Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Avukatlık-Barolar
0 Yorum

Avukat tüccar değildir





Avukatlığın ve avukatların meslek örgütlenmesini temsil eden barolar ve Türkiye Barolar Birliği'nin anlam ve varlığının, birilerince sorgulamaya tabi tutulduğu şu günlerde, başlıktaki soruyu sormanın tam zamanı olsa gerek. Sahi avukatlık nedir"

Mensupları için gelir ve geçim kapısı aralayan herhangi bir meslek olmaktan mı ibaret, yoksa bundan öte bir anlamı da var mı avukatlığın"

“5 Nisan Avukatlar Günü"nün de çağrıştırmasıyla, şimdi bu sorunun cevabını irdeleyelim.

AVUKATLIK DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR

Bir yönetim şeklinin “demokrasi" olarak nitelendirilebilmesi için kuvvetler ayrılığına dayanması, en azından “yargı bağımsızlığını" sağlamış olması mutlak bir gerekliliktir. Çünkü bir ülkeyi yönetme konumunu elde etmekle, gücü ve kudreti elinde bulunduranların keyfiliğe yönelmelerinin önündeki en önemli ve etkili settir yargı. Keza yargı, sair egemen güç odaklarının baskı ve dayatmaları karşısında da zayıf durumdaki bireylerin (halk genelinin) yegâne dayanağı ve sığınağıdır.

Bu itibarla yargı erki; hukuk devletinin, kişi güvenliği ve esenliğinin en önemli sağlayıcısıdır.

Yargı erki; sav, savunma ve karar olarak adlandırılan üç temel kurucu unsurdan oluşmaktadır. Türkiye özelinde “Sav"ı Cumhuriyet Savcıları, “karar"ı hakimler, “savunma"yı da avukatlar temsil etmektedir. Şayet bu üç unsurdan biri bağımsızlığını yitirir ve hükümet memurluğu mesabesine indirgenecek olursa, artık o yönetim biçimine “demokrasi" demek olsa olsa bir aldatmacadan ibaret olur. Giderek despotik, hatta en katısından diktatoryal bir yapıya dönüşmesi kaçınılmaz olur.

Nitekim son dönemlerde HSK'nın hükümetin belirleyiciliğine bağlanmasıyla birlikte, büyük ölçüde Adalet Bakanlığı'nın inisiyatifine tabi kılınan hakim ve savcıların bağımsız ve tarafsız konumları sorgulanır hale gelmiş; yurttaşların adalet beklentileri karşılık bulma umudunu büyük ölçüde kaybetmeye yüz tutmuştur.

Gelinen noktada, şayet vatandaşa bir parça hukuki güvenlik duygusu yaşatmayı sürdüren avukatların meslek kuruluşları da lağvedilir ve savunma da Adalet Bakanlığına bağlanırsa, demokrasinin “d"sini dile getirmek bile lüks olur.

O halde bireylerin, özgürlük ve hukuki güvenlik duyguları içinde ülke kalkınmasına azami katkı sunmaları; demokrasinin, dolayısıyla yargı bağımsızlığının ve dolayısıyla bağımsız avukatların varlığına bağlı bir sonuçtur.

Bu nedenledir ki Avukatlık Kanunu'nun 1. Maddesinin 2. Fıkrası hükmü; “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder" der.

Avukatların bağımsızlık tutkusunu, ünlü Fransız filozof Moliere (1622-1673) şu veciz ifadelerle tanımlamıştır: “Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hâkime hele ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiç bir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar; fakat efendileri de olmadı."

Avukatlık Bir Kamu Hizmetidir

Avukatlık mesleğinin kamusal niteliği, en başta yürürlükteki 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun daha 1. maddesinin ilk cümlesinde vurguyla belirtilmiştir:

“Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir."

Benzer hüküm (mülga) 1938 tarih ve 3499 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 22. maddesinde de ifade edilmiştir.

“Avukatlık, amme hizmeti mahiyetinde bir meslektir."

Anayasamızın “İdare" başlıklı bölümünde yer alan 135. maddesi uyarınca TBB ve Barolar, “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları"dır.

Avukatlık Kanunun 76. maddesi uyarınca ise “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır."

Bunlara ilaveten daha pek çok mevzuatta, avukatların kamu hizmetleri ile yükümlü olduklarına dair düzenlemeler bulunmaktadır.

Bu durum avukatlara, görevlerini yaparken, herhangi bir esnaf veya tüccar gibi rahat ve keyfi davranma şansı tanımamakta; ağır sorumluluklar yüklemektedir. Örneğin, suç oluşturan bir eylemiyle görevinin gereğine aykırı davranan avukatın, “memur" gibi yargılanmasını ve cezalandırılmasını öngörmektedir.

KUTSAL SAVUNMA HAKKI

Anayasa “Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahiptir" diyor. (md:12.)

Anayasa; kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve korunması, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, yerleşme ve seyahat hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, bilim ve sanat hürriyeti, mülkiyet hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi hak ve hürriyetler “temel hak ve hürriyetler" olarak tanımlıyor.

Bununla yetinmiyor bu hakların korunmasını şu suretle güvence altına alıyor:

“Hak arama hürriyeti" başlığı altında “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." (md.36) “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir" (Md. 40) diyor.

İnsanın insanca yaşamasını ve gelişmesini, bu suretle ülkenin çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini güvence altına alan bu temel hükümler güzel de bir de bunların uygulanması sorunu söz konusudur. İşte bu hakların takibi ve tahakkukunun en önemli güvencesi bağımsız bir yargı ve o mekanizmanın en önemli işleticisi bağımsız avukatların varlığına bağlıdır.

Yoksa bu hakların kağıt üzerindeki şekli varlığı, hiçbir anlam ifade etmez. Bu hak ve özgürlükleri işlevsiz kılacak denetim dışı KHK'lar çıkarma ve bunları anayasal denetimden masun kılma gibi yöntemlerle, şeklen tanımlanan bu hakların özüne dokunulduğuna veya altının boşaltıldığına sıklıkla tanık olmamız bundandır.

İşte yurttaşların bu ve benzeri haklarına sahip çıkması, görevleri adaletli çözümlere ulaşma yolunda “hak savunuculuğu" olan avukatlar marifetiyle mümkün olabilir ancak...

Aksi taktirde hukukun üstünlüğünün yerini üstünlerin hukukunun aldığı, yaygınlaşan adaletsiz uygulamaların toplumsal dokuyu çürüttüğü ilkel toplum yapısına dönüşmek, önlenemez bir son olacaktır.

AVUKATLIK ÖRGÜTLERİ YETKİN VE GÜÇLÜ OLMALI

Yukarıda özetle de olsa demokrasi, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, bireylerin hak ve özgürlükleri ile hukuk güvenliği bakımından avukatların önemini ortaya koymaya çalıştık. Ne var ki bütün bu değerlerin düzey yüksekliği; tıpkı hakimlerde, savcılarda olduğu gibi avukatların da yetkinliği ve yeterliliği ile orantılı gerçekleşecektir. Kısaca yüksek kalitede bir teorik ve pratik eğitim almış, iyi yetişmiş hukukçuların varlığı temel koşuldur. Bu ise kuşkusuz ülke yöneticilerinin, hukuka ve hukukçuya verdikleri değer ile ölçülebilecek bir sonuçtur.

Son yıllarda, fiziksel ve akademik alt yapısı oluşmadığı halde açılan yüze yakın hukuk fakültesinin varlığı; hukuk fakültelerine alınan öğrenci sayısının çokluğu; hukuk fakültesi mezunu herkesin -Dünyada eşine rastlanılamaz bir umursamazlıkla- hiçbir yeterlilik sınavına tabi tutulmadan, adeta otomatikman avukat olabilmesi gibi uygulamalar, hukuk ve hukukçuya hiç ama hiç önem verilmeyişinin vahim bir yansımasıdır.

İki gün önce hakim ve savcılık staj süresinin 2 yıldan 1 yıla düşürülmesi, hukuk alanında kalite standardına yönelik kaygı taşınmadığının göstergesidir.

Oysa ki Atatürk ve Cumhuriyetin kurucu kadroları hukuka ve hukukçuya verdikleri olağanüstü önemle hatırlanmaktadır. Örnek mi istersiniz"

Cumhuriyet'in ilânından kısa bir süre sonra ve henüz 1924 Anayasası kabul edilmeden önce, 3 Nisan 1924 tarihinde 460 sayılı o günkü adlandırılışıyla “Muhamat Kanunu" olan Avukatlık Kanunu çıkarılmış ve avukatlık bir meslek olarak tanımlanmıştır. Bu Kanunda, 1926 Yılında değişiklik yapılmış; kanunun adı “Avukatlık Kanunu" olmuştur.

1938 yılında “Avukatlık Kanunu"nda esaslı değişikliğe gidilmiş; avukatlığın, serbest bir meslek olmasının yanında kamu hizmeti olduğu da belirtilmiştir.

Keza Atatürk, 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesi'nin açılışını yapmış ve açılışta hukukçulara heyecan kaynağı oluşturan şu konuşmayı yapmıştır:

“Cumhuriyetin yaptırımı olacak bu büyük kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir girişimde duymadım ve bunu açığa vurmakla ve belirtmekle hoşnutum."

Ve bir anekdot: Atatürk tarafından “Hukuk Reformu yapmakla" görevlendirilen Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bilindiği üzere “Cumhuriyet Savcısı" unvanının isim babasıdır.

Bir gün Ata'nın huzurunda “Hukuk Reformu" için fikir fırtınası yapılırken, Bozkurt çok tepki alır ve sıkıştırılır:

“Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denilir" Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Bakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da, neden “Cumhuriyet Savcısı" Savcılara neden bu imtiyaz""

Atatürk, Bozkurt'a “Ne diyorsun"" diye sorar.

Bozkurt'un cevabı çok net olur:

“Çünkü öyle zaman olur ki, Cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı'dır."

Nerden nerelere geldik!"..

  
6.4.2018 08:30:24
Kaynak: Aydinlik
https://www.aydinlik.com.tr/avukat-tuccar-degildir-ozgurluk-meydani-nisan-2018

Haberin devamını Okumak İçin Tıklayın

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim