâkim kararı geldikten sonra gelmiştir. CMK 24. Maddesi gererğince reddi hâkim talebini İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi kabul etmiş ve CMK 27/2 ve 4 maddeleri gereğince kararı verdiği günü 24.04.2015 günü mahkememizde nöbetçi olduğu için mahkememize göndermiş, uygulama da reddi hâkim talepleri kabul edildiğinde ya ondan numara olarak sonra gelen mahkemeye ya da nöbetçi olan mahkemeye gider. Bu bir teamüldür. CMK 28 e göre de reddi hakim hususundaki kararlar kesindir. Görevlendirilen mahkemenin talep konusu ile alakalı olarak olumlu ya da olumsuz karar vermekten başka sşansı yoktur.6545 sayılı yasanın 48. Maddesi gereğince 5235 teşkilat yasası gereğince 10 maddenin 1. Fıkrasının 1. Cümlesi hâkimliklerinin görevlerini sayarken usulden kaynaklı diğer görevleri saklı tutmuştur. Burada Usul hukukunda reddi hâkim müessesinden başka istisnai bir durum yoktur.6545 sayılı yasanını 49. Maddesi de 5235 sayılı teşkilat sayılı yasasının 11 maddesinde Sulh Ceza hâkimlikleri olarak geçen bu açık M.  altında da kanun koyucu 6545 sayılı kanunla sulh ceza mahkemelerini kurarken usul hükümleri açıszıdan kanun koyucu sulh Ceza Hâkimliklerini reddi hâkim müessesesini meri olduğunu ayrıca işaret etmiştir. Aslında buna da gerek yoktur. CMK 22 ve 32 maddelerinin kaldırıldığına dair de bir hüküm yoktur. Ayrıca İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği İslam ÇİÇEK verdiği kararda reddi hâkimliğin sulh cezalarda da uygulanabileceğini ve bununla ilgili kararların Asliye Ceza Mahkemelerinde verileceğini kendi kararında da belirtmiştir. İstanbul 1 ve 2 ve diğer sulh Ceza Hâkimlikleri İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine görüş bildirirken CMK 26. Maddesi uyarınca reddi hâkim dilekçelerinin sulh Ceza Hâkimliğine verilmesi gerektiğini belirtmişlerdi. Şüpheli müdafileri de dilekçelerini defalarca Sulh Ceza Hâkimliklerine reddi hâkim dilekçe verdikleri halde bu dilekçelerin Asliye Ceza Mahkemesine göndermeyip kendi içlerinde takip eden mahkemeye göndererek CMK 268/2 deki itiraz müessesini işletmişlerdir i.

Daha önce bu dosyaınr şüphelilerinden şüpheliler müdafii o gün nöbetçi olan İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesine reddi hâkim talebinde bulunmuş. Mahkemede bu evrakı tevziye tabi tutmuş. Bu evraklardın biri de bana geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazarak dosyanın gönderilmesi istedim. Ancak dosya gelmedi. Dosyayı 48. Asliye Ceza mahkemesine gönderdim. Ben görevli değilim, sen nöbetçisin sen karar ver dedim. Bu hususta İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı ile de görüştüm. Bana yasa da tevzien gönderilmesi  gerektiren bir karar yok dedim komisyon başkanı bana 48. Asliye Ceza Mahkesine gönderilmesine karar verdi.48. Asliye Ceza Mahkemesi de bu dosyayı sen yapacaksın diyerek bana iade etti. Bunun üzerine olumsuz görev uyuşmazlığı oluştu. Bunun üzerine dosya İstanbil 9. Ağır Ceza Mahkesinin 2015/125 D.İş sayılı kararı ile Cumhuriyet savcısı mütalaasıyla benim mahkememe reddi hâkim hususunda karar vermeye sen yetkilisin diye dosyayı iade etti. Bu karar da kesindi. Cumhuriyet Savcılığı bana dosyayı göndermedi reddedilen Sulh Ceza Hâkimleri de görüş bildirmedi. Ben sadece şüpheli Müdafilerini dilekçesini incelemek zorunda kaldı. Ve şüpheli müdafilerinin hangi hâkimin hangi gerekçeyle reddedildiği ve hangi işe bakacağı soyut olduğu içinr bu şekilde soyut iddialar ile hâkim reddedilemez gerekçesiyle reddi hâkim talebinin reddettim. Ancak vaki reddi hâkim talepleri gerekçeli veya belli bir şeye dayandırılırsa reddi hâkim talepleri kabul edilebilirdi. Bu hususta 32.Asliye Ceza Mahkemesinin 04.03.2015 tarih 2015/56 D.İş sayılı kararı dosyasına eklenmek üzere Savcılığa gönderdim. Savcılıkta bu şekilde haberdar oldu. Bu şekilde altı ayrı Asliye Ceza mahkemesi de bu şekilde karar verip kararlan gönderdi. Bu şekilde red kararı verebilen Asliye Ceza Mahkemesi de kabul kararı da verilebileceği de açıktır ancak o zaman kimse bunu dile getirmedi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebir veya tehdit ile işini yapmaya engel olmaya çalışmak veya terör örgütü üyesi olmak ve TCK 257, TCK 132 madde olarak belirtilmiş ise de benim öyle bir niyetim olsa veyahut suç işleme niyetim olsa daha önce karar verirdim.

 Biraz önce bahsettiğim gibi gelen evrakı havale ettim Kâtipler hakkında suç duyurusunda bulunulsun. Hatta havalem üstümde hem tarih hem de saati (saat 23:00 civarı) vardır.  Böyle bir şey asla olmamıştır zabıt kâtipleri hakkında da suç duyusunda bulunmak istiyorum. Gelen evrakı havale ettim. Okunan tutanağın benimle ne ilgisi vardır. Bu tutanağın içeriğindeki şeyleri ne yazılı ne görsel ne de işitsel olarak hiç duymadım. Ben bu tutanağı hiç bir şekilde kabul etmiyorum. İlk kez şimdi duyuyorum. Ben çok değişik örgüt suçlarına baktım, mahkûmiyet kararı ve beraat kararı da verdim. Böyle bir şeyle ilk kez karşılaşıyorum.İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/43 ile 2015/49 D.İş sayılı kararlar ve arasındaki kararları ben verdim. Bu dosya bana tek kararla yedi ayrı zoruşturma dosyası ile görevlendirme yapılarak geldiği için ayrı ayrı numara verme zorulluğu olduğu için ayrı numaralar verdik. Bu anlattığım usul hukuki gereğince karar vermek zorunda kaldığım için daha doğrusu olumlu veya olumsuz karar vermek zorunda olduğum için CMK 100 maddesi gereğince artık tutuklama şartlarının olup olmadığı, CMK 109 daki Adli Kontral hususlarını gerekip gerekmediği, tutuklamadan önceki gözaltı sürelerine riayet edilip edilmediği ve şüpheli müdafilerinin talebi veya resen verilen kararlarda şablon kararlar olduğu, AYM ve AİHM kararlarının gerekçeli karara geçirerek bana okunan soyut tutanak gibi delillerden başka delil olmadığını gördüm. Burada benim yapacağım iki şey vardı ya hukukçu kimliğimi elime alarak karar verererk çoluk çocuğumu sıkıntı çekmesini göze alacağım ya da ben görmedim, ben duymadım gibi hukuki olmayan gerekçeler ile karar verecektim. Benimde çoluğum çocuğum var. Bir karar veriyorsunuz korktum. Ama çoluğumum çocuğumu yüzüne bakabilmek için hukuka uygun bir karar verdim ve vicdanen rapatım. Verdiğim karar da Usul ve esas açısından hukuka uygun bir karardır. Hiç bir meslektaşım bu denli bir zor karar vermek zorunda bırakılmasın Daha önce red kararı verdiğim 2015/56 D.İş ksayıs ile red kararı verdiğimde de dosya aslı tarafıma gelmemişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılğınca dosyalar gönderilmedi. 29. Asliye Ceza Mahkemesin beni itiraz mercii olarak görevlendirirken dosyayı istemiş ancak savcılık verdiği cevapta dosyayı göndermem demiştir.

D-) Sanık M.  M.  Dairemizde yapmış olduğu, tamamı SEGBİS çözüm tutanaklarında mevcut  savunmasında özetle;

HSYK 3. Dairesinin izni olmadan 2. Dairenin kendisini görevden aldığını, daha sonra da olmayan iznin devamına karar verdiğini, HSYK 2. Dairesinin kovuşturma aşamasında yetkili olduğunu, hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığını, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin son soruşturmanın açılması kararını vermeye yetkili olmadığını, onun için bu davada beraat kararı dahi verilse hukuki olamayacağını, 

Tabi hakimlik ilkesinin ehemmiyetli olduğunu, bunun yanında en az bu ilke kadar önemli olan diğer bir hususun hakimlerin bağımsızlığını olduğunu, adil yargılama için bu iki ilkenin varlığının şart olduğunu, tamamen yetki sınırları içerisinde kalarak karar verdiğini, bu kararın yargısal bir karar olduğunu, hukuk ve yasa sınırları içerisinde kalarak verilen bu kararlar dışında atılı suçlar açısından başkaca bir delilin olmadığını yetkisiz Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmalarına karar verildiğini, bunun yanı sıra 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 88. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcıların yakalanamayacağını, sorguya çekilemeyeceğini, 

Sulh ceza hakimlikleri ile halen yargılandıkları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin tabi hakimlik ilkesine uygun olmadığını, savunmasını hazırlayabilmesi için yeterli imkanın sağlanmadığını, 

Sulh ceza hakimliklerinin reddinin CMK'nın 268. maddesi gereğince itiraz olarak değerlendirilmeyeceğini, soruşturma aşamasında reddi hakim talebinde bulunulabileceğini, sulh ceza hakimlerinin reddi ile ilgili usulün CMK'nın 27 ve 28. maddeleri ve devamındaki maddelerde düzenlendiğini, bu itibarla olumlu ya da olumsuz kabul veya ret kararı verilebileceğinin vicdanına ve usul hukukuna riayet ederek karar verdiğini, verdiği kararın da ancak yargısal bir mercii de denetlenebileceğini, 

Verdiği tahliye kararına dair dosyanın geldiği gün nöbetçi olduğunu, 29. Asliye Ceza Hakimi M.  M. 'in CMK'nın 28. ve 27/2, 4. maddeleri gereğince kendisini görevlendirdiğini, görevlendirildiğine dair kararın kesin nitelikte olduğunu, bu karara karşı direnme ya da başka türlü usuli bir tasarrufta bulunma şansının olmadığını, bu doğrultu da şüphelilerin tahliyesi veya tutukluluk halinin devamı konusunda inceleme yapıp karar vermesi gerektiğini, bunu da yasaya uygun olarak yaptığını, bundan dolayı darbeye teşebbüs ve terör örgütü üyeliği suçları ile itham edilmesinin akıllara zarar bir durum olduğunu, kendisinin yasaları uyguladığını, 24 Nisan cuma günü görev yaptığı mahkemenin nöbetçi olduğunu, yine 26 Nisan 2015 tarihinde mahkemesinin hafta sonu nöbetçisi olduğunu, kaldı ki 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görev yaptığı mahkemenin şüphelilerin tutukluluk hali ve tahliyeleri ile ilgili olarak bir karar verilmesi hususunda  kesin nitelikte bir kararla görevlendirildiğini, vazifesini yaptığını, yargıç olarak bir karar verdiğini, karar vermekte anayasanın 6/3, CMK'nın 27/2, 4; 28. maddeleri ve 6545 sayılı Yasayla değişik 5235 sayılı Yasanın 10. Ve 11. maddeleri gereğince yetkili olduğunu, yasaların kendisine verdiği yetkiyi kullanarak vicdanına göre karar verdiğini, 6545 sayılı Yasanın 48. maddesiyle 5235 sayılı Yasanın 10. maddesinde yapılan düzenleme uyarınca Sulh Ceza hakimliklerinin görevleri sayılırken usulden kaynaklı diğer görevlerinin saklı tutulduğunu, 

CMK'nın 26. maddesi kabul ediliyorsa aynı Kanunun 22 -32. maddeleri arasındaki diğer maddelerinde kabul edilmesi gerektiğini, bir müessesenin yarısının kabul edilip diğer yarısının kabul edilmemesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağını, görevli olduğu mahkemenin CMK'nın 28. maddesi gereğince talep konusunu inceleme dışında başka bir seçeneğinin kalmadığını, daha önce de olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine asliye ceza mahkemesi olarak hakimin reddi kararı  verdiğini, aslonanın özgürlük olduğundan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.09.2010 tarih ve 2010/1 sayılı kararını gözeterek tahliye hususunda karar verdiğini, 

HTS kayıtlarında birebir görüştüğü kişilerin aynı lojmanda oturan komşuları, aynı mahkemede, aynı adliyede çalışan kişiler ve tanıdığı meslektaşları olduğunu, 

FETÖ/PDY diye bir örgüt var ise bu örgütle bir ilgisinin bulunmadığını, eğer böyle bir örgüt olduğunu bilseydi ve bu örgütün üyesi olsaydı çekinmeden TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık maddesinin lehine uygulanması için bildiğini anlatacağını, 

Hakkındaki suçlamalardan TCK'nın 312. maddesinin olduğu yerde aynı Kanunun 314/2. maddesinin uygulama alanı bulamayacağını, tek eyleminin usul ve yasalara uygun tahliye kararı vermek olduğunu, TCK'nın 312/1. maddesinde yazılı suçun cebir ve şiddetle işlenebileceğini, cebir ve şiddetin mutlak surette gerekli olduğunu ve her ikisinin bir arada olması gerektiğini, buradaki suçun teşebbüs suçu olduğunu, elverişli hareketle fiilin icrasına başlanılması gerektiğini, neticenin gerçekleşmesinin aranmayacağını, 

TCK'nın 314/2. maddesindeki suçun unsurlarının belli olduğunu, bu unsurların gayri muayyen suçları işlemek için en az üç kişinin 3713 sayılı Yasada sayılı amaç suçları  işlemeye yeterli araç ve gerece sahip olarak silahlı, devamlılık gösterecek şekilde hiyerarşik yapıya sahip bir örgütün gerekli olduğunu, kendisi açısından ise asıl önemli olanın var olduğu iddia edilen terör örgütü ile irtibatının ortaya konulması olduğunu, herkül.org'taki Fethullah Gülen'in konuşmasının çözümünün yapılmasını istediğini, uzun süre terör mahkemelerinde görev yaptığını, hiçbir şekilde herhangi bir örgüt ve terör örgütü üyesi olmadığı için süreklilik ve çeşitlilik gösteren bir eyleminin olmadığını, tek eyleminin yasalar çerçevesinde tahliye kararı vermek olduğunu, 

Üzerine atılı TCK'nın 257. maddesinde yazılı suç yönünden zarar ve menfaat unsurunun ortada olmadığının açık olduğunu, bu suçun oluşması için kamu görevinin gereklerine aykırı bir davranışın olması gerektiğini, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın kişilerin mağduriyetine veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması gerektiğini, somut olayda kamu zararı noktasında vermiş olduğu yasaya uygun kararı uygulamayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kamunun zararına sebebiyet verdiğini, verdiği karar ile hiç kimseyi mağdur etmediğini, haksız bir kazanç sağlamadığını, kamunun zarara uğraması keyfiyetinin de gerçekleşmediğini, eylemin başka suçu oluşturması halinde bu suçun oluşmayacağını, 

TCK'nın 285. maddesindeki suç yönünden ise iddianamede bu suçun unsurlarını gösteren tek bir olgunun bulunmadığını, hiçbir yerde açıklama yapmadığını, bildiri dağıtmadığını, belgeleri ve dosyaları soruşturmayı yapan savcılık göndermediği için kendisinin de görmediğini, görmediği dosyayla ilgili olarak bu suçun gerçekleştiğinin iddia edilmesinin mümkün olmadığını, 

CMK'nın 22. Ve 27. maddeleri arasındaki müessesenin halen yürürlükte olduğunu, bir düzenlemenin velev ki unutulmuş olsa dahi yürürlükten kalktığı anlamına gelmeyeceğini, 

İddia edildiği gibi bylock kullanmadığını, yaklaşık 15 yıldır aynı cep telefonunu kullandığını, bu telefon üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması istediğini, bunun bir iletişimin tespiti işlemi olduğunu, bunun için bir mahkeme kararının mevcut olması gerektiğini, 

MİT'ten gelen bylock kullanıcısı olduğunu bildiren yazıyı kabul etmediğini, bylock kullanıcısı olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasını istediğini, madem ki bylock kullandığı iddia ediliyorsa mesaj içeriklerinin de tespit edilmesi gerektiğini, 

Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınmadan önce kendilerine tevzii tahkikat taleplerinin olup olmadığının sorulmadığını, delillerin yeterince tartışılmadığını, verilen esas hakkındaki mütalaanında soyut olduğunu,

15 Temmuz 2016 tarihli darbe kalkışmasının kendisi ile bir ilgisinin olmadığını, bu kalkışmayı FETÖ/PDY terör örgütünün gerçekleştirdiği sabit olsa dahi bunun kendisini bağlamayacağını, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının hiçbir yerinde eyleminin ortaya konulmadığını, hakkında beraat kararı verilmesini mahkemenin kanaatinin aksi yönünde olması halinde lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını, ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini istediğini belirterek atılı suçlamaları kabul etmediğini bildirmiştir.

E-) Sanık M.  M.  Müdafii Av. Ö.  D. ;

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında savunma haklarının kısıtlandığını, adil bir yargılamanın yapılmadığını,

Müvekkili hakkındaki bu davanın politik bir dava olduğunu, müvekkilinin verdiği kararın görevinin gereğinin olduğunu, kendisine gelen başvuruları inceleyerek yasa çerçevesinde bir karar verdiğini, bu kararın kendi kendisini savunduğunu, CMK'nın 22 - 30. Maddelerine uygun bir karar olduğunu, 

Müvekkiline yöneltilen eleştirilerden 63 tutuklu şüpheliye ait 7 adet  dosya incelenmeden karar verildiği, hususunun yerinde bir eleştiri olmadığını, bu konuda daha önceden Yargıtay'da verilmiş bir kararın mevcut olduğunu, 

Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine verdiği 63 sayfalık dilekçesinin dikkate alınmadığını, akabinde son soruşturmanın açılması kararı ile dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesine geldiğini kovuşturma aşamasında da söz konusu dilekçede yazılan hususların nazara alınmadığına, 

Esas itibariyle terör örgütünün varlığı yahut yokluğu hususunun çözümlenmesi gerektiğini, öncelikle bir terör örgütünün varlığının ispatının gerektiğini, bundan sonra müvekkilinin bu örgütle olan ilişkisinin tespit edilmesinin gerektiğini, avcı-ergenekon kararlarındaki kriterlerin müvekkili hakkında uygulanmasını istediğini, 

TCK'nın 312/1. Maddesindeki yazılı suç açısından cebir ve şiddet unsurunun bulunmadığını,  

15 Temmuz 2016 darbesi ve bylock ile ilgili bir şey söylemeye gerek olmadığını, çünkü suç tarihi itibariyle bu hususların söz konusu olmadığına, bylock iddiasını kesinlikle kabul etmediğini, bu programın kullanılmasının tek başına örgüt üyeliğine karine teşkil etmeyeceğini öncelikle müvekkilinin beraatini aksi takdirde lehe olan tüm yasa hükümlerinin uygulanmasını talep ederek müvekkilinin atılı suçları işlemediğini beyan etmiştir. 

F-) Sanıklar Müdafileri Av. E.  A.  ve Av. S.  İ.  A. ; 

 Talep ettikleri delillerin toplanmadığını, verilen kararların müvekkillerin görevi gereği olduğunu, sulh ceza hakimliklerinin doğal yargıç ilkesine aykırı olduğunu, doğal yargıç ilkesi ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararının gözetilmesi gerektiğini, 

Soruşturma öncesinde HSYK'nın ilgili dairesinin izin konusunda yetkisiz olduğunu, adli soruşturmanın temelsiz olduğunu, soruşturma sırasında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin görevli ve yetkili olmadığını, müvekkilleri hakkında düzenlenen iddianamenin başlangıçta 7 sayfadan ibaret olduğunu, kısa süre içerisinde bu iddianamenin 219 sayfaya ulaştığını, müvekkillerinin lehine olan delillerin toplanmadığını, yargılamanın temelini oluşturan soruşturmanın iyi yapılmadığını, Fethullah Gülen'in 19.04.2015 tarihinde herkül.org'taki konuşmasının müvekkilleriyle  ve suçla ilişkilendirilemeyecek bir konuşma olduğunu, HTS kayıtlarının aynı yerden baz vermesinin delil olarak değerlendirilemeyeceğini, KOM raporu ve TEM Daire Başkanlığı raporunun soyut iddialardan ibaret olduğunu, müvekkillerine talimat veren kişi kim ise belirtilmesi gerektiğini, son soruşturma kararının acele verildiğini, bir hakimin "Salıver Allahım" sözü üzerine harekete geçemeyeceğini, bunu göze almasının mümkün olmadığını, bunun inanılır birşey olmadığını, müvekkilleriyle ilgili eylemin somutlaştırılamadığını ve delillendirilemediğini,  63 kişinin toplu tahliyesine karar verilmesinin örgüt üyeliğine karine teşkil etmeyeceğini, mahkeme kararında ki gerekçenin önemli  olduğunu, delilin hukuka aykırı olması halinde kullanılamayacağını, hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edilen bulgularında delil olarak kullanılamayacağını, müvekkillerinin görev yaptığı mahkemelerdeki görevli katiplerin ve görevlilerin vermiş olduğu ifadelerde açıklamaya muhtaç noktaların aydınlatılamadığını, 63 kişinin neden tahliyesine karar verildiğinin kökenine inilemediğini, gizliliğin kimler tarafından ihlal edildiği hususunun çözüme kavuşturulamadığını, 

KOM Daire Başkanlığına giden bilgilerin MİT kaynaklı olduğunu, MİT'in de bu verileri HEC yöntemiyle elde ettiğini, bunların delil olarak dosyaya konulmaması ya da değerlendirilmemesi gerektiğini, bylock'un zayıf bir delil olduğunu, bu sistem üzerinde şüphe ve tereddütlerin mevcut olduğunu, MİT tarafından hukuka aykırı olarak elde edilen delilin KOM tarafından yazılmış olmasının bu delilin hukuka uygun hale getirmeyeceğini, 

Görüşme kayıtlarının da dayanaksız olduğunu, HTS kayıtlarının istenmesinin yasa dışı olduğunu, Fethullah Gülen'in herkül.org'taki konuşmasında talimat olgusunun bulunmadığını, örgüt lideri olduğu söylenilen bir kişinin üyelerini riske etmesinin mümkün olmadığını, müvekkillerini bu talimatla hareket ettiğine dair delillerin ortaya konulması gerektiğini, 

Müvekkillerinin eyleminin bir mahkeme kararı vermekten ibaret olduğunu, müvekkillerinin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk tutuklanan hakimler olduğunu, müvekkillerinin telefonları ve bilgisayarlarının incelemeye alınmadığını, bylock içeriklerinin tespit edilemediğini, önemli olanın merhametli değil adaletli yargılanma olduğunu, yargıçlık teminatı ile  kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerinin  ihlal edildiğini, 

Atılı suçlar yönünden;

TCK'nın 312/1 maddesinde yer alan eylem için cebir ve şiddetin bulunması gerektiğini ve aynı anda olması gerektiğini, verilen tahliye kararı ile hükumetin bir zarar görmesinin mümkün olmadığını, burada elverişli araç unsurunun söz konusu olmadığını, hem TCK 312/1 maddesinde ve hem de 314/2 maddesinde yazılı suçların bir arada olamayacağını, 

TCK'nın 314/2 maddesindeki örgütten kastın silahlı terör örgütü olduğunu, buradaki örgütün temel amacının silahlı mücadeleyle bir hedefe ulaşmak olduğunu, bu örgütün silahlı bir mücadeleyi benimsemesi gerektiğini ve üyeler arasında da sıkı bir disiplinin olması gerektiğini, müvekkillerinin suç tarihi itibariyle FETÖ/PDY yapılanmasının silahlı bir terör örgütü olduğunu, hiç kimsenin ileri süremeyeceğini, bu konuda bir mahkeme kararı olmadığını, bu yapının 15 Temmuz 2016 tarihine kadar silah kullanacağını kimsenin söylemesinin de mümkün olmadığını, şayet müvekkilleri hakkında ceza verilecekse TCK'nın 220. Maddesindeki yazılı eylemden ceza verilmesi gerektiğini, 

TCK'nın 257/1. maddesindeki suç yönünden kamunun zararının ve kişilerin mağduriyetinin yahut bir menfaat temininin söz konusu olmadığını, müvekkillerinin görevlerinin gereklerini yerine getirdiğini, atılı suçun unsurlarının bulunmadığını, 

Atılı TCK'nın 285. maddesinde yazılı suçun somut olayda unsurlarının bulunmadığını, tüm suçlar yönünden müvekkillerinin ayrı ayrı beraatlerinin,  mahkemenin aksi kanaatte olması halinde eğer örgüt kabul edilecekse adi suç örgütü kabul edilmesi gerektiğini, asgari hadden ceza verilmesi gerektiğini, müvekkilleri hakkında lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını talep ettiğini, beyan etmek suretiyle müvekkillerinin atılı suçları işlemediğini bildirmişlerdir. 

IV- DELİLLER

1-Sanıklar M.  M. 'in görevli olduğu İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04/03/2015 tarih, 2015/56 D.İş sayılı karar;

Kararda, şüpheli tutuklu Yurt Atayün müdafii İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 soruşturma nolu dosyası üzerinden şüpheli müvekkilinin tutuklu olduğunu tutuklama ve tutuk halini gözden geçirme işlemini yapan İstanbul Sulh Ceza Hakimlerinin reddine ve yerine hakim görevlendirilmesine dair talepte bulunması üzerine mahkemece ret dilekçesinde hangi somut işe bakacak olan hakimin reddinin istendiği açıkça belirtilmediğinden talebin reddine karar verilmiştir.

2-Anayasa Mahkemesinin 08/04/2015 tarih 2015/7908 sayılı kararı;

Kararda, işbu dosyada tahliyelerine karar verilen tutuklu şüphelilerden 36 kişinin 27/08/2014 tarihinde haklarında kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmadığını tutuklama kararı veren sulh ceza hakimlerinin doğal hakim ilkesine aykırı olduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadıkları yönünde yeterli kuşkunun mevcut olduğunu ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmaları üzerine mahkemece anılan iddiaların dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

3-Suç tarihinde sanık M.  M. 'in İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık M.  M. 'in İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi müstemir yetkili hakimleri olduklarına dair kadro cetveli,

4- İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının, İstanbul Ceza Mahkemelerinin 01-30/04/2015 tarihleri arasındaki suç üstü nöbet çizelgesi,

5-Fetullah Gülen'in "Bamteli: Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları" başlığı ile http://www.herkul.org/bamteli-buhafta/ ibareli link altında yayınlanan 19/04/2015 tarihli talimat niteliğindeki konuşması, 

Söz konusu konuşmada Fetullah Gülen'in cezaevinde bulunan FETÖ/PDY  silahlı terör örgütü mensuplarının salıverilmesi, özgürlüklerine kavuşması için talep ve temennilerde bulunduğu tespit edilmiştir. 

6-Sanık M.  M. 'in görevli olduğu İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/04/2015 tarih, 2015/92 D.İş sayılı kararı;

Bu karar ile 7 ayrı soruşturma dosyasında mevcut 63 tutuklu şüpheli müdafilerinin topluca sulh ceza hakimliklerinin reddi ile müvekkillerinin tahliyesine karar verilmesini talep etmeleri üzerine 20/04/2015 tarihinde muhabere nöbetçisi olan 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.  M. , aynı gün topluca verilen dilekçeleri uhdesinde tutup ilgili sulh ceza hakimliklerine ret hususunda görüş bildirmeleri için müzekkere yazarak tüm talepleri birleştirmek suretiyle tek karar ile toplam 586 klasörden oluşan soruşturma dosyalarını getirtmeksizin 10 adet sulh ceza hakimliğinin tamamının reddine ve şüpheli tutukluların tahliyeleri ile ilgili olarak da, diğer sanık M.  M. 'in görevli bulunduğu İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine karar vermiştir. 

 7-Sanık M.  M. 'in görevli olduğu İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/2015 tarih, 2015/143, 144, 145, 146, 147, 148 ve 149 D.İş sayılı kararları;

Bu kararlar ile tahliye talepleri ile ilgili olarak 29. Asliye Ceza Mahkemesince görevlendirilen 32. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 586 klasörden oluşan soruşturma dosyaları getirtilmeksizin toplam 63 tutuklu şüphelinin tamamının tahliyesine karar verilmiştir.

8-İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 25/04/2015 tarih 2015/836, 837, 838, 839, 840, 841, 842, 843, 844, 845 ve 846 D.İş sayılı kararları;

Kararlar ile sanık M.  M. 'in görevli olduğu mahkemece verilen reddi hakim talebinin kabulüne ve tahliyelerle ilgili olarak da İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine dair kararın yok hükmünde olduğuna karar verilmiştir.

9-İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 25/04/2015 tarih 2015/847 D.İş sayılı kararı,

Bu karar ile sanık M.  M. 'in görevli olduğu mahkemece verilen tutuklu şüphelilerin tahliyelerine dair kararın yok hükmünde olduğu ve tahliye taleplerinin reddine karar verilmiştir.

10-İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/2015 tarih 2015/143, 144, 145, 146, 147, 148  ve 149 D.İş sayılı kararları doğrultusunda hakim M.  M.  tarafından yazılan tutuklu şüphelilerin tahliyelerine ilişkin müzekkereler,

11-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz ve İlamat Bürosu tarafından yazılan, tahliye müzekkerelerinin İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesine bila infaz iade edildiğine dair 26/04/2015 tarih 2015/1152 Muh. sayılı yazı,

12-Tahliye müzekkerelerinin iade edilmesi üzerine İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi M.  M.  tarafından infaz amacıyla ikinci kez gönderilen tahliye müzekkerelerine ilişkin 27/04/2015 tarih ve 2015/177 Muh. sayılı yazı,

13-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz ve İlamat Bürosu tarafından yazılan, infaz için gönderilen tahliye müzekkerelerinin ikinci kez bila infaz iade edildiğine dair 27/04/2015 tarih ve  2015/1158 Muh. sayılı yazı,

14-Tahliye müzekkerelerinin ikinci kez bila infaz iade edilmesi üzerine İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi M.  M.  tarafından yazılan, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ve durumdan HSYK'ya bilgi verilmesine dair 27/04/2015 tarih 2015/188 D.İş sayılı yazı,

15-İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesine yeni atanan hakim E.  Şimşek tarafından verilen, aynı mahkemenin daha önce verdiği 2015/143, 144, 145, 146, 147, 148 ve 149 D.İş sayılı tahliye kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğuna bu kararların bila infaz; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan suç duyurusuna ve HSYK'ya yazılan bilgilendirmeye dair yazıların geri istenilmesine dair 28/04/2015 tarih 2015/191, 192, 193 ,194, 195, 196 ve 197 D.iş sayılı kararları,

16-Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Müfettişliğinin 04/06/2015 tarihli dosya inceleme tutanağı, 

17-Sanıklar M.  M.  ve M.  M.  hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin HSYK 3. Dairesinin 28/04/2015 tarih ve 2015/3988-3711 sayılı kararı,

18-Sanıklar M.  M.  ve M.  M.  hakkında düzenlenen HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının 03/07/2015 tarihli raporu,

19-HSYK 2. Dairesinin sanıklar M.  M.  ve M.  M.  hakkında kovuşturma izni verilmesine dair 07/07/2015 tarih 2015/100-377 sayılı kararı,

20-Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 30/06/2015 tarihli rapor;

Raporda;

-Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)'nün kuruluşu, amacı, amaca göre örgütlenme stratejisi, sosyo-kültürel ve zihinsel yapısı, yönetim modeli, hiyerarşik yapısı, paralel devlet kurma çabaları, örgütün istihbarat ağı ve arşivi, medya ve psikolojik harekat-propaganda araçları hakkında bilgi verilmiş;

-Yine sanıkların arama-mesaj kaydı bulunan kişiler ile örgütün kamuoyunca bilinen mensupları olan üçüncü kişiler arasındaki arama ve mesaj kayıtlarına yer verilmiş, 

-Ayırca, Fetullah Gülen'in www.herkul.org isimli internet sitesinde yayınlanan "Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları" başlıklı 19/04/2015 tarihli konuşması ile sanıkların eylemleri arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. 

21-Sanıklar M.  M.  ve M.  M. 'in irtibatlı olduğu kişilere ilişkin HTS raporları ve şematik özetlemeler,

22-Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 21/09/2015 tarih ve 2015/89121 soruşturma, 2015/29385 esas, 2015/3126 iddianame numaralı iddianamesi,

23-Sanıklar M.  M.  ve M.  M.  hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2015 tarih ve  2015/301-207 esas-karar sayılı son soruşturmanın açılması kararı,

24-Emniyet Genel Müdürlüğünün FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili 07/09/2016 tarihli araştırma raporu ve en son güncellenmiş bilgi notu;

Bilgi notunda, silahlı terör örgütü FETÖ / PDY hakkında bilgi verildikten sonra sonuç kısmında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca 15-16/07/2016 tarihlerinde cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya ve bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye, Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti'ni ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasına engel olmaya teşebbüs girişiminde bulunduğu bildirilmiştir. 

25-Sanıklar M.  M.  ve M.  M. 'in ByLock kullanıcısı olduklarına dair Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 02/11/2016 tarihli yazısı,

26-Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 07/11/2016 tarihli, sanıklar M.  M.  ve M.  M. 'in ByLock kullanıcısı olduklarına dair bilgi notu,

Söz konusu bilgi notunda, ByLock sistemi ile ilgili olarak sistemin mahiyeti örgütsel ya da kazanç amaçlı bir yazılım olup olmadığı, sistemin yazılım, kurulum ve kimler tarafından kullanıldığı, sisteme girmenin kural ve yöntemleri, üçüncü şahıslar tarafından sisteme girilme ve kullanma imkanının bulunup bulunmadığı hususunda teknik ve etraflıca bilgi verilmiş,

-Sistemin FETÖ/PDY mensupları tarafından kullanıldığına dair itirafçı tanık anlatımlarına yer verilmiş,

-Sanıklar M.  M.  ve M.  M.  ile ilgili olarak;

---M.  M. 'in sistemde kaldığı 17/08/2014 ila 20/02/2015 tarihleri arasında 21 farklı günde sisteme 405 kez giriş yaptığı,

---M.  M. 'in ise sistemde kaldığı 21/09/2014 ila 20/11/2014 tarihleri arasında 19 farklı günde sisteme 459 kez giriş yaptığı, bildirilmiş; 

-Ayrıca rapor ekinde, Dairemizde görülmekte olan bu davadaki yargılamada takip edilecek yol, yöntem, hakimin reddi için uygun ortam hazırlama, dosyayı genişleterek yargılama sürecini uzatma hususlarında A.  Sivri adlı kişinin dosyada sanıkların müdafileri olan Av. Celal Sis ile Av. Ö.  D. 'ya taktik verdiğine ve yol gösteriğine dair, yine Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Komiserliği, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi nezdinde yapılabilecek olanlar ve yapılanlar ile ilgili olarak ByLock mesaj içeriklerine yer verildiği görülmüştür. 

27-İç İşleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 08/02/2017 tarih, 62018024-87053.(62395)/147-36887 Bilgi talebi konulu raporu;

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden hakkında soruşturma başlatılan ancak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan eski HSYK üyeleri Kerim Tosun ve M.  Kemal M. 'in ifadeleri;

İfadelerde, FETÖ/PDY yapılanmasının HSYK sorumlusu Nazmi Dere'nin, balyoz, ergenekon, askeri casusluk, MİT tırlarının durdurulması gibi davalarda görev yapan ve bu yapının mensubu olan hakim ve savcılar hakkında yapılacak soruşturmalarda aleyhe kararlara muhalefet etmelerinin telkin edildiğinin bildirildiği,

28-Tanıkar Eylem Ö.  D. , Ö.  Aydoğdu, R.  H. , A.  T. , A.  Ö. , A.  T. , Abdulsamet D. , A.  Z.  ve A.  K. 'ın anlatımları, 

29-Nüfus ve adli sicil kayıtları,

30-Sanık savunmaları,

31-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun  24.6.2008 tarih ve 2008/9-82 Esas, 2008/181 tarihli kararı; Sanık Fetullah Gülen hakkında 3713 sy 1.maddesi yollamasıyla 7/1 maddesi gereğince cezalandırması istemiyle açılan kamu davası sonucunda; Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik  Mahkemesince 10.3.2003 gün ve 124-20 sayılı kararla; 4616 yasanın 1/4 maddesi uyarınca kamu davası ertelenmiştir. 4928 sayılı yasa ile 3713 sy nın 1. Maddesinde yapılan değişiklik üzerine ,Sanık müdafisinin talebi dogrultusunda dosyayı ele alan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 05.5.2006 gün ve 124-20 sayılı kararla; lehe yasa değerlendirilmesi  sonucu sanığın beraatine karar verilmiştir.

Kararın temyizi üzerine; Yargıtay 9 CD nin  05.3.2008 tarih ve 6083-1328 sayılı kararıyla; "sanığın terör örgütü kurduğu veya yönettiği sabit olmadığından yerel mahkemenin beraat kararında isabetsizlik olmadığı" gerekçesiyle, hükmü onamıştır. Yargıtay  Başsavcılığı  tarafından, Daire kararına yapılan itiraz, Ceza Genel Kurulunun  24.6.2008 tarih ve 2008/9-82 Esas, 2008/181 tarihli   kararı ile red edilerek, kesinleşmiştir.

V-) DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: 

A-) TANIK BEYANLARI

a-) Soruşturma Aşaması:

Tanık A.  T. ; “ Ben 2004 yılı Aralık ayında Şişli 12. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak göreve başladım. 2007’de bu mahkemenin kapatılması üzerine Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesinde görevlendirildim. 2011 senesinde adliyelerin birleştirilmesi sonrasında evveliyatı Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi olan İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinde göreve başladım. İki hafta öncesine kadar bu mahkemede çalıştım. Halen İstanbul 4. Tüketici Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak görev yapıyorum. 32. Asliye Ceza Mahkemesinde Hâkim M.  M.  ile yaklaşık 6 ay birlikte çalıştık. 

Bana sormuş olduğunuz 24.04.2015 Cuma günü çocuğumun hava muhalefeti nedeniyle ertelenen 23 Nisan törenlerine katılmak amacıyla Hâkim M.  Bey’den idari izin aldığım için adliyede değildim. Ertesi günü ailecek pikniğe gitmiştik. Piknikte iken saat 16.32’de Yazı İşleri Müdiremiz A.  Ö.  telefonla aradı. Adliyeden Komisyondan aradılar, birisinin gitmesi gerekiyormuş, A.  Z.  Bakırköy’deymiş, adliyeye sen gidiver dedi. Ben de tamam diyerek İstanbul Adliyesinde Savcılık Müracaat Yazı İşleri Müdürü olan babamla birlikte özel aracımızla adliyeye geldik. Saat 17.00 gibi adliyedeydik. Ben direkt Adalet Komisyonu kalemine gittim. İçeride 3 – 4 kişi vardı. Bizi çağırıyormuşsunuz dedim. Bana bekleyin, kaleme gitmeyin dediler. Müracaatta beklersem olur mu diye sordum. Olur dediler. Cep telefonumu istediler. Numaramı kendilerine vererek müracaatta bekleyen babamın yanına gittim. Bu sırada mahkememizin diğer kâtibi olan A.  Z.  da geldi. Birlikte komisyondan haber bekledik. Bu sırada saat 17.18’de Hâkim M.  M.  telefonla aradı. ‘Nerdesiniz’ dedi. Ben de adliyedeyim, komisyondan çağırdılar dedim. Niye çağırmışlar dedi. ‘Bilmiyorum, bekleyin dediler’ dedim. Hâkim Bey ‘ben de geliyorum, ben gelmeden bir şey yapmayın’ dedi. Telefonu kapattı. Sonra bir daha aradı. ‘Ne oldu, bir gelişme var mı? Odamın anahtarını sorarlarsa yok deyin’ dedi. Ben 29. Asliye Ceza Mahkemesinin internete düşen kararından bahsettim. ‘Benim böyle bir şeyden haberim yok. Metrobüsle geliyorum’ dedi. Hâkim Bey daha sonra yanımda bulunan A.  Z. ’ı aradı. Ne oldu diye ona da sordu. O da A.  ablayla beraber adliyedeyiz dedi. A. ’yu bana ver dedi. Hâkim Bey telefonda bana mübaşir A.  K. ’la zabıt kâtibi A.  S.  D. ’ı da çağır, onlar da şahit olsunlar’ dedi. Ben Hâkim Bey’in bu ‘ şahit olsunlar’ sözünden bir şey anlamadım. Arkadaşları telefonla çağırdık. Sonra babam sizin iş uzayacak diye eve gitti. Biz A.  Z. ’ın Adliyenin C kapısı önünde duran arabasında bekledik. Sonra Hâkim Bey aradı. ‘Ben geldim, gelin’ dedi. Beraber mahkememizin bulunduğu 2. Kata çıktık. Hâkim Bey’in odasının kapısı açıktı. Bize bir şey konuşmadan duruşma salonunun kapısı açın dedi. Kalemden duruşma salonunun anahtarını aldım. Salonun kapısını açtım. Hâkim Bey odasından klasörler çıkardı. A. ’ten duruşma salonuna koymasını istedi. Bana da ‘karar yazacağız UYAP’ı aç’ dedi. Hâkim Bey’e ‘şimdi mi yazacağız’ dedik. ‘Ben pazartesi yazdıracaktım, ama yazdırmayacaklar, o yüzden şimdi yazacağız’ dedi. Yanından notlarını çıkardı. UYAP ekranına düşen bir tane talep vardı. Bana ‘7 ayrı değişik iş olarak kaydet’ dedi. Ben de tek evraka 7 ayrı numara veremem, bir tek talep var’ dedim. O da 7 tane soruşturma numarası var o yüzden 7 ayrı numara ver dedi. Hâkim Beyin dediği gibi UYAP’a tek talep olarak düşen evraka her soruşturma için ayrı ayrı değişik iş numarası verdim. Hâkim Bey ayrıca bana işimiz uzun sürecek eşini ara beklemesin dedi. Sonra yanından çıkardığı notlara bakarak karar yazdırmaya başladı. O sırada diğer kâtipler A.  Z.  ile A.  S.  D. ’a da tutuklama müzekkerelerinin bilgilerini not aldırıyordu. Karar yazmaya başladıktan sonra benim telefonum çaldı. Telefonu açtım. Komisyondan arıyorum, nerdesiniz dedi. Ben de duruşma salonunda karar yazıyoruz dedim. Başsavcı Bey seni çağırıyor dedi. Hâkim Bey telefonu bana ver dedi. Hâkim Bey konuştu. İlla A.  mu olacak, A. ’i göndersem olmuyor mu dedi. Sonra telefonu kapattı. A.  Z. ’a sen git, karar yazmıyoruz, bekliyoruz dersin dedi. A.  de yanlış olmaz mı Hâkim Bey dedi. Hâkim Bey o zaman ben gidiyorum, ben görüşeceğim dedi ve gitti. Biraz sonra geri geldi. Komisyondan beni tekrar aradılar. Bu sefer Hâkim Bey yabancı numara mı bana ver dedi. Telefonu kendisine verdim. Kendisi konuştu. Hâkim Bey’e beni Başsavcı Bey çağırıyormuş, gitmek zorunda değil miyim dedim. Sizin amiriniz benim ben izin vermiyorum, kimse buradan çıkmasın dedi. Bu sırada A.  Z. ’ın eşi aradı. Rahatsızlandığını, eve gelmesini söyledi. Hâkim Bey de A. ’e sen de çok iyi biliyorsun ben de çok iyi biliyorum, bir şey olmaz, yakınların gitsin dedi ve gitmesine izin vermedi.3 veya 4. Değişik iş kararı yazarken UYAP kesildi. Bunun üzerine UYAP dışı yazalım dedi. Geri kalan kararları UYAP harici yazdık. Kararları yazarken 2 – 3 avukat geldi. İnternette bir haber düşmüş, böyle bir şey var mı diye sordular. Hâkim Bey de yok böyle bir şey dedi. Mübaşire de kapıyı kilitle dedi. O da duruşma salonunun vatandaş girişini kilitledi. Hâkim Bey mübaşirle zabıt kâtibi A.  S.  D. ’a kaleme geçmeyin, koridorun ışıklarını yakmayın dedi. Saat 22.00- 22.30 civarı kararları bitirdik. Kararları bitirmek üzereyken müdire hanım geldi. Hâkim Bey kendisine sen yukarıya çık, toplantı varmış, bir bak dedi. Müdire Hanım gitti. Biz kaleme geçtik. Hâkim Bey kalemde diğer arkadaşlara tahliye müzekkerelerini yazmaya başlayın dedi. Ben de evrakı düzenliyordum. Bu sırada koridordaki avukatları gördü. Mübaşire avukatları çağır dedi. Avukatlara karar yazıldı. Tebliğ alın, UYAP ta kesildi ne hikmetse dedi. Avukatlara kararları tebliğ ettik. O sırada müdire hanım müfettişlerin dosya istediğine dair yazı getirdi. Hâkim Bey’e verdi. Hâkim Bey de müdire hanıma muhabereden numara aldırarak cevabi yazı yazdırdı. Bu sırada müdire hanım biz muhabere nöbetçisi iken hiç tahliye kararı yazmadık. Bunu yazmak zorundamıyız dedi. Hâkim Bey sen benim söylediğimi yaz, en fazla benim yerimi değiştirirler, size bir şey olmaz dedi. Müdire hanım müfettişle görüşmüş, kendisine sizlik bir şey yok. Siz işinize bakın, kâtipler teker teker işi aksatmadan yanıma gelsin demiş. Bunun üzerine tedirgin olduk. Biz usulsüz bir şey mi yapıyoruz müfettişlere soralım dedik. Mübaşiri kalemde bıraktık. Birlikte müfettişlerin katına çıktık. Orada komisyondaki çocuğu gördüm. O da bana niye kaleme geçtiniz, ben senin iyiliğin için söyledim abla dedi. Ben de sabah kahvaltısıyla duruyordum. Açtım. Yanlış bir şey mi yaptık diye korktum. Açlığında vermiş olduğu etki ile bayılmışım. Beni ambulansla Okmeydanı Devlet Hastanesine götürmüşler. 2 saat müşahede altında kaldıktan sonra sakinleştirici iğne yapıp beni eve gönderdiler. 26.04.2015 Pazartesi sabahı mesaiye geldim. Hâkim Bey bana böyle bir şey yaşadığın için senden özür dilerim, ama benimle bir ilgisi yok dedi. Sabah saatlerinde tahliye müzekkereleri savcılık tarafından iade edilmişti. Bu nedenle avukatlar Hâkim Bey’e gelip gidiyorlardı. Hâkim Bey A.  S.  ile bana tahliye müzekkerelerini kabul etmeyenler hakkında gereğinin yapılması içi ilgili yerlere yazı yazdırdı, suç duyurusunda bulundu, ayrıca her yazdığı suretten kendisine bir örnek aldı. Kalemde Hâkim Bey’le konuşurken müdire hanım Hâkim Bey’e biz muhabere nöbetçisiydik. Muhabere nöbetçisi sadece evrak gönderir. Tahliye kararı vermez dedi. Hâkim Bey de ona ‘ Bu merci tayiniyle bana gelen dosya, muhabereyle alakası yok, ben karar vermek zorundaydım, takdirimi bu yönde kullandım, içim rahat, ucuz kahramanlık yapmak gibi bir niyetim’ yok dedi. Öğleden sonra şüpheli avukatları kaleme geldiler. Hâkim Bey kalemdeydi. Hâkim Bey’e açığa alınmasıyla ilgili televizyonda alt yazı geçtiğini söylediler. Hâkim Bey de öyle bir şey söylüyorlar ancak bana gelen resmi bir şey yok dedi. Akşam mesai bitimine doğru Hâkim Bey’in açığa alındığına dair komisyondan yazı geldi. Müdire hanım yazıyı Hâkim Bey’e tebliğ etti. Hâkim Bey tahliye kararlarını 29. Asliye Ceza Mahkemesinden gönderilen evrak üzerinden verdi. Savcılıktan soruşturma dosyalarını istemedik. Ben Hâkim M.  Bey’in paralel yapı veya cemaatle bağlantısı olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla paralel yapı veya cemaat mensupları dindar olarak tanınırlar. Ancak Hâkim Bey gördüğüm kadarıyla dindar bir kimse değildi. Konuşmalarından öyle anlaşılıyordu. Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir ” demiştir.

Tanık A.  S.  D. ; “ Ben 2010 yılı Ağustos ayında Şişli Adliyesinde 9. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak göreve başladım. 1 yıl çalıştıktan sonra askere gittim. Bir hafta sonra Şişli Adliyesi kapatılarak İstanbul Adliyesi ile birleşti. Askerlik görevim bittikten sonra evveliyatı Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi olan İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinde tekrar görevime başladım. 2012 yılı Şubat ayından bu yana aynı mahkemede çalışmaktayım. Mahkememizde 3 kâtip, yazı işleri müdürü ve mübaşir olmak üzere toplam 5 personel çalışıyordu. Mahkeme hâkimi olan M.  M.  ile yaklaşık 7 ay beraber çalıştık. Duruşma kâtibi A.  T.  idi. Ben kalem işlerine bakıyordum. Ancak Hâkim M.  M. ’in soruşturmaya konu edilen tahliye kararlarını vermesi ve HSYK tarafından açığa alınması akabinde mahkememiz personeli dağıtıldı. Zabıt kâtiplerinden A.  Z.  İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesine, A.  T.  İstanbul 4. Tüketici Mahkemesine, mübaşir A.  K.  İstanbul 15. İş Mahkemesine, Yazı İşleri Müdürü A.  Ö.  ise 76. Asliye Ceza Mahkemesine görevlendirildi. Benim durumumda bir değişiklik olmadı. Halen 32. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak görevime devam ediyorum. Bana sormuş olduğunuz 24.04.2015 Cuma günü mesai saatleri içinde mahkememiz muhabere nöbetçisi idi. O gün mesai bittikten sonra evime gittim. 25.04.2015 Cumartesi günü annemin evine gitmiştim. Akşamüzeri zabıt kâtibi A.  Z.  beni telefonla arayarak haberlerde mahkememizle ilgili bir haber olduğunu, bir gün önce muhabere evrakı olmadığı gerekçesiyle numarasını şimdi hatırlamadığım 24 veya 25. Asliye Ceza Mahkemesine iade ettiğim temyiz evrakının haberlere konu olan evrak olup olmadığını sordu. Ben de iade ettiğim evrakın temyiz evrakı olduğunu, haberlerde bahsi geçen konu ile alakalı olmadığını söyledim. İnternetten konuyu detaylı bir şekilde araştırdım. Bir gazetenin internet sitesinde 29. Asliye Ceza Mahkemesinin reddi hâkim taleplerini kabul ederek 32. Asliye Ceza Mahkemesini tahliye talepleri konusunda karar vermek üzere görevlendirdiğini, adı geçen mahkemenin de tahliye kararı verebileceğine ilişkin haber okudum. Bunun üzerine A.  Z. ’ı tekrar aradım. Bu haber asparagas dedim. Çünkü 24.04.2015 Cuma günü kalemi beraber kapatmıştık. Mesai saatleri içinde böyle bir evrak mahkememize ulaşmamıştı. Telefon görüşmesinde A.  Z.  bana, zabıt kâtibi A.  T. ’nın adliyeye gittiğini, kendisinin de adliyeye gitmek üzerek yola çıktığını söyledi. Ben de A.  Z. ’a bir şey olursa bana haber verirsin dedim. Hâkim M.  M. ’in söylemesi üzerine A.  T.  beni telefonla arayarak Hâkim Bey herkesi çağırıyor dedi. Saat 19.30 gibi adliyeye geldim. Ben adliyeye gelene kadar böyle bir evrakın olmadığına dair tutanak tutulacağını düşünmüştüm. Bu düşünceyle adliyeye gelmiştim. Çünkü Hâkim Beyin böyle bir evrakı mesai saatinden sonra kendisinin alabileceğine ihtimal vermemiştim. Mahkeme kalemine geldiğimde kalem kapalıydı. Duruşma salonunun kapı altından ışıklarının yandığını fark ettim. Kapıyı açarak içeri girdim. Hâkim M.  M. , zabıt kâtipleri A.  T. , A.  Z.  ve mübaşir A.  K.  içerideydi. Başka kimse yoktu. O anda Hâkim Beyin dosyayı almış olduğunu anladım ve şok oldum. Hâkim Bey A.  T. ’ya bir şeyler yazdırıyordu. Avukat masasına oturdum. Avukat ekranından değişik iş kararı yazdırdığını gördüm. Biraz oturduktan sonra tahliye kararlarının gerekçelerini yazdırdığını anladım. Hâkim Bey A.  Z.  ve bana iş verdi. Daha önce kendisinin oluşturduğu soruşturma dosyalarının numaralarının yer aldığı listedeki tutuklu isimlerinin karşısına tutuklandıkları suçlar ile tutuklama tarihlerini ve hangi mahkeme kararı ile tutuklandıklarını yazmamızı, yani yazılacak tahliye müzekkerelerine ön hazırlık yapmamızı istedi. Biz Hâkim Bey’in bizden istemiş olduğu işi yerine getirdik. Bu sırada A.  T. ’ya telefon geldi. A.  T.  kendisinin başsavcılıktan çağrıldığını söyledi. Bunun üzerine Hâkim Bey telefonu isteyerek arayan kişi ile konuştu. Telefonu kapattıktan sonra A. ’e ‘ sen git, sorarlarsa bekliyoruz de’ dedi. A.  de yalan söylemek istemediğini belirtir şekilde ‘yanlış olmaz mı Hâkim Bey’ dedi. Bunun üzerine Hâkim Bey kimseyi göndermedi. Bu sırada tahliye kararları henüz bitmemişti. Hâkim Bey tahliyeye ilişkin değişik iş kararlarını A.  arkadaşımıza yazdırıyordu. Daha sonra müfettişlikten arandık. Telefona ben baktım. Yazı işleri müdürünün gelmesi istenildi. Ben müdire hanımın (A.  Ö. ) olmadığını söyleyince benim gelmem istendi. Ben müfettişlerin bulunduğu kata geldim. Biraz beklemem istendi. Biraz sonra müfettiş odasına girdim. Mahkemeye hitaben yazılmış müzekkereyi alıp Hâkim Beye vermem istendi. Bu sırada müdire hanım geldi. Bunun üzerine müzekkere müdire hanıma verildi. Müdire hanımla birlikte mahkememize geçtik. Müdire hanıma ne yapmamız gerektiğini müfettiş beye sorup sormadığını sordum. Müfettiş Bey’in kendisine ‘Hâkim M.  M. ’in verdiği işleri yapmamızı, rutin işlerimize devam etmemizi istediğini’ söyledi. Bu sırada Hâkim Bey A.  T.  ile kararları yazmaya devam ediyordu. Biz de duruşma salonunda oturuyorduk. Eşlerimiz merak içinde bizleri arıyorlardı. A. ’in eşi rahatsızlandığını ve kendisinden eve gelmesini istedi. Hâkim Bey A. ’i evine göndermedi. Biz gerek vücut diliyle gerekse söylemlerimizle ortamdan rahatsızlık duyduğumuzu ve evlerimize gitmek istediğimiz belirtiyorduk. Kendisi de ‘hepiniz mi gitmek istiyorsunuz’ dedi. Biz de ‘evet’ dedik. Bunun üzerine ‘hiçbirinizi göndermiyorum’ dedi. Saatini tam hatırlamıyorum. Emin olmamakla birlikte zannedersem saat 22.00 civarında kararların yazımı bitti. Duruşma salonunda karar yazılırken bir ara şüphelilerin avukatları geldi. Hâkim Beyle konuştular. Hâkim Bey kürsüdeydi. Ne konuştuklarını hatırlamıyorum. Zannedersem kararları sordular ve sonra dışarı çıktılar. Biz kapıyı kapattık. Onlar dışarıda bekliyorlardı. Karar yazımı bittikten sonra Hâkim Bey kararları şüpheli avukatlarına tebliğ etmemizi istedi. Kendisi de kalemdeydi. Başımızda duruyordu. Avukatlar kararları tebliğ alarak kalemden ayrıldılar. Birkaç avukat dışarıda bekliyordu. Daha sonra müfettişlikten aranarak birer birer gelmemiz söylendi. Ancak sadece mübaşiri kalemde bırakarak hep beraber müfettiş odasına geldik. Biz beklerken müdire hanım içeri girdi. Müfettiş Bey Müdire hanıma ‘niye hepiniz birlikte geldiniz, teker teker gelmenizi istemiştik, Hâkim Bey’in verdiği işleri yapmaya devam edin, mahkeme işlerini aksatmayın’ demiş. Koridorda beklediğimiz sırada A.  T.  baygınlık geçirdi. Bunun üzerine kendisini ambulansla hastaneye gönderdik. Ancak Hâkim Bey’in verdiği kararların usulsüz olduğunu düşünerek ve bu işin içinde olmadığımız halde sorumluluğa ortak gösterilmemek için tekrar müfettiş katına geldik. Bu sırada müfettiş odasının önünde ve içeride birçok sayıda şüpheli avukatı vardı. Müdire hanım müfettiş beye ne yapmamız gerektiğini sordu. Müfettiş bey müdire hanıma daha önce söylediği şekilde Hâkim M.  Beyin verdiği işleri yapmamızı, görevimizi aksatmamamızı istedi. Bunun üzerine oradan ayrılarak mahkeme kalemine geldik. A.  Z. ’la birlikte tahliye müzekkerelerini yazdık. Yanlış hatırlamıyorsam geceleyin saat 02.00 – 03. 00 civarı tahliye müzekkerelerinin yazımını bitirdik. Hâkim bey tahliye müzekkerelerini de şüpheli avukatlarına tebliğ etti. Mübaşir de zimmet defteriyle birlikte tahliye müzekkerelerini infaz savcılığına götürdü. İnfaz savcılığı kapalı olduğundan teslim edemeden geri getirdi. Sonra Hâkim Bey zannedersem infaza bakan kâtibin telefonunu bularak kendisini aradı. İnfaz kâtibi savcının haberi olmadan evrakı alamayacağını söylemiş. Bunun üzerine Hâkim Bey bize tutanak tutturdu. Ancak tutanağın içeriğini tam hatırlamıyorum. Bize ‘ sabaha kadar kimse adliyeden ayrılmasın, uyuyun, dinlenin, sabah savcı değişince evrakı kendisine teslim edersiniz’ dedi. Hâkim Bey’in kendisi de adliyeden ayrılmadı. Geceyi adliyede geçirdi. Sabahleyin saat 10.00 civarında tahliye müzekkereleri mübaşir tarafından savcılığa teslim edildiğinden Hâkim Bey’den izin alarak adliyeden ayrıldım ve evime gittim. 26.04.2015 Pazartesi günü tekrar mesaiye geldim. Normal işimize devam ettim. Tahliye müzekkereleri kararlarla birlikte savcılık tarafından bize iade edildi. Bunun üzerine Hâkim Bey ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundu. Akşama doğru ise Hâkim M.  M. ’in HSYK tarafından açığa alındığına dair yazı geldi. Müdire hanım açığa alınma yazısına kendisine tebliğ etti. O da ‘hayırlı olsun’ dedi. Ertesi günü ise odasını boşalttı. Ben Hâkim M.  M. ’in paralel yapıdan olup olmadığını bilmiyorum. Ancak Taraf gazetesinin adliye muhabiri olduğunu sonradan öğrendiğim Aysun YAZICI isimli bayanın, Hâkim M.  Bey mahkememizde göreve başladıktan sonra belli aralıklarla 5- 10 kez Hakim Bey’in yanına geldiğini gördüm. Önceleri bu bayanın Hâkim Bey’in eski kâtibi olduğunu zannediyordum. Taraf gazetesinin paralel yapıya yakın bir gazete olması ve Hâkim M.  Bey’in daha önce özel yetkili mahkemelerde çalışmış olmasından dolayı kendisinin paralel yapıya mensup olabileceğinden şüpheleniyordum. Paralel yapıdaki insanların yaşam tarzlarına ilişkin net bir bilgim olmadığı için Hâkim Bey’in paralel yapıdan olup olmadığından emin değildim.Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir ” demiştir. 

Tanık A.  Z. ; “ Ben 2010 yılı Haziran ayında Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak göreve başladım. Şişli Adliyesinin kapatılarak İstanbul Adliyesi ile birleştirilmesi sonrasında eski mahkememin devamı olan 32. Asliye Ceza Mahkemesinde görevlendirildim. 08.05.2015 tarihine kadar bu mahkemede çalıştım. Halen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde çalışmaktayım. 32. Asliye Ceza Mahkemesinde Hâkim M.  M.  ile yaklaşık 6-7 kadar ay birlikte çalıştık. 

Bana sormuş olduğunuz 24.04.2015 Cuma günü mahkememiz muhabere nöbetçisiydi. O gün mesai bitimine kadar kalemdeydim. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinin İstanbul Sulh Ceza Hâkimlerinin reddine ve mahkememizin tahliye kararı verme konusunda görevlendirilmesine ilişkin 2015/92 değişik iş sayılı kararı 24.04.2015 günü mesai saatleri içinde bize gelmedi. UYAP ekranına da herhangi bir evrak düşmedi. Diğer kâtip arkadaşım A.  S.  D.  ile UYAP ekranlarımızı kontrol ettikten sonra adliyeden ayrılıp evlerimize gittik. 25.04.2015 Cumartesi günü eşimle birlikte Florya’ya gezmeye gitmiştik. Öğleden sonra Yazı İşleri Müdürümüz A.  Ö.  aradı. Komisyondan aradılar beni, bir dosya ile ilgili tutanak tutulacakmış, onun için beni çağırdılar dedi. Kendi evi adliyeye uzak, benim evim adliyeye yakın olduğu için benim adliyeye gitmemi istedi. Ben de o sırada adliyeye 1,5 saatlik mesafede olduğu olduğumdan diğer kâtip arkadaşımız A.  T. ’yı aramasını istedim. Bunun üzerine Müdire Hanım A.  arkadaşımızı aramış. Ben de akşamüzeri saat 17.00 civarında araçla eve dönerken şarjı bittiğinden telefonum kapalıydı. Telefonumu araçtaki şarja takıp açtığımda mesaj geldi. A.  T.  ile Hâkim M.  M. ’in beni aradıklarını gördüm. Ben Hâkim Bey’i arayacağım sırada o beni aradı. Bizim mahkeme ile alakalı internete bir haber düşmüş, bilgin var mı dedi. Ben de bilgim yok dedim. Ayrıca Adalet Komisyonundan arandığımızı da söyledim. Muhtemelen A.  adliyededir. Ben de adliyenin önünden geçeceğim için adliyeye uğrarım dedim. O da tamam o zaman, sen de geç şeklinde sözler söyledi. Sonra A. ’yu telefonla aradım. A.  ben adliyedeyim, komisyona uğradım, babamla müracaatta bekliyorum dedi. Tamam, ben de geliyorum diyerek telefonu kapattım. Sonra kâtip A.  S. ’i telefonla aradım. Kendisine Hâkim Bey aradı. İnternete mahkememizle alakalı bir haber düşmüş, bilgin var mı, internete bakar mısın dedim. daha sonra eşimle beraber adliyeye gittik. A.  abla müracaatta babasıyla oturuyormuş. Eşimle beraber biz de beklemeye başladık. Yaklaşık yarım saat sonra Hâkim M.  Bey önce A. ’yu aradı. Nerde olduğunu sordu. O da benimle babasının yanında müracaatta beklediğini söyledi. Bunun üzerine Hâkim Bey A. ’ya benim odama girmeyin, odamın anahtarını kimseye vermeyin demiş. Ardından Hâkim Bey beni de aradı. Nerde olduğumuzu sordu. Ben de aynı şekilde cevap verdim. Telefonu A. ’ya vermemi istedi. A. ’ya diğer arkadaşları da çağırın demiş. Ben mübaşir A.  K. ’ı aradım. A.  da kâtip A.  S. ’i aradı. 15 – 20 dakika sonra Hâkim Bey A. ’yu aradı. Ben geliyorum, bir şey yapmayın, bekleyin dedi. Beklerken tekrar A. ’yu aradı. Çok trafik var, metrobüsle geliyorum dedi. Biz A.  ve eşimle arabamda bir müddet bekledik. Hâkim Bey belli bir süre sonra tekrar arayarak ben odamdayım, gelin dedi. Bunun üzerine yukarı çıktık. A. ’nun babası daha önce evine gitmişti. Biz yukarı çıktık. İşimizin az süreceğini düşünerek eşime arabada beklemesini istedim. Hâkim Bey odasının önünde spor kıyafetle bizi bekliyordu. Kaleme girmeden direkt odama gelin dedi. Odasından bize dosyaları vermeye başladı. A. ’ya da kalemden ışığı yakmadan duruşma salonunun anahtarını alarak salonu açmasını istedi. A.  Hâkim Bey’in dediğini yaptı. Hâkim Bey odasından dosyaları bana verirken A.  ile göz göze geldim. Bunlar nerden çıktı der gibi birbirimize baktık. Hâkim Bey’in odasından aldığımız dosyaları duruşma salonuna taşıdık. Hâkim Bey daha sonra yanından çıkardığı notlara bakarak A. ’ya karar yazdırmaya başladı. O sırada ben eşimi aradım. Hâkim Bey karar yazdırıyor, işimiz uzun sürecek sen eve git dedim. Karar yazılırken eşim aradı, arabanın kapısı kilitlenmedi dedi. Ben de tamam sen git ben hallederim dedim. Bu sırada Hâkim Bey karar yazdırmaya devam ediyordu. Önce mübaşir A.  K. , ardından kâtip A.  S.  geldi. Biz üçümüz karar yazılırken duruşma salonunda bekledik. Hâkim Bey bizim dışarı çıkmamıza izin vermedi. Biz beklerken eşim beni telefonla aradı. Rahatsızlandım, eve gel dedi. Ben de Hâkim Bey’e söyledim. O da İstanbul’da annen, baban, eşin dostun yok mu onlar gidip baksın, ortada bir cenaze var, cenazeyi kaldırmamız lazım diyerek gitmeme izin vermedi. Bize notlarını vererek karşılarına tutuklayan mahkemenin adı, tutuklama tarihi, karar numarası vb. bilgileri yazmamızı söyledi. Biz bilgileri yazarken UYAP kesildi. Hâkim Bey yazımı biten kararları kopyalayarak dışarıdan yazmaya devam edelim dedi. A. ’ya kopyaladın mı dedi. O da bana bakarak UYAP kilitlendi kopyalayabilir miyiz dedi. Ben de ekran kilitlenmiş kopyalanamaz dedim. Hâkim Bey A. ’ya tekrar uğraş, önceki kararları kopyalamaya çalış, diğer kararlarda da aynı şeyleri yazacağız, aksi halde tek tek yeniden yazmak zorunda kalırız, 2-3 saat sürer dedi. A.  bu arada uğraşırken önceden yazılan kararları kopyalayıp bilgisayara kaydetti. Hâkim Bey kopyalanan bu kararlar üzerinde değişiklik yaptırarak UYAP dışından diğer kararları yazdırdı. Kararları yazmaya başlamadan önce UYAP’ı ilk açtığımızda 29. Asliye Ceza Mahkemesinden gelen evrakın 24.04.2015 günü mesai sonrası 17.28’de ekrana düştüğünü gördük. 29. Asliye Ceza Mahkemesinden gelen evrakı biz teslim almadık. Hâkim bey kendisi almış. Biz kararları yazarken komisyondan bir görevli arkadaş A. ’nun cep telefonunu arayarak, nerde olduğunu sordu. O da duruşma salonunda olduğunu söyledi. İki üç defa aynı kişi tekrar arayarak A. ’yu Başsavcının çağırdığını söyleyince Hâkim Bey A. ’dan telefonunu isteyerek ver ben konuşayım dedi. Hâkim bey telefonu alarak kendisi konuştu. Telefonu kapattıktan sonra bana A.  sen git beklediğimizi söyle, karar yazdığımızı söyleme dedi. Ben de yalan söylemekten çekindiğim için kendisine Hâkim Bey yanlış olmaz mı dedim. Bu sırada A. , Hâkim Bey Başsavcı Bey beni çağırıyormuş, o da amirim gitmem gerekmiyor mu dedi. O da kendisine senin amirin benim gitmene izin vermiyorum dedi. Bunun üzerine Hâkim Bey kendisi gitti. Biraz sonra gelerek kararları yazdırmaya devam etti. Yine Hâkim Bey kararları yazdırırken duruşma salonundan çıkarak bir iki kez telefon görüşmesi yaptı. Dışarıdan sesi geliyordu. Ancak ne konuştuğu anlaşılmıyordu. 

Kararlar yazılırken duruşma salonunun vatandaş giriş kapısı çaldı. Hâkim Bey Mübaşir A.  K. ’tan kapıyı açmasını istedi. Kapıyı açtı. Sonradan avukat olduklarını öğrendiğimiz iki üç kişi Hâkim Beye internetten bir haber okuduk, onunla alakalı mı buradasınız diye sordular. O da yok öyle bir şey dedi. Bunun üzerine avukatlar gittiler. Mübaşir tekrar kapıyı kilitledi. 

Kararlar bittikten sonra hep beraber kaleme geçtik. Hâkim Bey bizden kararları dışarıda bekleyen avukatlara tebliğ etmemizi istedi. Avukatlara birer suret vererek tebliğ işlemlerini yaptık. Müdire hanım da kalemdeydi. Müfettişin mahkemeye hitaben yazmış olduğu yazıyı Hâkim Beye verdi. Eli ayağı titreyerek Hâkim Bey ben 20 – 25 yıllık memurum, hiç muhabere nöbetinde böyle bir olayla karşılaşmadım, takdir sizin ama muhabere nöbetinde biz böyle bir karar vermek zorunda mıyız dedi. Hâkim Bey de kanunlardan bahsederek 29. Asliye Ceza Mahkemesi bizi görevlendirmiş, ya tahliye ya da red kararı vereceğiz, kararı ben veriyorum, bir şey olursa bana olur, size bir şey olmaz dedi. Müfettiş Bey Müdire hanıma kâtipler işlerini aksatmadan teker teker gelsinler demiş. Tahliye müzekkerelerini henüz yazmaya başlamamıştık. Ben diğer kâtip arkadaşlara teker teker değil hep beraber gidelim, olayı anlatıp ne yapmamız gerektiği konusunda görüşünü soralım dedim. Kalemden çıkıp giderken Hâkim Bey nereye gidiyorsunuz dedi. Müfettiş beyin yanına çıkıyoruz dedik. Müdire hanım yazı cevabını vermek için bizden önce müfettiş beye gitmişti. Müfettiş beyin katındaki asansörden inince müdire hanımla karşılaştık. Müdire hanım siz müfettiş beyin yanına girmeyin, görüşmek istediğinizi kendisine ileteyim dedi. O sırada müfettiş beyin odasının önünde 10 – 15 avukat vardı. Müdire hanım içeri girdi. Geldiğimizi söylemiş. Müdire hanım müfettiş beyle konuştuktan sonra yanımıza geldi. Müfettiş Bey müdire hanıma kâtipler görevlerini aksatmadan yapsınlar demiş. Bu sırada komisyondan arayan memur da yanımıza geldi. A.  ile konuşmaya başladı. A. ’ya sen komisyon kaleminde niye beklemedin dedi. A.  da hâkim çağırdı gittim dedi. Konuşma esnasında A.  bayılarak yere yığıldı. Sonra ambulans çağırarak A. ’yu hastaneye gönderdik. Biz de diğer kâtip S.  ve müdire hanımla kaleme geçtik. Müfettiş beyin görevlerini yapsınlar şeklinde beyanı üzerine tahliye müzekkerelerini yazmaya başladık. A.  arkadaşımız hastaneye gönderilince yan taraftaki 31. Asliye Ceza Mahkemesi kaleminde bulunan Muhammed Z.  KİBAR isimli kâtip arkadaşa arabamın kapıları açık, kilitler misin dedim. O da tamam dedi. Arabamın anahtarını vererek gönderdim. Arkasından telefon açarak karnımız aç yemek getirir misin dedim. Tamam diyerek bize yemek getirdi. Bu sırada Hâkim Bey kendisini gördü. Görevlendirme yapsam yardımcı olur musun dedi. O da hiçbir şey söylemedi. Hâkim Bey Müdire hanıma Muhammed Z. ’in görevlendirilmesi için Komisyona yazı yazdırdı. Komisyon da yazının UYAP’tan görevlendirilmesini istemiş. Bunun üzerine Hâkim Bey Muhammed Z. ’e tahliye müzekkeresi yazma, ancak arkadaşlara yardımcı ol dedi. Muhammed Z.  de bize yardımcı oldu. Geceleyin saat 03.30 gibi tahliye müzekkerelerini bitirdik. Hâkim Bey imzaladı. Bize dinlenin, müzekkereleri teslim ettikten sonra gidersiniz dedi. Ben duruşma salonuna geçtim. Uyumaya çalıştım. Saat 05.30 gibi eşimin telefonla araması üzerine kalktım. O sırada kalemde mübaşir ile Z.  vardı. Z. ’le beraber adliyeden ayrılıp evlerimize gittik. 

Tahliye müzekkerelerini yazarken Sulh Ceza Hâkimliğinden evrak gelmişti. İçeriğini okumadan müdire hanıma gönderdim. Hâkim bey de yanındaydı. Sonradan öğrendiğime göre evrakı mübaşir teslim almış. Hâkim bey de evrakın üzerine geliş tarihi ve saatini yazmış. 

26.04.2015 Pazartesi günü tahliye müzekkereleri savcılık tarafından iade edildi. Bunun üzerine avukatlar Hâkim Bey’in yanına gelip gittiler. Hâkim Bey tahliye müzekkerelerinin gereğini yapmayanlar ile UYAP’ı kesenler hakkında suç duyurusunda bulundu. Bütün evraktan birer örneği de yanına aldı. Akşama doğru mesai bitimine yakın Hâkim Bey’in açığa alındığına dair yazı geldi. Müdire hanım açığa alınma yazısını Hâkim Bey’e tebliğ etti. Hâkim Bey ertesi günü mesaiden sonra odasını boşalttı. Hâkim Bey tahliye kararlarını 29. Asliye Ceza Mahkemesinden gönderilen dosyalar üzerinden verdi. Savcılıktan soruşturma dosyalarını istemedik.  Ben Hâkim M.  Bey’in paralel yapı veya cemaatle bağlantısı olup olmadığını bilmiyorum. Herhangi bir duyumum da yoktur. Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir ”demiştir. 

Tanık  A.  Ö. ; “Ben 20 yıllık memurum. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinde 2012 yılı Nisan ayından 2015 yılı Mayıs ayının ortalarına kadar yazı işleri müdürü olarak görev yaptım. Halen 76. Asliye Ceza Mahkemesinde yazı işleri müdürü olarak görevime devam ediyorum. Hâkim M.  M.  ile 32. Asliye Ceza Mahkemesinde yaklaşık 6 – 7 ay birlikte çalıştık. 

TAMAMI 124 SAYFA OLAN  KARARIN  DEVAMI  AŞAĞIYA YORUM HALİNDE EKLENMİŞTİR. 
www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
Ekleme Tarihi: 16.06.2017 15:59:21.
Bu karar

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.


Okunacaklara Ekle





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim