Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Yargı sorunları- Yargı reformu
0 Yorum




Hürriyet gazetesinden kovulan Akif Beki, yeni adresi Karar gazetesinde "Karar'a nasıl geldim" başlıklı ilk yazısında yaşadıklarını anlattı. Kendisinden kalemini satması şeklinde "ahlaksız teklif" in beklendiğini söyleyen Beki "en ufak bir eleştiri kriminalize ediliyorsa...Özgür bir tartışma ortamını savunmak hainleştirilme gerekçesi oluyorsa... İtiraza ihanet, çok sesliliğe de fitne deniyorsa ortada başka bir teklif zaten yoktur. Kabule zorlandığınız tek seçenek, bu tekliftir" dedi. "Kısacası, bugün buradaysam biraz da zorunlu bir seçim, mecburi istikamet de diyebilirsiniz." diyen Beki, "Serbest fikre, hür vicdana hayat hakkı tanımayan bir konjonktürdür Karar'ı var eden" ifadelerini kullandı.

İşte Akif Beki'nin ilk yazısı:

"Bizim mesleğin erbabına yapılacak en ahlaksız teklif, vicdana sadakatsizlik istemektir. Doğru bildiklerine ihanet etmesini beklemektir. Yani gerçeği başkalaştırmasını, gördüğünden farklı bir şeymiş gibi göstermesini talep etmektir. O da kalemini satması demektir.

Gerçeğe gözlerini kapamasını, kulaklarını tıkamasını, resmi görüşlere uymayan fikirlerini kendine saklamasını istemek bile bunun yanında hafif kalır.

Görmezden, duymazdan gelmek hiç değilse pasif aldatmaya girer. Uyuyanları uyandırmaz ama uyanık bilinçleri aldatmacayla, kandırmacayla uyutmaktan bir derece daha masumdur.

Oysa hakikatin başkalaştırılmasına aktif katkı, meslek ahlakına, fikir namusuna taammüden ihanet...

ŞAHISLAR ALINMASIN SÖZÜM ATMOSFERE

Bu ahlaksız teklifin illa bir pazarlık masasında, karşınıza oturan birileri tarafından harfi harfine söze dökülerek yapılması gerekmez.

Vicdana sadakatsizliği reddetmek hıyanet sayılıyorsa, o baskı altında her söz sahibi zaten zorunlu olarak bu teklife muhataptır.

Hatta en ufak bir eleştiri kriminalize ediliyorsa...Özgür bir tartışma ortamını savunmak hainleştirilme gerekçesi oluyorsa... İtiraza ihanet, çok sesliliğe de fitne deniyorsa ortada başka bir teklif zaten yoktur. Kabule zorlandığınız tek seçenek, bu tekliftir.

Ve mecbur tutulduğunuz bu dayatmayı reddetmek, artık mimlenmekle, damgalanmakla başlayan otomatik bedeller üretiyordur. Şucusunuzdur, bucusunuzdur, ya o aklın veya bu aklın uşağısınızdır...

Sonuçta çatlak ya da aykırı ses çıkarıyorsanız, muhakkak düşmanla bir şer ittifakınız, bir dış bağlantınız, bir şeytani planınız vardır.

Düşünce özgürlüğü böyle böyle el konulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez tabii bir hak, meşru bir ferdi eylem olmaktan çıktı, adeta örgütlü suça girdi.

BÜTÜN SUÇ VASATTA

Kendi fikrinize sahip olmanızı kağıt üstünde yasaklamayan ama doğal ve bireysel olmasını fiilen imkansızlaştıran bu durumun kendisidir işte ahlaksız teklifin sahibi.

Kısacası, bugün buradaysam biraz da zorunlu bir seçim, mecburi istikamet de diyebilirsiniz.

Esasen Karar gazetesinin bizzatihi kendisi de benzer bir mecburi seçimin mahsulü. Aşırı özgürlükten şımarmanın eseri değil.

Keyfe keder kurulmadı, can sıkıntısından doğmadı, rahat batmasından vücuda gelmedi.

Serbest fikre, hür vicdana hayat hakkı tanımayan bir konjonktürdür Karar'ı var eden.

Bu gazeteyi kuran kadroyla fikri dayanışma geçmişim, neresinden baksanız çeyrek yüzyıl öncesine dayanır.

Arkadaşlara hep takılırdım, Karar'da bana da bir yer ayırın diye.

Ama içime doğdu, malum oldu, şakaydı gerçek oldu gibi de değil.

Kendi kendini gerçekleştiren bir kehanetin adım adım ilerleyişinden belliydi.

BİR GÜNDE GELMEDİM BURAYA

Çok uzak görüşlü olmam, güçlü sezgiler taşımam filan gerekmedi bu noktaya sürüklenişi görmem için.

Kötü kehanetlerin kendi kendini nasıl gerçekleştirdiğinin tekrarlanıp duran örnekleriyle doludur tarih.

İstenmeyen sondan kaçınmak için yapılan her zorlama, o sona daha hızlı yaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Burası, 28 Şubatları aşıp gelen bir kadronun meslekteki son durağı.

Serbest düşüncenin sığınağı bizim için. Hür fikrin, hür vicdanın kalesi.

Şikayetim var mı peki?

Ne derler bilirsiniz, hamala semeri yük olmaz.”

KARAR YAZARLARI BOMBALADI

Karar gazetesi yazarları da AKP'yi sert sözlerle eleştirdi.

Elif Çakır köşesinde şöyle yazdı:

"Şimdi yine gidiyor AK Parti vatandaşın evine, ofisine. Sokakta gördüğü zaman yine tokalaşıyor. Ancak bir farkla: Dün samimiyetle yapıyordu bugün bu ziyaretler bir formaliteye dönüşmüş durumda.

Dün vatandaşın evine gittiğinde, bir dostunun evine, akrabasının evine, ana baba ocağına gitmiş gibi gidiyordu, bağdaş kurup oturuyordu, sıkılmıyordu, bugün bağdaş kurmakta zorlanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "hasbilikten hesabiliğe savrulduk” sözleri özeleştiri olduğu kadar sorunun tesbiti açısından da önemlidir. Ancak bunun gereği yapılması kaydıyla.

Gereğinin yapılması ise, yine Erdoğan'ın sözleriyle söyleyelim, AK Parti'nin etrafına "ticari olarak” odaklanan "canda olsa” gereğinin yapılmasıdır. AK Parti'nin ticari şirket görüntüsünden kurtarılmasıdır.

Ve AK Parti şu soruya cevap bulmalıdır: AK Parti bugün kimin temsilcisi konumunda ve kimin sesidir?”

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun danışmanı Etyen Mahçupyan ekonomi verilerini değerlendirdikten sonra "Böyle bir ortamda yatırım yapılamaz... Faizler yüksek seviyede olduğu için değil. Ekonominin yapısal olarak tıkanmaya doğru gitmesi, yönetimin bu gidişe engel olamaması, siyasi tercihlerin ise bu gidişi doğrudan desteklemesi nedeniyle. OHAL ve popülizm ekonomiyi 90'lı yıllara geri götürüyor... Buradan büyük bir kriz çıkmaz, ülke batmaz... Ayrıca Türkiye kendi doğal dinamiği ile de zaten yılda yüzde 3-4 büyür... Ama ülkenin potansiyeli ve çok verimli bir dönemi boşa harcanırken, gelecekteki muhtemel ‘yükseliş' de ipotek altına alınmış olur.” diye yazdı.

12 Eylül darbesinin yıldönümünde Mustafa Karaalioğlu ise şöyle yazdı:

"Bugün 37 yılın ardından bütün ana sorunları yeniden ele alalım ve duruma bir bakalım. Ekonomide büyük gelişme kaydettik ama Kürt sorunundan hukuk devleti ilkesi eksikliğine, kamuda şeffaflıktan üniversitelerdeki bilimsel özgürlüğe, Alevilerin haklarından siyasi partiler yasasına hatta trafik keşmekeşinden çarpık kentleşmeye kadar bir dizi büyük sorun hala çözüm bekliyor. Devlet ile dindar kesimlerin ilişkileri büyük ölçüde onarıldı ama yerine bu kez de laik kesimlerin mutsuzluğu sorunu ikame oldu. Yani devletle problemli devasa yeni bir kitle ortaya çıktı...”

Odatv.com

  
12.9.2017 08:34:23
Kaynak: Odatv
http://odatv.com/itiraza-ihanet-cok-seslilige-de-fitne-deniyorsa...-1209171200.html

Haberin devamını Okumak İçin Tıklayın

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim