Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

8/8/2011-khk-648/42 md.



Fıkra:Tümü-0

T.C.
Danıştay
6. Daire


Esas No:2012/2762
Karar No:2015/677
K. Tarihi:11.2.2015

 

Karşı Taraf (Davalı)           : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Kültür Ve Turizm Bakanlığı yerine) -ANKARA


İstemin Özeti : Aydın 1. İdare Mahkemesince verilen 22/12/2011 tarihli, E:2010/2289, K:2011/2424 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.


Savunmanın Özeti : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.


Danıştay Tetkik Hakimi :   

Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi ile mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.


TÜRK MİLLETİ ADINA


Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 maddesiyle 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 2. maddesine eklenen 7. bentteki "Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Bakanlığa verilen görevlerle ilgili iş ve işlemlerden dolayı Çevre ve Orman Bakanlığınca taraf olunan işlem ve sözleşmelerde Bakanlık taraf olur ve Çevre ve Orman Bakanlığı leh ve aleyhine açılmış olan davalar ile başlatılmış olan takiplerde Bakanlık kendiliğinden taraf sıfatını kazanır. Söz konusu görevlere ilişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Çevre ve Orman Bakanlığınca yapılmış iş ve işlemler sebebiyle açılacak davalar Bakanlığa yöneltilir. Tabiat varlıkları ile ilgili iş ve işlemlerden dolayı Kültür ve Turizm Bakanlığının taraf olduğu işlem, sözleşme, dava ve takipler hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır." hükmü gereği hasım mevkiine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı alınmak suretiyle işin gereği görüşüldü:

Dava, Aydın ili, Söke İlçesi, 9 pafta, 1562 sayılı parselde kayıtlı olan ve I.derece doğal sit alanı olarak tescil edilen taşınmazın, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 15.maddesi uyarınca takası veya kamulaştırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 27.10.2010 tarihli ve 88635 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, davacının takas talebinin reddine ilişkin kısım yönünden, sit alanı ilan edilen alandaki korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parsellerin takasa konu edilebilmeleri için, taşınmazın bulunduğu alanda koruma amaçlı imar planının bulunması gerekmekte olup, uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu alana ilişkin, henüz ilgili idaresince hazırlanıp Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca uygun görülerek yürürlüğe girmiş koruma amaçlı imar planı bulunmadığından dava konusu işlemin, davacının, taşınmazının Hazinenin arsa ve arazileri ile takas edilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle; kamulaştırma talebinin reddine ilişkin kısım yönünde ise davalı idarenin 2863 sayılı Kanun kapsamında yapacağı kamulaştırma işlemlerini hazırlayacağı belirli bir program dahilinde yapacağı kurala bağlandığından, yargı kararıyla idarenin kamulaştırma yapmaya zorlanamayacağı hususu dikkate alındığında, davacının taşınmazının kamulaştırılmasına yönelik başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın; dava konusu taşınmazın hazine taşınmazıyla takas edilmesi talebinin reddine ilişkin kısmı açısından:

08.07.1994 tarihli ve 21984 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 31.03.1994 tarihli ve 94/5451 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu Aydın ve Muğla illeri sınırları dahilindeki Bafa Gölü'ünün 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca tabiat parkı olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden; Bafa Gölünün tamamı ve çevresinin, ifraz öncesi 1525 sayılı parselin kıyı kenar çizgisinden itibaren 250 metre kadar olan kısmın İzmir II nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 22.12.1989 tarihli ve 1055 sayılı kararı ile I.derece doğal sit alanı olarak tescil edildiği, daha sonra Aydın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 18.08.2009 tarihli ve 2268 sayılı kararı ile 1525 sayılı parselin 250 metreden sonraki kalan kısmının da I.derece doğal sit alanı olarak tescil edildiği, davacının maliki olduğu, Aydın ili, Söke İlçesi, 9 pafta, 1562 parselde kayıtlı olan taşınmazın 1.derece doğal sit alanı olarak tescil edilen 1525 parselin ifrazı sonucunda oluştuğu, davacının, söz konusu taşınmazın 2863 sayılı Kanunun 15.maddesi uyarınca takası veya kamulaştırılması istemiyle 01.06.2009 tarihinde yapılan başvurunun 27.10.2010 tarihli ve 88635 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun "amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, yurdumuzdaki milli ve milletlerarası düzeyde değerlere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarının seçilip belirlenmesine, özellik ve karakterleri bozulmadan korunmasına, geliştirilmesine ve yönetilmesine ilişkin esasları düzenlemek.olduğu, "tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (b) bendinde tabiat parkları; bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçaları olarak tanımlandığı, anılan Kanun'un 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 3. maddesinin ikinci bendinde "Orman ve orman rejimi dışında kalan yerlerde tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı belirlenmesine veya Orman ve Su İşleri Bakanlığınca belirlenmiş olanların işlemlerinin tamamlanması için gerekli yerlerin orman rejimine alınmasına ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilir ve bu alanlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilir." hükümlerine yer verilmiştir.

Anılan Kanun'un "İşletme" başlıklı 4. maddesinde "Bu Kanun hükümlerine göre milli park olarak belirlenen yerlerin özellik ve nitelikleri gözönünde tutularak, koruma ve kullanma amaçlarını gerçekleştirmek üzere, kuruluş, geliştirme ve işletilmelerini kapsayan gelişme planı, ilgili bakanlıkların olumlu görüşleri ve gerektiğinde fiili katkılarıyla, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hazırlanır ve yürürlüğe konur. Gelişme planı uyarınca iskan ve yapılaşmaya konu olacak yerler için, imar mevzuatına göre imar uygulama planları, milli park gelişme planı hüküm ve kararlarına uygun olarak hazırlanır veya hazırlattırılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile yürürlüğe konulur. Üçüncü madde hükümleri uyarınca tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı olarak belirlenen yerler için gerekli projeler, Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınarak Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hazırlanır ve yürürlüğe konur. Bu Kanun kapsamına giren yerlerdeki turizm bölge, alan ve merkezlerinde, turizm yatırımlarına ilişkin plan kararları Çevre ve Şehircilik ile Orman ve Su İşleri Bakanlıklarının görüşü alınarak sonuçlandırılır."; "Gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine verilecek izinler" başlıklı 8.maddesinde, turizm bölge, alan ve merkezleri dışında kalan milli parklar ve tabiat parklarında kamu yararı olmak şartıyla ve plan dahilinde, turistik amaçlı bina ve tesisler yapmak üzere gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri lehine Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Orman ve Su İşleri Bakanlığınca izin verilebilir. Bu izin üzerine gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri lehine tesis edilecek intifa hakkı süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu süre sonunda bütün tesisler eksiksiz olarak Hazineye devredilir. Ancak, işletmesinin başarılı olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığınca belgelenen hak sahiplerinin intifa hakkı, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca tesisin rayiç değeri üzerinden belirlenecek bedelle doksandokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda Hazineye devir işlemi bu uzatma sonunda yapılır. Milli park ve tabiat parklarının gelişme planları kesinleşmeden bu Kanunda sözü edilen izin verilemez." hükümleri yer almaktadır.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar ve Kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinde:"Bu Kanunda geçen tanımlar ve kısaltmalar şunlardır:

a) Tanımlar:

(1) (Değişik:14/7/2004 – 5226/1 md.)"Kültür varlıkları"; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.

(2) "Tabiat varlıkları"; jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerdir.

(3) "Sit"; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır. 

(13) “Doğal (tabii) sit”; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." hükmüne; aynı Kanun'un 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 17. maddesinin a bendinin ikinci fıkrasında "(Değişik ikinci paragraf: 8/8/2011-KHK-648/42 md.) Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda üç yıl içinde koruma amaçlı imar planı hazırlatıp incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. (değişiklik öncesinde bu süre iki yıl olarak düzenlenmişti) Üç yıllık süre içinde zorunlu nedenlerle plan yapılamadığı takdirde koruma bölge kurulunca gerekçeli olarak bu süre uzatılabilir. Uzatılan süre içerisinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları uygulanır." hükmüne; aynı maddenin b bendinde " Koruma amaçlı imar plânlarıyla kesin yapılanma yasağı getirilen sit alanlarında bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar malikin başvurusu üzerine, belediye ve il özel idaresine ait taşınmazlarla takas edilebilir." hükmüne; aynı Kanun'un 15. Maddesinin (f) bendinde " (Ek: 17/6/1987 - 3386/5 md.; Değişik: 25/6/2009-5917/24 md.) Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, (…) başka Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir. Sit alanı ilan edildiği tapu kütüğüne şerh edilen taşınmazları, miras ve ölüme bağlı tasarruflar dışında, sonradan edinenlerin talepleri değerlendirilmez. Ancak, Bakanlık izniyle gerçekleştirilen kazıların yapıldığı alanlarda bulunan parsellerde, maliklerin başvurusu ve kabulüne ilişkin koşul parsele yönelik uygulanır ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planı şartı aranmaz. Bu parsellerin üzerinde bina veya tesis varsa malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli, 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerine göre belirlenerek ödenir. Bu bentle ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Bu hükümle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen 2863 sayılı Yasa kurallarından sit alanı ilan edilen ve koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen taşınmazlar için takas talebinde bulunulabileceği, takas işlemine ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği, takas talebinin kabul edilebilmesi için taşınmazın sit alanında olması ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı bulunmasının gerektiği, kanun hükmü gereği plan yapmaya yetkili idarelere sit alanı ilanından itibaren belirli bir sürede koruma amaçlı imar planını yapma zorunluluğu getirildiği görülmektedir.

Dairemizin 17.04.2014 ve 25.09.2014 tarihli ara kararlarına verilen cevap ekinde gönderilen bilgi ve belgelerle dava dosyasındaki diğer belgelerin bir arada değerlendirilmesinden, davacının takas talebinin gerçekleştirilmesi için imar planı yapımının zorunlu olduğu dikkate alındığında bu konuda idarenin görev ve sorumluluğu da bulunduğundan imar planı ilgili belediyesince yapılarak bakanlığa iletilmesi gerektiği; Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı yapılmayarak davacının mülkiyetini ne şekilde kullanacağı ya da kullanamayacağının ortaya çıkmaması suretiyle yasal zorunluluğun yerine getirilmediği, bu görev yerine getirilmeksizin davacının takas talebinin sürüncemede bırakıldığı sonucuna varılmıştır.

Ayrıca, 6831 sayılı Orman Kanun'una işlem tarihinden sonra 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 90. maddesiyle eklenen ek 14. maddesinde "2873 sayılı Millî Parklar Kanunu'nun uygulandığı alanlarda, alanın sit statüsü özelliği korunması kaydıyla, 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun diğer hükümleri uygulanmaz." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre Milli Parklar Kanuna tabi olan tabiat parklarında sit statüsü özelliği korunması dışında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanun'un hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir. 

2863 sayılı Kanun'un 15/f maddesine dayanılarak çıkartılan ve davacının başvurusu sırasında yürürlükte bulunan 08.02.1990 tarihli, 22930 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, "Kesin İnşaat Yasağı Getirilen Korunması Gerekli, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Bulunduğu Alanlardaki Taşınmaz Mallar ile Değiştirilmesi Hakkında Yönetmelik" ile gerçek kişilerle, özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan, üzerinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunması nedeniyle sit alanı ilan edilen ve kesin inşaat yasağı getirilen taşınmaz malların malikinin başvurusu üzerine Hazineye ait taşınmaz mallar ile değiştirilmesi usul ve esasları düzenlenmiş olup, söz konusu Yönetmeliğin "Değiştirilecek Taşınmaz Malların Özellikleri " başlıklı 4. maddesinde ise ; Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Kültür Bakanlığınca her yıl müştereken belirlenecek trampa programlarına alınmış yerlerdeki Hazineye ait taşınmaz mallarla değiştirilecek özel mülkiyetteki taşınmaz malların, I. ve II. derece arkeolojik sit alanı ile I. derece tabii sit alanı olarak tescil ve kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu yerlerde olması, ayrıca kadastro görmüş yerlerde bulunması ve üzerinde mülkiyet uyuşmazlığı olmaması gerektiği, kurala bağlanmış; anılan Yönetmeliği mülga eden ve iş bu davanın açıldığı sırada yürürlükte bulunan 22.05.2010 tarihli mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Sit Alanlarında Kalan Taşınmazların Hazine Taşınmazları ile Değiştirilmesi Hakkında Yönetmeliğin "Trampa Edilecek Taşınmazlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında sit alanlarından, I. ve II. derece arkeolojik sit alanı ile I. derece doğal sit alanı olarak tescil edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu yerlerde kalan ve Bakanlık tarafından her yıl belirlenecek trampa programlarına alınan yerlerde bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine ait taşınmazlarla Hazine taşınmazlarının trampa edilebileceği kuralı yer alırken, aynı maddenin 3. fıkrasında ise trampaya konu olamayacak taşınmazlar sayılmıştır. Anılan fıkranın (f) bendinde 09.08.1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında kalan taşınmazlar da trampaya konu olamayacak taşınmazlar arasında yer almıştır.

Davacının 01.06.2009 tarihli başvurusu sırasında yürürlükte bulunan kanun ve yönetmelik uyarınca tabiat parkı içerisinde kalan taşınmazların takasına ilişkin bir hüküm getirilmediği; ancak gerek Orman Kanunu'na daha sonra eklenen madde ile tabiat parklarında 2863 sayılı Kanunda düzenlenmiş bulunan takas hükümlerinin uygulanamayacağı ve gerekse de 22.05.2010 tarihli yönetmelikte 2863 sayılı Kanun kapsamındaki taşınmazların takasa konu olamayacağı dikkate alındığında dava konusu taşınmazın Bakanlar Kurulu kararı uyarınca Bafa Gölü Tabiat Parkı alanında kaldığından ilgili kanun ve yönetmelik gereği takasa konu olamayacağından dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka aykırılık; temyize konu kararda hukuki isabetsizlik görülmemiştir.

Davanın; dava konusu taşınmazın kamulaştırılması talebinin reddine ilişkin kısmına gelince;

2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun "Kamulaştırma" başlıklı 5. maddesinde, "Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı sınırları içinde kalan yerlerdeki gerçek ve tüzelkişilere ait taşınmaz mallar ile her türlü tesisler, onaylı uygulama imar planına göre hazırlanacak projelerin gerçekleşmesi için, gerekli görüldüğünde, 6830 sayılı İstimlak Kanunu hükümlerine göre, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca kamulaştırılır." hükmüne yer verilmiştir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Kamulaştırma" başlıklı 15. maddesinin (a) bendinde " Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır: Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak proğramlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur. (Ek: 17/6/1987 - 3386/5 md.; Değişik:14/7/2004 – 5226/7 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri ve mahallî idare birlikleri tescilli taşınmaz kültür varlıklarını, koruma bölge kurullarının belirlediği fonksiyonda kullanılmak kaydıyla kamulaştırabilirler." hükmüne yer verilmiştir.

Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Doğal (Tabii) Sitler, Koruma Ve Kullanma Koşulları İle İlgili 19.06.2007 tariihli ve 728 sayılı İlke Kararı'nda:

"1- I. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır. 

             Bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağına,ancak; 

             a) Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı hizmetleri (kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil hattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri) uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle yapılabileceğine;

b) 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı veya 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göre ilgili koruma kurulundan izin almak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlı günübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapıların (iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri) yapılabileceğine,

...

f) Doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda sürdürülebileceğine " karar verilmiştir. Bu kararda taşınmazdan bu haliyle ne şekilde yararlanılıp yararlanılamayacağına yönelik ilkeler belirlenmiştir. 

Yukarıda yer verilen kuralların birlikte değerlendirilmesinden, taşınmaz kültür varlıklarının ve koruma alanlarının Bakanlığın hazırlayacağı bir program dahilinde kamulaştırılacağı, aynı zamanda Tabiat Parkı olan alanlarda uygulama imar planına göre hazırlanacak projelerin gerçekleştirilmesi amacıyla kamulaştırma yapılacağı, tabiat parklarında sit statüsü korunması dışında 2863 sayılı Kanun uyarınca kamulaştırma hükümlerinin uygulanamayacağı, ayrıca bu hukuki statüde bulunan taşınmazların kullanılmasından yararlanmak hususunda yasal sınırlamalar yanında belli koşullar dahilinde kullanıma izin verildiği, sonuç itibariyle bir alanın sit alanında kalmasının başlı başına kamulaştırma sebebi olamayacağı, ancak o alan için hazırlanan plan, program veya proje kapsamında kamulaştırma yapılacağı belirlenmiştir.

Olayda, davacı taşınmazının kamulaştırılması talebi, imar planıyla kamu kullanımına ayrılmış olan ve uzun süreden beri kamulaştırılmadığından bahisle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasından kaynaklanmadığı, davacı tarafından imar planı yapım sorumluluğu bulunan idarelerin bu sorumluluktan kaçınmak suretiyle taşınmazın kamulaştırılmasının engellendiğinin iddia edildiği, ancak, davacının taşınmazı imar planı bulunmayan ve kesin inşaat yasağı bulunan I. derece Doğal Sit Alanı'nda kalmakta olduğu ve bu yönüyle davalı idarenin kamulaştırma yapmasını gerekli kılacak yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu durumda, Orman Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, 2873 sayılı Milli Parklar Kanun'undaki usule göre tabiat parkı ilan edilen alan sınırları içerisinde ve I. Derece Doğal Sit Alanında kalan dava konusu taşınmazın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanun'u hükümleri uygulanmak suretiyle kamulaştırma yapılabilmesi imkanı olmadığından temyize konu kararda bu yönüyle hukuka aykırılık görülmemiştir.

Öte yandan, hukuki el atma davalarına ilişkin uyuşmazlıkların, imar planlarıyla getirilen kamusal kullanım kararı nedeniyle davacıların mülkiyet hakkının özünü etkileyecek nitelikte, kamu yararı ile mülkiyet hakkının sınırlandırılması arasında kurulması gereken adil dengenin bozulduğu ve imar planı bulunan bir alanda uzun bir müddet gerçekleştirilmeyen kamulaştırma işleminden ileri geldiği, uyuşmazlıkta ise imar planı bulunmayan ve Tabiat Parkı sınırları içerisinde I. Derece Doğal Sit Alanında kalan bir taşınmazın söz konusu olduğu bu yönüyle farklı hukuki durumu olduğu görülmektedir.

İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.

Aydın 1. İdare Mahkemesince verilen 22/12/2011 tarihli, E:2010/2289, K:2011/2424 sayılı karar hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın, yukarıda yer verilen açıklama eklenmek suretiyle ONANMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 11/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  


Ekleme Tarihi: 19.1.2017 09:16:16.
Bu karar





Bu Kararla İlgili "Vatandaş Soruyor"daki Sorular



Yorumlar

Adınız Soyadınız:




Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
www.hukukmedeniyeti.org


Okunacaklara Ekle

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.




Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim