Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Genel Haberler
0 Yorum

Banka genel müdürü hakkında tüketicileri dolandırıldığı ve aldatıldığı iddiası-Manevi tazminat





Somut davada; her ne kadar ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince söz konusu açıklama ve haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı ve davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı benimsenmiş ise de; bir kamu bankası olan ve güvenilirliğin esas olduğu bir alanda faaliyet gösteren davacı banka ve kamu görevlisi olan genel müdürü hakkında resim ve ismine de yer verilerek “tüketicilerin dolandırıldığı ve aldatıldığı” şeklinde ifadelere yer verilmesi, yukarıda vurgulanan AİHM içtihatları karşısında, haber metni bir bütün olarak değerlendirildiğinde , ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken kişisel değer yargısı niteliğinde olmayıp davacı bankanın ticari itibar ve güvenilirliğini zedeler nitelikte, eleştiri sınırlarını aşan küçültücü, hakaret içerikli ifadeler olup davacıların kişilik haklarına saldırı mahiyetindedir.
Şu halde; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacılar yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamış ve bu durum kararın bozulmasını gerekmiştir.


4. Hukuk Dairesi         2017/4300 E.  ,  2018/4913 K.


    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

    Davacılar ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... ve diğerleri aleyhine 26/08/2015 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı ... Anonim Şirketi yönünden dava şartı yokulğundan reddine, diğer davalılar yönünden esastan reddine dair verilen 22/12/2016 günlü karara karşı davacı tarafın (davalılardan ..., ... ve ...'a yönelik) istinaf başvuruları üzerine yapılan incelemede; davacının istinaf başvurusunun reddine dair verilen 05/07/2017 günlü ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi kararının Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili (davalı gerçek kişilere yönelik) tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 19/06/2018 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davacılar vekili Avukat... ve Avukat... ile karşı taraf davalılardan ... vekili Avukat ... geldiler. Diğer davalılar adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
    Davacıların temyizi, davalılar ..., ... ve ...'a yönelik olup;
    1-Davacıların davalı ...'e yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
    Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. ilk derece mahkemesince açılan davanın davalı ... Anonim Şirketi yönünden dava şartı yokluğundan reddine, davalı ... yönünden pasif dava ehliyeti yokluğu, diğer davalılar yönünden de esastan reddine dair verilen kararın istinaf incelemesinde; ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Davacılar vekili; Zaman Gazetesi'nin 04/08/2015 tarihli nüshasında yayınlanan ve Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı ...'ın açıklamalarının yer aldığı haberde, tamamen yanlı ve gerçekleri çarpıtır nitelikte ifadelere yer verildiğini, haberde yazılanın aksine kredi başvurularında alınan dosya masraflarının iadesi için tüketiciler tarafından bankaya yapılan başvurular hakkında özel bir birim oluşturulduğunu ve ödemelerin yapıldığını, buna rağmen yayında tam aksi iddialarda bulunulduğunu, kullanılan ifadelerin, davacı bankanın ticari itibarını zedelediği gibi her iki davacının da kişilik haklarına saldırı içerdiğini belirterek, uğranılan zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili isteminde bulunmuştur.
    Davalı ... vekili; davalının Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı olarak görev yaptığını, dava konusu haberde yalnızca davacı banka ve genel müdür yönünden açıklamalar yapılmadığını, tüketicilerin bilinçlendirilmesi açısından bir görevin yerine getirildiğini, haberin ifade özgürlüğü ve eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
    Diğer davalılar vekili; davaya konu haberin somut olgulara dayanılarak hazırlandığını, kişisel veya ticari itibarın hedef alınmadığını, görünür gerçekliğe uygun olduğunu, basın özgürlüğü ve kamunun haber alma hakkı çerçevesinde olayın okuyucuya aktarıldığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
    İlk derece mahkemesince, açılan davanın davalı ... Anonim Şirketi yönünden dava şartı yokluğundan, davalı ... yönünden pasif dava ehliyeti yokluğundan, diğer davalılar yönünden de esastan reddine karar verilmiş; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesinde ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
    5187 sayılı Basın Kanunu'nun 13. maddesinde "Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumludur. Bu hüküm, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur." denilmekle hukuki sorumluluğun esasları düzenlenmiştir.
    Somut davada; davalılardan ... davaya konu yayının yer aldığı gazete künyesinde sorumlu müdür ve yayın sahibi temsilcisi olarak yer almıştır. Davacılar da bu davalı yönünden yayın sahibi temsilcisi olduğu için tazminat talepli dava açıldığını vurgulamışlardır. Şu halde; davalı ...'in yayın sahibi temsilcisi olarak Basın Kanunu 13. maddesi gereği pasif dava ehliyeti vardır, bu nedenle hakkında açılan davanın pasif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
    2-Davacıların davalılar ... ve ...'e yönelik temyiz itirazlarına gelince;
    İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da İç mevzuatımızda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağı sorunudur. AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:
    1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:
    AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20 Ekim 2009).
    2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu: 
    Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, bu özgürlüklerin kullanılması “…demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Açıkça görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Ancak kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Osman Doğru, Atilla Nalbant; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, ... 2013, s. 232).
    3.Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:
    İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğu hatırlatılmalıdır (Lingens/Avusturya, A Serisi no. 103). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no. 216).
    İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir, çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz. 10. maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: 35839/97, 22 Şubat 2005).
    Konunun iç hukukumuzda nasıl yer aldığı konusuna gelince; Anayasa’ya göre, herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir ve her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir ve bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
    Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında bu hürriyetlerin kullanılması, sınırlandırılması düzenlenmiş; millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği ifade edilmiştir. 
    Düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırının aşılması ve kişilik hakkına saldırı seviyesine ulaşması hâlinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddeleri gereğince manevi tazminat istenebilecektir. 
    Somut davada; her ne kadar ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince söz konusu açıklama ve haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı ve davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı benimsenmiş ise de; bir kamu bankası olan ve güvenilirliğin esas olduğu bir alanda faaliyet gösteren davacı banka ve kamu görevlisi olan genel müdürü hakkında resim ve ismine de yer verilerek “tüketicilerin dolandırıldığı ve aldatıldığı” şeklinde ifadelere yer verilmesi, yukarıda vurgulanan AİHM içtihatları karşısında, haber metni bir bütün olarak değerlendirildiğinde , ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken kişisel değer yargısı niteliğinde olmayıp davacı bankanın ticari itibar ve güvenilirliğini zedeler nitelikte, eleştiri sınırlarını aşan küçültücü, hakaret içerikli ifadeler olup davacıların kişilik haklarına saldırı mahiyetindedir.
    Şu halde; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacılar yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamış ve bu durum kararın bozulmasını gerekmiştir.
    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA ve davacılar yararına takdir olunan 1.630,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

      
    22.10.2018 12:00:09

    Yorumlar


    Adınız:





    Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim