Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
AYM-İnsan Hakları Mahkemesi
0 Yorum

DURUŞMADA CUMHURİYET SAVCISINI ELEŞTİREN AVUKATIN CEZALANDIRILMASININ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL ETTİĞİ





DURUŞMADA CUMHURİYET SAVCISINI ELEŞTİREN AVUKATIN CEZALANDIRILMASININ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL ETTİĞİNE İLİŞKİN KARARIN BASIN DUYURUSU


Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 27.12.2017 tarihinde Keleş Öztürk (B. No: 2014/15001) bireysel başvurusunda Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Avukat olan başvurucu, beş sanığın müdafiliğini yaptığı davanın duruşma tutanağına göre, esas hakkında mütalaasını tamamladıktan sonra Cumhuriyet savcısına "Mütalaaya karşı savunmalarımızı hazırlamamız için süre talep ediyoruz, ancak mütalaayı kabul etmiyorum, Savcı Hukuk Fakültesini yeniden okusun, Hukuk Fakültesini okumadı, ya dosyayı okumadı ya da mahkemenin yaptığı işleri esas almıyor ya da değer biçmiyor, daha önceki tahliye taleplerimizi de tekrar ediyoruz, müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum, [S.Y.nin] beyanının değerlendirilmesi gerekir, kaldı ki [S.Y.] ile ilgili dosyada bu konuda yapılan işlem sorulabilir, mahkeme aşamasında yapılan işlemlerin hiç bir değeri yok ise o zaman bunların yapılmasının ne anlamı kalmaktadır? mahkemede yapılan işlemler nazara alınarak buna göre mahkemece değerlendirme yapılmasının ve karar verilmesini talep ediyorum." şeklinde sözler sarf etmiştir.

Mahkeme, başvurucunun Cumhuriyet savcısına yönelik sözleri nedeniyle görevli memura görevinden dolayı hakaret, terör örgütlerine hedef gösterme ve adil yargılamayı etkileme suçlarından gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunulmasına karar vermiş ve suç duyurusunda bulunulmuştur.

Duruşmanın yapıldığı gün, aynı davada başka sanıkların müdafiliğini yapan bazı avukatlar tarafından tutulan tutanakta başvurucunun "Savcı Hukuk Fakültesini yeniden okusun, Hukuk Fakültesini okumadı." şeklinde bir beyanda bulunmadığı, "…kendisinin İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olduğu, savcı beyin hangi fakülteden mezun olduğunu bilmediği…" şeklinde sözler söylediği belirtilmiştir. Başvurucu da duruşmanın ertesi günü aynı gerekçelerle tutanağa itiraz etmiştir.

Başvurucu hakkında kovuşturma yapılabilmesi için gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenmiştir.

Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun "...Savcı Hukuk Fakültesini yeniden okusun, Hukuk Fakültesini okumadı..." şeklindeki sözleri ile kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakarette bulunduğunun sübuta erdiği kabul edilmiştir. Bu nedenle başvurucunun 304 gün karşılığı adli para cezası (6.080 TL) ile cezalandırılmasına ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Karara yapılan itiraz reddedilmiştir.

Karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 22/7/2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun kapsamında başvurucu müdafileri tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının geri alınması talep edilmiş ve Mahkemece karar geri alınarak duruşma açılmıştır.

Yargılama sonucunda başvurucunun Cumhuriyet savcısının şahsını hedef alan bir kısım sözler söylediği konusunda herhangi bir tereddüt ve çelişki olmadığı, iddia ve savunma arasındaki farklılığın sözlerin içeriği ile ilgili olduğu tespiti yapılmış; Cumhuriyet savcısının hukuk fakültesini okuyup okumadığı hususunun kişilerin yaptığı iş ve eylemler ile değil, kişilerin şahıslarının hedef alınması ile ilgili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anılan gerekçelerle başvurucunun -hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamasının başvurucu ve müdafilerince kabul edilmemesi dikkate alınarak- 304 gün karşılığı adli para cezası (6.080 TL) ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, gerekçeli kararında suça konu sözlerin söylendiği iddia olunan duruşma sırasında ortamın gergin olduğu yönünde bir tespitte de bulunmuştur.

Karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Başvurucunun itiraz yoluna başvurulmasına yönelik talebi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca reddedilmiştir.

Başvurucunu İddiaları

Başvurucu; savunma tanıklarının dinlenmemesi, tutanaklar arasındaki çelişkilerin giderilmemesi, kanun hükümlerinin uygulanmaması ve esaslı iddiaların mahkeme kararlarında karşılanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasındadır. Başvuru ayrıca, duruşma sırasındaki beyanları nedeniyle mahkûmiyetine karar verilmiş olması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Başvuru konusu olayda avukat olan başvurucu, duruşma esnasında Cumhuriyet savcısına yönelik bazı sözleri nedeniyle adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Sözlerin içeriği konusunda bir ihtilaf söz konusudur. Mevcut başvuruda Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin olayın sübutuna ilişkin kabulünü değerlendirmek gereği duymamaktadır. Bu nedenle mevcut başvuruda yalnızca derece mahkemelerinin kabul ettiği şekliyle başvurucunun kullandığı sözlerin ifade özgürlüğü korumasında olup olmadığı değerlendirilecektir.

Başvurucunun cezalandırılmasına neden olan sözler, avukatlık mesleğinin icrası esnasında duruşma anında sarf edilmiştir. Somut olay bakımından savunma avukatlığı yapan başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler demokratik bir toplumda çok istisnai durumlarda gerekli olarak kabul edilebilir. Çünkü silahların eşitliği ilkesi ve yargılamanın adilliğine ilişkin mülahazalar, savların taraflar arasında serbest ve yerine göre hararetli bir biçimde müzakeresini gerektirir.

Başvuru konusu olaydaki sözlerin muhatabı davanın hâkimi değil iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısıdır. Hâkimlere nazaran Cumhuriyet savcılarından kendilerine yönelik eleştiriler karşısında daha hoşgörülü olmaları beklenir. Bu nedenle kovuşturma aşamasında yargılamanın taraflarından biri olan Cumhuriyet savcılarına yapılan eleştiriler hâkimlere yönelik eleştirilere kıyasla ifade özgürlüğü bağlamında daha yüksek bir korumadan yararlanır.

Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından söylenen sözler, ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere duruşma sırasında ortamın gergin olduğu bir anda ve Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı söylenmiştir. Bu tespitler çerçevesinde başvurucunun sözlerinin, kendi bakış açısına göre özensiz olduğunu değerlendirdiği mütalaaya ilişkin olduğu görülmektedir. Cumhuriyet savcısının hukuk fakültesini okuyup okumadığı hususundaki eleştiriler abartılı görülebilirse de bu konudaki eleştirilerin temel amacının Cumhuriyet savcısının mütalaada benimsediği yaklaşımı eleştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu, Cumhuriyet savcısının yargılama aşamasındaki bazı gelişmeleri dikkate almadığı yönündeki tespitlerinden hareketle Cumhuriyet savcısının davayla ilgili tutumuna karşı bir değer yargısı ifade etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesince olgusal bir temele sahip olmaması halinde aşırı olarak değerlendirilebilecek olan Cumhuriyet savcısının hukuk fakültesini okuyup okumadığı hususundaki eleştiriler, avukat tarafından söylenen sözlerin tamamı ve duruşma koşulları gözetilmeksizin değerlendirme konusu yapılmıştır.

Avukatların savunma esnasındaki sözlerinden dolayı cezai takibata maruz kalmalarının müvekkillerinin çıkarlarını hararetle savunma görevi üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği de gözönüne alınmalıdır. Bu kapsamda avukatların mesleklerinin icrası sırasındaki ifade özgürlükleri bağlamında ceza soruşturmalarına -verilen cezalar hafif olsa da- ancak istisnai durumlarda başvurulmalıdır.

Bu sebeplerle Cumhuriyet savcısının başvurucunun duruşma esnasındaki sözlerinden kişisel olarak incindiği kabul edilecek olsa dahi başvuru konusu olay bağlamında başvurucu hakkında ceza soruşturması ve kovuşturması yapılarak cezaya hükmedilmesi suretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli bir müdahale olmadığı kanaatine varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.        (Karara ulaşmak için tıklayınız)
  
10.2.2018 01:08:59

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim