Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Bilirkişi raporu - nominal değer - pay senedi - hukuki ilişki - mevduat cüzdanı - istirdat davası - primli hisse senedi - ticaret hukuku - bankalar - bilirkişi heyeti


Özet:



Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de Dairemizin 06.02.2012 tarih ve 2010/9408 Esas, 2012/1372 Karar sayılı ilamında "davalı şirketin yasal defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediği, şirket ortaklığının gerçekten kazanılıp kazanılmadığı, davacının davalı şirkete pay senedi satın almak suretiyle mi yoksa devir suretiyle mi ortak olduğu, yeni pay almak suretiyle ortaklık söz konusu ise davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığı hususlarının tek tek tespit edilmesi" gerektiğine değinilmiştir. Alınan bilirkişi raporunda davacının payları devren aldığı kabul edilmesine rağmen kimden alındığına dair bir tespitte bulunulmamıştır. İbraz edilen bir kısım hisse senetlerinin nama yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda bu hisse senetlerinin türü ve adedi belirtildiği halde ciro ve teslimle devredilip devredilmediği, nama yazılı pay sahipleri ile davacı arasında bir ilişki bulunup bulunulmadığı, pay sahiplerinin sermayede temsil edilip edilmediği yönünde herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş, davacının elindeki hisse senetlerinin hamiline yazılı hisse senedi olduğu kabul edilerek değerlendirme yapılmıştır. ...

Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle sermaye finansmanı ve ticaret hukuku konularında uzman bilirkişilerden oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak, yukarıda belirtilen hususlar değerlendirilmek, BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir....

Fıkra:Tümü-0

T.C.
Yargıtay
11. Hukuk Dairesi


Esas No:2014/15383
Karar No:2015/2041
K. Tarihi:


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 16/01/2014 tarih ve 2012/273-2014/9 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı....'nin "faiz haramdır" sloganı ile halkı kandırarak kâr payı vaadiyle para topladığını, kendisine köklü ve güçlü bir şirket imajı verdiğini, sözde kâr payını garanti ettiğini, toplanan paraların kayıt altına alınmadığını, gizli bankacılık faaliyeti yapıldığını, toplanan paraların yurda bavullarla sokularak davalı şirket tarafından kurulan diğer şirketlerin sermaye artışında kullanıldığını, davalının kurucu ortaklarından ...'ın da müvekkili ile irtibata geçerek %20 kâr payı vaadiyle 87.750 DM aldığını, ortaklık durum belgesinin yönetim kurulu başkanı ... tarafından verildiğini, değerlendirme oranı işletilerek müvekkilinin parasının 97.030 DM'ye ulaştırıldığını, çeşitli aralıklarla 50.080 DM sözde kâr payının müvekkiline ödendiğini, bir kısım sözde hisse senetlerinin müvekkiline teslim edildiğini, TTK'nın 329. maddesi hükmü karşısında sözleşmenin mutlak butlanla sakat olduğunu, davalının amacına ulaşmak için bilerek ve isteyerek gerekli bilgilendirmeleri yapmadığını, müvekkilinin açıkça kandırıldığını ileri sürerek 46.950 DM karşılığı 24.005,15 Euro'nun en yüksek döviz faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunduğunu, ortaklığının pay defterine kaydedildiğini, hisselerin davalı tarafından geri alınamayacağını, ortaklık durum belgesinin yetkili kişilerce imzalanmadığını, davacı tarafından düzenlenmesinin mümkün bulunduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ortaklık durum belgesi ile kimlik adres ve hisse bildirimi formlarının davalılar ya davalı şirketler vekillerince düzenlenip verilmiş olduğuna dair her hangi bir bulguya rastlanılmadığı, davalı şirketlerin .... Noterliği'nce tastikleri yapılan ortaklar pay defteri fotokopilerine göre davacının ... üye kayıt numarası ile....'ye, .... üye numarası ile de ...'ye ortak olduğu, mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 329. ve 405. maddeleri gereğince pay sahiplerinin sermaye olarak koyduklarını geri isteyemeyecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli ortaklık ilişkisi kurulmaması nedeniyle davalı şirketlere ödenen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de Dairemizin 06.02.2012 tarih ve 2010/9408 Esas, 2012/1372 Karar sayılı ilamında "davalı şirketin yasal defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle, ortaklık durumunun ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediği, şirket ortaklığının gerçekten kazanılıp kazanılmadığı, davacının davalı şirkete pay senedi satın almak suretiyle mi yoksa devir suretiyle mi ortak olduğu, yeni pay almak suretiyle ortaklık söz konusu ise davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığı hususlarının tek tek tespit edilmesi" gerektiğine değinilmiştir. Alınan bilirkişi raporunda davacının payları devren aldığı kabul edilmesine rağmen kimden alındığına dair bir tespitte bulunulmamıştır. İbraz edilen bir kısım hisse senetlerinin nama yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda bu hisse senetlerinin türü ve adedi belirtildiği halde ciro ve teslimle devredilip devredilmediği, nama yazılı pay sahipleri ile davacı arasında bir ilişki bulunup bulunulmadığı, pay sahiplerinin sermayede temsil edilip edilmediği yönünde herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş, davacının elindeki hisse senetlerinin hamiline yazılı hisse senedi olduğu kabul edilerek değerlendirme yapılmıştır.
Ayrıca, Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere;Ağır Ceza Mahkemesi ve Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında ise mahkemece zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı verilmiştir. Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ... ve ...'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verildiği görülmüş, ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacaktır. Zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini
bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/155 Esas, 2011/127 Karar sayılı dosyasında davalı şirket yöneticilerinin işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin herhangi bir bilirkişi raporu bulunmadığı belirtilmişse de anılan dosyadaki raporlar mahkemece celbedilip denetlenmediği gibi Ağır Ceza Mahkemesi'ne ibraz edilen raporlar hakkında hiç bir değerlendirme yapılmamıştır.
Yine hükme esas alınan bilirkişi raporunun 4 ila 20'nci sayfaları arasında davalı şirketler hakkında düzenlenen TBMM, SPK, Maliye Bakanlığı ve BDDK raporlarındaki tespitlere yer verilmişse de anılan bu tespitler somut olay açısından değerlendirilmemiş ve somut olaya etkisi üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle sermaye finansmanı ve ticaret hukuku konularında uzman bilirkişilerden oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak, yukarıda belirtilen hususlar değerlendirilmek, BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16/02/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen ilk karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuş, bu bozma ilamına uyulmasından sonra, bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Dosyaya sunulan,...., .... ve....'den oluşan üç kişilik bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 58 sayfalık bilirkişi kurulu raporunda, davacı iddiaları ile Dairemizin bozma ilamında belirtilen hususlar ayrıntılı şekilde incelenmiş sonuç olarak özetle, davacıdan doğrudan para tahsilatı yapıldığına dair kayda rastlanmadığı, ne zaman ortak olduğunun belli olmadığı, dosyaya sunulan Ortaklık Durum Begesinin senet kabul edilemeyeceği, belgede davalı şirkete isnat edilebilecek bir irade beyanı bulunmadığı, bu belge muteber kabul edilse bile, ancak bir ortaklık sözleşmesinin kanıtı olabileceği, davalı şirketin belgeyi kabul etmediği, davalının kabulünün pay defteri kaydı ile halen elinde bulunan hisse senetlerine dayanan ortaklık sıfatı olduğu, şirketi temsile yetkili kişilerin imzasını içermeyen belgenin tahsilat makbuzu olarak nitelendirilemeyeceği, Kimlik Adres ve Bilgi Formu adlı belgenin fotokopiden ibaret olduğu, belgede yer alan imzaların iddia edilen kişilere ait olup olmadığının tespit edilemediği, davacının davalı şirketin kurucu ortakları ve sermaye artırımında sermaye taahhüdünde bulunan ortaklardan olmadığı, doğrudan şirketten hisse senedi iktisap ettiği ispat edilemediği için iktisabının ancak devren olabileceği, Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/155 Esas, 2011/127 Karar sayılı dosyasında, davalı şirket yöneticilerinin işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin herhangi bir bilirkişi kurulu raporunun bulunmadığı, sanıklar hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nce onandığı, ceza dosyası içerisinde hukuk hakiminin değerlendirmesine esas olacak herhangi bir maddi vakıaya rastlanmadığı, izinsiz arz iddiasının ortaklık sıfatının kabulü anlamına geldiği, izinsiz halka arzdan söz edilebilebilmesi için hisse senetlerinin aslen iktisap edilmesi gerektiği, davacının hisse senetlerini aslen iktisap ettiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı, dava konusu hisse senetlerinin izinsiz ihraç edildiği kabul edilse bile 2499 sayılı SPK'nın izinsiz halka arzın sonuçlarını düzenleyen hükümlerinde, izinsiz halka arz edilen sermaye piyasası araçlarının bedellerinin sahiplerine iade edileceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, davacının izinsiz halka arz sonucu hisse senedi iktisap ettiğini ispatlayamadığı, davalı şirketin hisse senetlerini izinsiz halka arz ettiği kabul edilse bile izinsiz olarak halka arz edilmiş hisse senetlerinin bedellerinin talep edilemeyeceği, hisse senetlerinin satımı karşılığında ortaklık vaadiyle toplanan paraların mevduat niteliği taşımadığı, para toplama sonucunda ortaklara kar payı vaadinde bulunulduğu, kâr payının şirkete ortak olmaktan kaynaklanan bir karşılık olduğu, paranın istendiğinde veya belirli bir vadede iade edilmek üzere toplandığı hususunun muteber delillerle ispatlanamadığı, davacının şirkete ödeme yaptığını ispatlayamadığı, dolayısıyla davalı şirket tarafından toplanan paraların mevduat olduğu kabul edilmesi halinde dahi ödeme yaptığını ispatlayamayan davacının durumunda her bir değişiklik olmayacağı, hisse senetlerinin satımı sırasında gerçeğe aykırı beyan ve vaadlerde bulunulmasının hile teşkil edeceği, hile iddiasının kabul edilebilmesi için her şeyden önce davacı tarafça davalı şirketten veya şirketi temsil eden kişilerden hisse senedi satın alındığı hususunun ispatlanması gerektiği, dava dosyası içinde hile olgusunu ispata yeterli delil bulunmadığı, kendisine yüksek kar payı taahhüdünde bulunulduğunu iddia eden kişinin, uzun süre kendisine kâr payı ödenmemesine rağmen ortaklık ilişkisine devam etmesinin ve sonrasında ortaklık ilişkisinin geçersizliğini
ileri sürmesinin MK'nın 2. maddesine aykırı olduğu, uzun süre kendisine verildiği iddia edilen vaatler yerine getirilmemesine rağmen hukuki ilişkiye devam eden kişinin hilenin varlığını uzun süre sonra öğrendiği iddiasında bulunamayacağı, hilenin varlığı ispatlanmış olsa bile bir yıl içinde iptal hakkı kullanılmadığından ortaklık sözleşmesinin hukuken geçerliliğini muhafaza ettiği, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için davalı şirketin malvarlığında bir zenginleşmenin gerçekleştiğinin ispatlanması gerektiği, davacı tarafından doğrudan davalı şirkete para verildiği hususu muteber delillerle ispatlanamadığı, öte yandan sebepsiz zenginleşme çerçevesinde talep edilen alacağın iadeyi isteme hakkını ve yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her halükarda on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu kanaatine vardıklarını beyan etmişlerdir.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/65 Talimat sayılı 27.06.2013 tarihli Keşif Zaptındaki kimlik tespitine göre mahkemece, bilirkişilerden .... olarak seçilmiş Bilirkişi Raporunu .... Ü.Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD, .... Şirketler Hukuku Uzmanı olarak seçilmiş Bilirkişi Raporunu .... Ü.Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD, .... ise .... olarak seçilmiş olup, bilirkişi raporunu .....Sosyal Bilimler MYO Öğretim Görevlisi olarak imzalamıştır
Mahkemece dosya kapsamına göre, Ortaklık Durum Belgesi ve Kimlik-Adres ve Hisse Bilgi Formlarının davacı tarafından düznlendiği, davalılar ya davalı şirketler vekillerince düzenlenip verilmiş olduğuna dair her hangi bir bulguya rastlanılmadığı, davalı şirketlerin...... Noterliği'nce tastikleri yapılan Ortaklar Pay Defteri fotokopilerine göre davacının .... üye kayıt numarası ile....'ye, ... üye numarası ile de ...'ye ortak olduğu, mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 329. ve 405. maddeleri gereğince pay sahiplerinin sermaye olarak koyduklarını geri isteyemeyecekleri bozmadan sonra alınan 58 sayfalık gerekçeli bilirkişi raporunda her yönüyle açıklandığı, bu gerekçelerin mahkemece de kabule şayan görüldüğü, benzer dosyalarda Konya Mahkemelerince verilip kesinleşen ilamlar da göz önünde tutularak ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamına, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince alınan bilirkişi kurulu raporuna göre hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, Dairemizin aksi yönde oluşan sayın çoğunluğunun bozma kararına katılmıyorum.


www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
Ekleme Tarihi: 11.01.2017 22:50:29.
Bu karar

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.


Okunacaklara Ekle





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim