Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Genel Haberler
0 Yorum

Türkiye bunu da gördü: Bir hakim, 'mahkeme başkanı bana baskı yapıyor ' dedi ..





Bir üye hakim, üstelik duruşma salonunda böyle isyan etme noktasına gelmişse, “Vah yargımızın haline” denmez mi?  


15 Temmuz darbe teşebbüsünde Kırklareli ilimizde yaşananlarla ilgili davadan bir kesit sunalım önce.


Her yerde olduğu gibi Kırklareli'nde de soruşturmalar ve gözaltılar başlar. Gözaltına alınanlardan birisi de 55'inci Mekanize Tugayı'nın istihbarat şube müdürü Ş.T.'dir. Bosna-Hersek'teki 6 aylık geçici görevini tamamlayıp, sadece 4 gün önce dönen Ş.T., Tugay Komutanını dahi tanımamaktadır. Ayrıca 15 Temmuz'da Tugay'da yapılan toplantıya da katılmamıştır.


Savcı, Ş.T.'yi serbest bırakır. 


Evine gittiğinde, ilk geçmiş olsun telefonu Harbiye'den devre arkadaşı E.H.'den gelir. Ş.T., “Ben kurtuldum, ama korkma senin ismini vermedim” der. Arkadaşı da, “Ağabey maiyetimi teçhizatlandırdım. Eyleme geçmeye hazırız, seni desteklerim” karşılığını verir.

Her ikisi de bu konuşmadan 2 saat sonra tutuklanır.

Peki güvenlik güçleri o konuşmadan, bu kadar kısa sürede nasıl haberdar olur?

Mahkeme kararına göre, “Bir istihbarat raporu”ndan. Ancak dosyada, telefon dinleme kararı, dinleme tapesi gibi, böyle bir rapor da yoktur.

İddia o ki, görüşme sırasında E.H.'nin yanında bir yarbay vardır. 15 Temmuz gecesi tankları hazırlayan ve çalıştıran tek tabur komutanı olduğu öne sürülen, ancak ilginç bir şekilde darbe davasında sanık değil, tanık yapılan bu yarbayın, o ildeki bir polis müdürü ile arası çok iyidir, hatta “Tarikat kardeşliği” söz konusudur. İşte tahminlere göre, kendisini kurtarmak için bu telefon konuşmasını yetkililere bildiren de odur.   

Devam edelim.

İkinci kez gözaltına alındığında Ş.T.'nin evi ve aracında arama yapılır. Evindeki aramada, Fetullah Gülen'i anlatan bir CD, aracında da elle çizilmiş bir kroki bulunur. Tutuklama kararına göre, CD “örgütsel doküman”, kroki ise Trakya'dan İstanbul'daki darbecileri takviye için intikal edecek askeri birliklerin “intikal krokisi”dir.  

Sonuçta Ş.T. müebbet hapis cezasına çarptırılır,

DARBE ŞAKASI YAPMA SUÇU

Yargılama aşamasında yaşananlara geçelim. 

Ş.T. ve avukatı, telefon konuşmasının “şakalaşmadan” ibaret olduğunu söyler.

Mahkeme'nin mahkumiyet kararında, bu “şaka”yla ilgili şu yorum yapılır:

“Bu tür bir konuşmanın darbe teşebbüsünün yaşandığı, şehitlerin ve gazilerin bulunduğu olayın hemen akabinde gerçekleşmesinin şaka ile izah edilemeyeceği, sanığın, 'ben kurtuldum, senin ismini vermedim' beyanından da darbeye teşebbüsü destekleyici eylemler içinde olduğu konusunda mahkememizde kanaat oluştuğu...”

Ş.T.'nin evinde bulunan ve “örgütsel doküman” denilen Fetullah Gülen CD'sine gelince;

Poliste, savcılıkta ve tutuklama kararını veren Sulh Ceza Hakimliğinde içeriğine hiç bakılmayan CD, ancak mahkeme aşamasında bilirkişiye incelettirilir. CD'de, Gülen'in bir hain, cemaatin de eğitim faaliyetleri ve dinlerarası diyalogla sempati toplamaya çalışan ABD kontrolünde bir istihbarat örgütü olduğunun anlatıldığı görülür. 

“İNTİKAL KROKİSİ”Nİ EŞİ ÇİZMİŞ

Ş.T.'nin aracında bulunan ve İstanbul'daki darbecileri takviye edecek birliklerin “intikal haritası” olduğu belirtilen kroki mi?

Sanık ve avukatı, gerek gözaltında, gerekse mahkemede bunun, tüp bebek tedavisi için sık sık İstanbul'daki bir hastaneye giden Ş.T.'nin eşine ait olduğunu, hastaneye giden yolların kırmızı, diğer yolların siyah renk kalemle çizildiğini, yol güzergâhındaki kavşak ve sapakların ise kağıdın arka yüzüne numaralandırılarak işaretlendiğini, ayrıca bu çizimin hiçbir askeri standarda uymadığını, kağıtta hiçbir askeri birliğin yerinin gösterilmediğini, işaretlenmiş tek noktanın hastane olduğunu, bu krokinin intikal edeceği belirtilen hiçbir askeri birlikte ele geçirilmediğini, darbecilerin WhatsApp grubunda da bu krokiden hiç söz edilmediğini vs. anlatır. Eşin hastane kayıtları sunulur. Nihayetinde kağıt grafoloji uzmanına incelettirilir. İnceleme sonucunda, kağıdın arkasındaki el yazılarının Ş.T.'nin eşinin el ürünü olduğu tespit edilir. 

Sonuç değişmez. Mahkeme kararına göre, kağıdın arka yüzünde yer alan, “Haliç köprüsü geç, Şişli tabeladan önce sola, petrol solda kaldı, Şişli itfaiyesi var, Koçtaş solda” şeklindeki notlar, “kapama noktası”dır. Oysa bu noktaların hiçbiri o gece darbeciler tarafından kapatılmamıştır. 

Dava dosyasının istinaf için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde olduğunu, bu arada Ş.T.'ın Avukatının, yargılamayı yapan hâkim ve savcılar hakkında, “Bağımsız değil, baskı altında karar vermişlerdir” iddiasıyla HSK’ya suç duyurusunda bulunduğunu belirtip, bu örneği gündeme getirmemizin asıl sebebine geçelim.

TUTANAĞA GİREN “BASKI” DİLEKÇESİ

Aynı mahkemede bir darbe davası daha görülüyor. Ana dosyadan ayrılan sanıkların yargılandığı bu dava halen devam ediyor.

Davanın 10 gün önceki celsesinde mahkeme salonunda ilginç bir olay meydana gelir. Olay şudur:

Duruşma başlamak üzereyken üye hakimlerden birisi, Mahkeme Başkanı'nın kendisine baskı yaptığını, tarafsız kalabileceği konusunda endişe duyduğunu söyler. Söylemekle kalmaz, dilekçe yazıp, bunu mahkeme dosyasına sunar ve davadan çekildiğini bildirir. Başkan ve üye hakim arasında tartışma yaşanır. Tartışma sonucunda üye hakim salondan çıkıp, gider.

Başkan, giden üyenin yerine geçici bir üye bulup, duruşmaya devam etmek ister. Ancak avukatlar itiraz eder. İtirazlar üzerine de Başkan, olayı tutanağa geçirip, duruşmayı ileri bir tarihe ertelemek zorunda kalır. 

Şaka gibi değil mi?.. İnanmayanlar olabilir... Olayı bir de mahkeme tutanağından madde madde aktaralım:

“Üye hakim A.S.'in “mahkeme başkanı tarafından şahsına baskı uygulanmakta olup tarafsız kalabileceği konusunda endişe duyduğundan CMK 30. maddesi gereğince davadan çekildiğine” dair dilekçesini sunduğu görüldü. Gereği düşünüldü:

1- Üye hakim A.S.'in sunduğu dilekçe henüz esas hakkındaki savunmalar alınmadığı, müzakere aşamasına geçilmemesine rağmen taraflarca ve taraf vekillerince yanlış anlamalara sebep olabileceğinden dilekçesi konusunda gerekli açıklamalarda bulunması için dosyanın kendisine tevdiine,

2- Üye hakim A.S.'in sunduğu dilekçesi mahkeme başkanını şikayet mahiyetinde görüldüğünden bir örneğinin HSK'ya gönderilmesine...” 

Bu vahim olaydan sonra yukarıda anlattığımız örneği düşünün;

Herkesin aklına en önce, “Acaba o davada da üyelere baskı yapılmış olabilir mi?” sorusu gelmez mi?

Daha önemlisi, bir üye hakim, üstelik duruşma salonunda böyle isyan etme noktasına gelmişse, “Vah yargımızın haline” denmez mi?  

  
23.12.2018 14:39:19
Kaynak: Odatv
https://odatv.com/turkiye-bunu-da-gordu-bir-hakim-mahkeme-baskani-bana-baski-yapiyor-dedi-ve...-23121812.html

Haberin devamını Okumak İçin Tıklayın

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim