Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Davalar-Soruşturmalar-Ceza Hukuku
0 Yorum

Uyap üzerinden yapılan temyiz-Sahtecilik suçu -CGK





Ceza Genel Kurulu         2015/20 E.  ,  2016/214 K.

"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 02.10.2014
Sayısı : 229-381
Temyiz Edenler : Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili
Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanığın beraatına ilişkin, Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.06.2009 gün ve 505-445 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 07.04.2014 gün ve 27436-6602 sayı ile;
“Gerçekte soyadı ‘Sepet’ olduğu halde, suça konu senedin borçlu kısmına soyadını ‘Sepetçi’ olarak yazmak suretiyle, aldığı mal karşılığında katılana verdiği iddiasıyla ‘resmi belgede sahtecilik’ ve ‘dolandırıcılık’ suçlarından açılan kamu davasında, sanığın aşamalarda ısrarla, suça konu senedin ön yüzündeki yazıların kendisi tarafından yazılmadığını savunması karşısında, her ne kadar 21.02.2008 tarihli bilirkişi raporunda; bahsi geçen yazıların sanığın eli ürünü olduğu belirtilmiş ise de, yazı incelemesinde hangi teknik cihazlardan istifade edilerek nasıl bir inceleme yapıldığının açıkça belirtilmediği ve içeriğine göre de, senet metnindeki yazıların sanığa ait olduğu hususunda kesin bir kanaatin oluşmasını sağlamaktan uzak nitelikte olduğu cihetle, öncelikle sanığın suç tarihinden öncesine ait samimi yazılarını ihtiva eden yeterli miktarda evrak asıllarının dosyaya celbedilerek, suça konu senedin ön yüzünde bulunan yazı ve rakamların sanığın eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kez de Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesinden rapor alınması, sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğinin tespitinin hâkime ait olduğu cihetle, suça konu senedin getirtilerek duruşmada incelenip özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulduktan sonra iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, aşamalarda alınmış bir beyanı bulunmayan katılanın, özellikle 'dolandırıcılık' suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti bakımından dinlenmesinde zorunluluk bulunduğundan, teminine çalışılıp ifadesinin alınması, suça konu senedin hangi hukuki ilişki karşılığında alındığının ve sanığa herhangi bir mal teslimi yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa buna ilişkin belgesi bulunup bulunmadığının ve senedin kendisine ne zaman verildiğinin sorulması ve tüm deliller toplandıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesi ise 02.10.2014 gün ve 229-381 sayı ile;
“Bozma eksik inceleme gerekçesine dayanmaktadır ve birinci bozma nedeninde soruşturmada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan raporun yetersiz olduğu, yeniden inceleme yaptırılarak senedin ön yüzündeki yazı ve rakamların sanığın eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi gerektiği, ikinci bozma nedeni ise dolandırıcılık suçu açısından katılanın dinlenilmesi, senet nedeniyle mal teslimi yapılıp yapılmadığı ve senedin hangi aşamada düzenlendiğinin belirlenmesine ilişkindir. 
Eksik incelemeden söz edilebilmesi için yapılacak araştırmada belirlenecek sonuçların işin esasını etkileyebilecek nitelikte olması gerekir. Mahkememizce verilen iki ayrı suça ilişkin beraat kararları her iki suç açısından suç kastının yokluğu ve dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığına ilişkin olduğundan bozmada belirtilen incelemelerin işin esasını etkilemeyeceği kanısına varılmış ve direnme kararı vermek gerekmiştir.
Direnme gerekçelerinin açıklanması öncesinde, mahkememizce katılanın bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması aşamasında yönerge mahkemesinin yönerge evrakı dışına çıkarak katılanı dinlemiş olmasının eylemli uyma olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Mahkememizce bozma sonrasında katılanın dinlenilmesine ilişkin yönerge yazıldığında 'katılana bozma ilamı eklenerek çağrı kâğıdı çıkarılması, yargılamaya katılmaması durumunda zorlama belgesi çıkarılmaksızın yönergenin iadesi, yargılamaya katılması durumunda ise sadece bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması' talep edilmiş olmasına karşın yönerge mahkemesi talep dışına çıkarak bozma ilamı ile ilgili olarak katılanın ifadesini almıştır. Bu işlem mahkememizin açık talebine aykırı olduğundan yönerge mahkemesince yapılan işlemin bozmaya eylemli olarak uyma şeklinde kabulü mümkün değildir. 
Her suç gibi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçları açısından da TCK'nun 21. maddesindeki düzenlemeye göre failin suç kastıyla hareket etmesi bir zorunluluktur. Sahtecilik suçu açısından kastın varlığının kabul edilmesi için Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.04.2005 tarih, E.2004/6-221, K.2005/38, 25.05.2004 tarih, E.2004/6-93, K.2004/126 ve 30.03.1992 tarih, 80-98 sayılı kararlarında belirtildiği gibi failin zarar verme bilinç ve iradesiyle hareket etmesi bir zorunluluktur.
Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavramdır. Kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda failin dış dünyaya yansıyan davranışlarına göre belirlenmesi ve bunun için de Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 09.04.2013 tarih, E.2012/1-940, K.2013/139 sayılı kararında belirtildiği gibi 'kastın var olup olmadığının ve varsa hangi suça ilişkin olduğunun failin olay öncesi, olay sırasındaki ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmesi gerekir.'
Sanık, suça konu senede ilişkin olarak hakkında yapılan icra takibinde eline ulaşan ödeme emrine takip dayanağı olan senedin eklenmemiş olması nedeniyle itiraz etmiş, ayrıca gerçek soyadını da Sepet olarak açıklamış, kendisine sonradan tebliğ edilen ödeme emrine eklenmiş olan suç konusu senetteki borçlunun kendisi olmadığı, imzanın kendisine ait olmadığı konusunda herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Nitekim itirazı değerlendiren Karşıyaka 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2008/54-365 sayılı kararında 'takip borçlusunun senet üzerindeki imzaya itiraz etmediği, borca ödeme nedeniyle itiraz ettiği ve ödemeyi belgeleyici belge sunmadığı' gerekçesiyle itirazı kaldırmış, sanık bu karara yönelik sonradan geri aldığı temyiz dilekçesinde de senet borçlusunun kendisi olmadığı, imzanın kendisine ait olmadığı şeklinde temyiz gerekçesine dayanmamış, takip dayanağı senet ödeme emrine eklenmediğinden icra inkâr tazminatına karar verilmiş olmasının yerinde olmadığını ileri sürmüştür.
Sanığa yapılan icra takibinde adresi değişmiş olmasına karşın usulüne uygun olarak tebligat yapılmış olmasından da anlaşılacağı gibi katılan, sanığı tanımaktadır ve değişen adresini de bilmektedir. Sanık senet borçlusunun kendisi olmadığını ya da imzanın kendisine ait olmadığına ilişkin hiçbir aşamada bir iddia ileri sürmemiş, senetteki imzanın sanığa aidiyeti soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuyla saptanmış olmakla sanığın imzasını değiştirme gayreti içerisinde olmadığı da belirlenmiştir. Bu oluş içerisinde değerlendirme yapıldığında özellikle sanığın olay sonrası davranışları nedeniyle sahtecilik kastı ve zarar verme bilinç ve iradesiyle hareket ettiği kabul edilemeyeceğinden, senetteki yazılar sanığın eli ürünü olsa bile günlük yaşamda kullandığı Sepetçi soyadını senet metnine yazarak suç kastıyla hareket ettiği kabul edilemeyeceğinden sahtecilik suçu açısından bozmaya konu incelemenin yapılması işin esasını etkilemeyeceği gibi,
Taraflar arasında gerçekleşen alacak-borç ilişkisi nedeniyle bir bono düzenlenmiş olması, sanığın herhangi bir hileli hareketinin hiç bir aşamada ileri sürülmemesi, yapılan takipte sanığın borca ya da imzaya itiraz etmemesi nedeniyle dolandırıcılık ön kastıyla hareket ettiğine ve atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğuna ilişkin dosyada herhangi bir kanıt bulunmadığı ve katılanın bu açıdan dinlenilmesinin de dosyaya bir katkı sağlamayacağı, bu nedenle dolandırıcılık suçu açısından gösterilen ikinci eksik inceleme bozma gerekçesinin de yerinde olmadığı" gerekçesiyle direnerek önceki hükmünde olduğu gibi sanığın her iki suçtan beraatına karar vermiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savıcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2014 gün ve 408356 sayılı, katılan vekilinin temyiz istemi yönünden "ret", Cumhuriyet savcısının temyiz talebi yönünden ise “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. 
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, katılan vekilinin direnme kararını süresinde temyiz edip etmediğinin öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Katılan vekilinin direnme kararını süresinde temyiz edip etmediğine ilişkin ön sorunun incelemesinde:
İncelenen dosyada; katılan vekilinin, sanığın ve sanık müdafiinin hazır bulunduğu 02.10.2014 tarihli duruşmada tefhim olunan hükme yönelik katılan vekilince 09.10.2014 günü saat 11.58’de UYAP sistemi üzerinden e-imzalı dilekçeyle temyiz başvurusunda bulunulduğu, evrakın mahkeme hâkiminin iş listesine yine aynı gün saat 12.00’de düştüğü, temyiz başvurusunun mahkeme hâkimince UYAP üzerinde 10.10.2014 tarihinde onaylandığı, fiziki havalenin de aynı tarihi taşıdığı anlaşılmaktadır.
Olağan kanun yollarından sayılan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.
Bunlardan ilki istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "davasız yargılama olmaz" ilkesine uygun olarak temyiz davasının kendiliğinden açılması mümkün olmayıp, bu konuda bir talebin bulunması gereklidir. 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 305. maddesinin birinci fıkrası ile bu kuraldan kısmen uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek temyiz incelemesinin kendiliğinden de yapılabileceği kabul edilmiştir. Ancak onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümler dışında kalan kararlarda, süre ve istek şartına uygun olarak bir temyiz davası açılmamış ise Yargıtay'ca yerel mahkeme hükmünün incelenmesi mümkün değildir. Direnme kararlarının temyizen incelenmesi bakımından da aynı şartlar geçerlidir.
Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart olan süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır. 
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün tefhiminden, tefhim edilmemiş ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi, anılan maddenin üçüncü fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar bakımından bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlayacaktır.
Öte yandan Anayasamızın 141/4. maddesinde; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu belirtilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinde de, davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP), Yüksek Mahkemeler de dâhil olmak üzere bütün yargı organları ile birlikte adli tıp ve icra daireleri arasında bilgi alışverişinin elektronik ortama taşınması, evrakın elektronik ortamda güvenli bir şekilde depolanması, kişilere internet üzerinden hizmet verilmesi, diğer kurumlarla elektronik ortamda hızlı, etkin ve güvenilir bilgi alışverişinin sağlanması ve bu kurumlardan istenilmesi gereken bilgilerin sistem tarafından hazır edilmesi, kısaca adalet hizmetlerinin daha hızlı ve güvenilir bir şekilde yerine getirilmesi amacıyla uygulamaya konulan bir bilişim sistemi projesidir.
Bu doğrultuda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasasının “Elektronik İşlemler” başlıklı 445. maddesinde; “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır” şeklindeki düzenleme ile Ulusal Yargı Ağı Projesinin işlevi ve kullanılacağı alanlar tanımlanmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa, 05.07.2012 gün ve 28344 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 95. maddesi ile eklenen "Elektronik işlemler" başlıklı 38/A maddesinde;
"1) Her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır.
2) Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir.
3) Bu Kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar elektronik ortamda düzenlenebilir, işlenebilir, saklanabilir ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilir.
4) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilir. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmez ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmez.
5) Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge, geçerli kabul edilir.
6) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlarda, mühürleme işlemi ile kanunlarda birden fazla nüshanın düzenlenmesini öngören hükümler uygulanmaz.
7) Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılır ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilir.
8) Elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hallerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından imzalanır ve mühürlenir.
9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter...” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Madde içeriğinden anlaşılacağı üzere UYAP sistemi üzerinden gerçekleştirilen işlemlerin hukuki sonuç doğurabilmesi için geçerli ve güvenli elektronik imza ile imzalanmış olması gerekmektedir. 
Elektronik imza, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup, el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Elektronik imza, el yazısı ile imzanın gerek fonksiyonel gerekse hukuki anlamdaki fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirdiği gibi, gönderilen bilgilerin veya verilerin kesinlikle o kişi tarafından gönderildiğini teyit etmesi, klasik imzadaki gibi taklit edilme olasılığının büyük oranda ortadan kalkması, bir kullanıcı tarafından gönderilen bilgilerin veya verilerin bir başkasının eline geçmesini veya değiştirilmesini engellemesi, gönderilen bilgi ve verilerin içeriğinin gönderici veya alıcı tarafından inkâr edilememesi, gönderimden sonra içeriğinin değiştirilememesi, uyuşmazlık halinde elektronik belgenin bir kopyasının da onay kurumunda olması, gönderilen verilerin tarih açısından damgalanması gibi ıslak imzalı belgeye göre birçok avantaja da sahiptir. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-297)
Bu nedenle UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) sisteminde geçerli ve güvenli elektronik imza ile imzalanmış temyiz başvuru evrakı, sisteme kaydedilmesiyle beraber mahkeme hâkiminin ekranına onay için gönderildiğinden başvuru sahibince belgenin e-imza ile imzalandığı tarih itibariyle temyiz talebinin hâkimin önüne sunulduğu, dolayısıyla temyizin yapıldığı kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Katılan vekilince, 02.10.2014 günü tefhim olunan hükme yönelik bir haftalık yasal süre içinde 09.10.2014 tarihinde UYAP sistemi üzerinden e-imzalı dilekçeyle temyiz başvurusunda bulunulmuş olup temyizin süresinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz isteminin süresinde yapılmadığından bahisle reddine ilişkin tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Yerel mahkemece eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının incelenmesinde;
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan vekilinin alacaklı vekili sıfatıyla 21.01.2006 keşide, 01.11.2006 ödeme tarihli, 2.250 Lira bedelli senedin ödenmediğinden bahisle Karşıyaka İcra Müdürlüğüne takip talebinde bulunması sonucunda sanığa ödeme emri çıkarıldığı, hem ödeme emrinde hem de katılan vekilinin takip talep dilekçesinde borçlunun isminin “...” olarak yazılı olduğu, ödeme emrini tebellüğ eden sanığın ödeme emri ekinde borcun kaynağını oluşturan senedin fotokopisinin bulunmaması ve borçlunun soy isminin Sepetçi olduğu halde kendisine ödeme emri gönderildiği gerekçeleriyle itirazda bulunması üzerine icra takibinin durduğu, katılan vekilinin 28.01.2008 tarihinde icra hukuk mahkemesine itirazın kaldırılması, Cumhuriyet Başsavcılığına ise sanığın dolandırıcılık suçundan cezalandırılması talepleriyle başvuruda bulunduğu, 
Karşıyaka 2. İcra Hukuk Mahkemesince 05.06.2008 gün ve 54-365 sayı ile; borçlu sanığın takip dayanağı senet üzerindeki imzaya itiraz etmediği, sadece borca itiraz ettiği, bu itirazın ise usule uygun olmadığı gerekçesiyle itirazın kaldırılmasına ve icra takibinin devamına, sanığın %40 oranında icra inkar tazminatı ödemesine karar verildiği, sanığın bu hükme ilişkin temyizden vazgeçmesiyle kararın kesinleştiği,
Soruşturma aşamasında adli tıp ve adli belge inceleme uzmanı Dr. Mustafa Dalgıç’tan alınan 21.02.2008 tarihli raporda; senedin ön yüzündeki yazıların ve borçlu adına atılmış imzaların sanığın eli ürünü olduğu, senedin Türk Ticaret Kanununun 668. ve 669. maddelerine göre gerekli unsurları taşıdığı görülmekle iğfal kabiliyetine haiz olduğu hususlarına yer verildiği,
Senette "1829 Sokak No: 68 Karşıyaka/İzmir" şeklinde sanığın adresinin yazılı olduğu, yapılan araştırmada ise sanığın suç tarihi itibariyle "1828 Sokak No:62 Karşıyaka/İzmir" adresine oturduğunun tespit edildiği, 
26.02.2008 tarihli iddianameyle; sanığın Sepet olan soy ismini Sepetçi olarak göstermek suretiyle senet keşide ederek resmi belgede sahtecilik suçunu, bu sahte senet karşılığında katılandan mal almak suretiyle de dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla direnmeye konu kamu davasının açıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...’in ne soruşturma ne de bozmadan önceki kovuşturma safhalarında beyanının alınmadığı, bozma sonrasında zorla getirme müzekkeresi çıkarılmaksızın sadece bozmaya karşı beyanının alınması için talimat müzekkeresi yazılmış ise de zorla getirme kararı verilerek duruşmaya getirtilen katılan talimat mahkemesince alınan beyanında; olay öncesinde sanık ile bir iki defa alışverişlerinin olduğunu, bonoyu düzenlediği tarihten birkaç gün öncesinde sanığa asit sattıklarını, karşılığında bono tanzimi yaptıklarını, sanığın bonoya soyadını Sepetçi olarak yazdığını, senetteki diğer yazıların da sanığa ait olduğunu, sanığın soyadını Sepetçi olarak bildiklerini, senet karşılığında asit sattıklarını, senedi malı sattıkları gün düzenlediklerini, malın teslimine ilişkin teslim belgesi ya da faturanın olmadığını, fakat sanığın hiçbir şey demeden iş yerini terk ettiğini, sanığı bulamadığını ve senedi tahsil edemediğini, şikâyetçi olduğunu belirtmiş,
Sanık ise; Menemen Serbest Bölgesinde asit pazarlamak için katılana üzerinde sadece imzası bulunan boş senedi verdiğini ancak katılanın malı teslim etmediğini, katılandan senedi iade etmesini istediğini fakat katılanın senedin firmada olduğunu ve daha sonra göndereceğini söyleyerek kendisini oyaladığını, sonrasında icra ödeme emrinin geldiğini, senette soyadının Sepetçi şeklinde yazılı olması sebebiyle itiraz ettiğini, senedin üzerindeki borçlu imzası haricindeki diğer yazıların kendi eli ürünü olmadığını, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri sayılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nun 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma olmasına karşın, 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş olup, 765 sayılı Kanunda yer alan desise kavramına 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir. 
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’nun “Resmi belgede sahtecilik” başlıklı 204. maddesi ise; 
“(1)Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3)Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklindedir.
Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiş olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. 
Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin, gerçeği taklit edilerek (sahte olarak düzenlenerek) işlenen suçun sahtecilik olarak nitelendirilebilmesi için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsurudur. Özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça, gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığının ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekir. 
Sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye aittir. Hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. 
Mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama halinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır. 
Nitekim 5271 sayılı CMK’nun 63. maddesinde, hâkimin genel ve hukuki bilgisiyle çözemeyeceği, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurulmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.
Belgede sahtecilik suçlarında sahtecilik olgusunun belirlenmesi özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, bu tür bir incelemenin öncelikle bünyelerinde grafoloji uzmanı bulunduran resmi kurumlar, bu mümkün olmadığı takdirde ise incelemenin grafoloji uzmanlarına yaptırılması gerekmektedir.
El yazıları ve imzalar ilgilisine özgü bir takım özellikler taşıdıklarından, bilirkişi incelemesi ile suça konu belgedeki yazı ve imza sahibinin bulunabilmesi mümkündür. Suça konu belge üzerinde inceleme yapılırken ilgililerin incelemeye esas olmak üzere imza ve yazı örneklerinin alınmasının yanında, ilgililerin örnek yazı ve imzalarının da temin edilmesi gerekmektedir. İlgililerin imza ve yazı yazma sitillerini değiştirme ihtimalleri karşısında, suç tarihinden önceki veya suç tarihine yakın tarihlerdeki imza ve yazı örnekleri getirtilerek inceleme yapılmalıdır.
Öte yandan, ceza yargılamasının amacı, somut gerçeğin ortaya çıkarılması ve araştırılarak hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmesidir. Hüküm kesinleşinceye kadar inceleme imkânı bulunan delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Maddi gerçeğin ortaya çıkartılarak buna uygun bir hüküm kurulabilmesi ve adaletin hatasız düzeyde gerçekleşmesi için, öne sürülen bütün delil ve belgelerin araştırılıp, tartışılması zorunludur. Bu nedenle hangi aşamada sunulursa sunulsun, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumu belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın soy ismini yanlış gösterecek şekilde "Nuri Sepetçi" ismiyle senet düzenleyip katılandan mal aldığının iddia edilmesi karşısında; belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hâkime ait olup, dava konusu senet denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulmak ve incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, hem dolandırıcılık hem de resmi belgede sahtecilik suçu açısından iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması, sanığın resmi kurumlardaki suç tarihinden öncesine ait yazı örneklerinin temini ile suça konu bonodaki yazı ve rakamların sanığın eli ürünü olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınması ve toplanan deliller bütün halinde değerlendirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün eksik araştırmaya dayalı olarak kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2014 gün ve 229-381 sayılı direnme hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 
2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.04.2016 tarihinde yapılan müzakerede hem ön sorun hem de esas yönünden oybirliğiyle karar verildi.
  
12.10.2018 12:56:28

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim