Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Direnme kararındaki ifadeler nedeniye hakim hakkında HSYK'ya suç duyurusu

5 1
Hukuk Medeniyeti
0 Yorum




Dargeçit Asliye Hukuk Mahkemesi ile Yargıtay 16.Daire arasında kadastro davası dosyasından verilen kararın temyiz incelemesi sırasında dosyayı inceleyen dairenin verdiği bozma kararına karşı direnen yerel mahkeme hakiminin direnme kararında kullandığı ifadeler hukuk genel kurulu kararında  uzun tartışma ve değerlendirmelere neden oldu. Konuyu yasal ve etik kurllar açısından değerlendiren genel kurul  "Eldeki dosyada, yerel mahkemece bir direnme kararının yasal olarak taşıması gereken ve az yukarıda açıklanan hukuksal prosedürün dışına çıkılmış ve dava ile ilgisi bulunmayan eleştirilere yer verilmiştir. Bu durum usul kurallarına uygun olmadığı gibi yapılan eleştiriler ve kullanılan üslup hem davanın tarafları hem de toplum nazarında Yargıtay kararlarına duyulan güven ve saygınlığın sarsılmasına yol açabileceğinden, gereğinin yapılması" için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bildirimde bulunulmasına karar verdi. 


Mahkeme kararlarının içermesi gereken unsurlar gerekçe bölümünün niteliği ve diğer konularda ayrıntılı ifadeler içeren kararda "Türk Adli Yargı Sistemi içerisinde adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merci ve üst mahkeme olan Yargıtay ile Yargıtay tetkik hakimlerinin çalışma ve dosya inceleme yöntemi hakkında tamamen varsayımlardan hareket edilerek yapılan ağır ve uygunsuz değerlendirmelerin yargısal teamül ve geleneklere uygun olmadığı da her türlü açıklamadan uzaktır. Yargı kararlarının taşıması gereken üslubun dışına çıkılmış, hak ve adalet beklentisi içerisinde olan taraflar ve kamuoyu nezdinde Yargıtay'a ve Türk Yargı Sistemine olan güven ve saygınlığın sarsılmasına yol açabilecek ifadeler kullanılmıştır. Oysa ki, bir yargı kararının, o karara nasıl ulaşıldığını gösteren unsuru olan gerekçe, taşıdığı önem nedeniyle özen ve titizlikle yazılmalıdır"  ifadesi dikkat çekti. 


Başka bir ifadeyle, mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında Özel Daire bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşuldur.
Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hakimin gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.


Yargıtay Hukuk genel Kurul kararının ilgili bölümü kararın tümü için : 


Hükmün davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece aynen "...Kanaatimizce bozma ilamı hatalıdır. Öncelikle dosyanın incelenmesi sırasında Orman bilirkişi raporunun son sayfasının eksik olduğu dosya içinde bulunmadığı anlaşılmış, bu eksiklik davacı vekilinden bilirkişi raporunun bir örneği istenerek giderilmiştir. Kuvvetle muhtemeldir ki dosya Yargıtay'da da bu haliyle incelenmiştir ve hatta eksiklik fark edilmemiştir. Yargıtay tetkik hakimlerinin iş yoğunluğu sebebiyle dosyalar detaylı incelenememekte tetkik hakimleri dosyayı kolayca elden çıkarmak için dosyaya baktıklarında hemen bir bozma sebebi bulmaya çalışmaktadırlar. Özellikle usulü bozmaların çok olmasının sebebinin bu olduğu kanaatindeyiz. Bir bozma sebebi bulduğunda, heyete şöyle bir bozma sebebi var diyerek dosyayı elden çıkarmakta böylece işten kurtulmuş olmaktadırlar. Esas açısından da bir bozma sebebi bulmak veya bozulmalı demek kolaylarına gelmektedir. Çünkü heyet dosyayı onamak için tetkik hakimine sorular sormakta, o dosyanın gerçekten onanması gerektiği konusunda tatmin olmak istemektedir. Tabi bu durumda tetkik hakiminin dosyayı en iyi şekilde incelemiş olmasını gerektirmektedir ve bu zor olandır. Ayrıca bazen tetkik hakimi dosyayı en iyi şekilde incelemiş olsa bile sorulan sorulara cevap veremeyebilmekte ve konumu gereği heyete karşı zor durumda kalabilmektedir. Dosyanın bozulması gerektiğine ilişkin bir sebep bulmak ve heyete bunu anlatıp heyette uygun görür ise dosyayı bu şekilde elden çıkarmak daha kolay bir yöntem olmaktadır. Mahkememizce iş bu dosyada verilen kararın bozulmasında da bu düşüncenin izleri olduğu kanaatine varılmıştır. Bu hususun gerekçeli kararda belirtilmesinin yanlış olduğunu düşünülebilir ise de kanaatimizce ortada bir yanlışlık yoktur, hatta çok lüzumlu çok gerekli olduğu için belirtilmiştir. Hukuk oyun oynamak, rol yapmak, uygulama böyle herkes böyle yapıyor demek değildir. Hukuk toplumun aynasıdır. Gerçekler bir kenara bırakılarak rol yapılarak hukuka bir şey katılamaz. Hukuk böyle gelişmez. Mahkememizce bu husun belirtilmesinde amaçlanan tetkik hakimini yada tetkik hakimlerini suçlamak değildir. Zaten dosyada tetkik hakiminin ismi geçmemekte, hangi tetkik hakiminin dosyayı incelediği mahkememizce anlaşılamamaktadır. Yargıtay tetkik hakimliğinin Türk adli yargı teşkilatının ve hakimliğin en zor görevlerinden olduğu da bir gerçektir. Kanaatimizce başlı başına tetkik hakimliği uygulamasının yanlışlığı da izahtan vareste bir durumdur. 
Dosyada eksik bir evrakın fark edilmemesi de herkesin yapabileceği bir hatadır, zira kimse mükemmel değildir. Mahkememizce anlatılmak istenen yukarıda anlatılan düşüncenin adli yargı sisteminin bir gerçeği olduğu, bozma ilamının bundan izler taşıdığı ve bu düşüncenin kanaatimizce hatalı olduğudur. Kanaatimizce Yargının iş yükünün çok fazla olduğu ülkemizde Yargıtay bozucu değil yapıcı olmalıdır.
Dosyanın esastan incelenmesinde davanın tapu iptal ve tescil davası olduğu görülmektedir. Dava konusu taşınmaz Maliye Hazinesi adına tespit görmüş ve kesinleşmiştir. Öncelikle bölgede kadastro çalışmasının sağlıklı yapılmadığı hiç yapılmasa daha iyiydi denilecek bir kadastro çalışması yapıldığı mahkeme hakimince müşahede edilmiştir. Bölgede terör sıkıntısının olması ve başka sebeplerle kadastro çalışması sağlıklı yapılmamıştır. Bu şekilde kadastro çalışması yapılması vatandaşın mağduriyetine sebebiyet vermiştir. Çoğu vatandaş kadastro tespitinden haberdar olmamıştır. Kadastro tespiti bu şekilde kesinleşmiştir. Kadastro çalışması böyle yapılmasına rağmen geçerlilik taşımakta ve vatandaş hatalı yapılan tespite karşı dava açma külfetiyle karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye'de yargılamalar uzun sürmekte ayrıca masraflıda olmaktadır. Vatandaş kendi arazisinin yukarıda anlatılan şekilde yapılmış bir kadastro çalışması sonucu Maliye adına tespit görmesi nedeniyle taşınmazını alabilmek için yıllarca uğraşmak ve masrafa katlanmak zorunda kalmaktadır.
Elbette ki her açılan dava kabul edilecek diye bir durum olamaz. Suiistimale asla müsaade edilmemeli, hakim bunu çok iyi ayıklamalıdır. 
İş bu dosyada tanıklar ve mahalli bilirkişiler köyün boşaltıldığını ittifakla beyan etmelerine rağmen bozma ilamında köyün boşaltıldığına dair resmi belge olmadığından bahsedilmektedir. Köyün boşaltılmadığının resmi belge ile ispat edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Mahkememizce bozma kararına gerekçe olsun diye bu hususun yazıldığı kanaatine varılmıştır. 
Ayrıca taşınmazın içinde kayaların olması taşınmazın kullanılmadığı anlamına gelmez. Bozma ilamında taşınmazın içinde taş bulunması sebebiyle imar ihyasının tamamlanmadığından bahsedilmekte ise de, bu doğru değildir. Tanık ve mahalli bilirkişilerin ittifak halinde dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğunu söylemesi, zirai bilirkişi raporu ve orman bilirkişi raporu ve en önemlisi keşfi yapan hakimin taşınmazın davacıya ait olduğuna kanaat getirmiş olması hususları dikkate alındığında mahkememizce Yargıtay bozma ilamının hatalı olduğu kanaatine varılmıştır. Keşfi yapan tanıkları dinleyen, dosyayı tekemmül ettiren hakim, taraflarla yüz yüzedir olayları tarafların ve tanıkların doğru söyleyip söylemediğini daha iyi analiz edebilir, şüphe oluşturan konu varsa bunu sorarak aydınlatır ve bir kanaate varır. Bu aslında yargılamadaki en önemli sonuçtur.
Dosyanın incelenmesinde Yargıtay'ın gerekçe ve değerlendirmelerine göre mahkememiz kararının dosya kapsamına daha uygun düştüğü ve daha isabetli bir karar olduğu..." gerekçesi ile önceki hükümde direnilmiştir.
Direnme kararı davalı ... temsilcisi tarafından temyize getirilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı tarafça zilyetlikle mülk edinme koşullarının kanıtlanıp kanıtlanamadığı, varılacak sonuca göre dava konusu taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen bölümünün zilyetlikle edinim koşullarının davacı lehine oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 
Hukuk Genel Kurulunda işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, mahkemece direnme hükmüne ilişkin gerekçeli kararda dava konusu ile ilgisi bulunmayan, tamamen Yargıtay ile Yargıtay tetkik hakimlerinin çalışma yöntemlerine ilişkin olarak açıklama ve değerlendirmelere yer verilmiş olmasının usul hükümlerine uygun olup olmadığı, gerekçeli kararda kullanılan üslup ve eleştiriler nedeniyle gereğinin yapılması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bildirimde bulunulmasının gerekip gerekmediği hususu öncelikle görüşülmüştür.
Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 297. maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. 
Bu kapsamda,Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde: 
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
şeklinde düzenleme mevcuttur. 
Buna göre bir mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. 
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru B. Arslan R. Yılmaz E.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472). 
Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. 
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. 
Hukuk Genel Kurulunun 25.09.1991 gün ve 1991/1-355 E., 1991/440 K.; 19.04.2006 gün ve 2006/4-142 E., 2006/229 K.; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981 E., 2007/936 K.; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29 E.,2008/ 4 K.; 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 18.06.2008 gün ve 2008/3-462 E., 2008/432 K.; 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/1-86 E., 2010/108 K.; 28.04.2010 gün ve 2010/11-195 E., 2010/238 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E.,2011/436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K.; 22.02.2017 gün ve 2015/22-846 E., 2017/297 K. sayılı kararlarında da bu hususlar benimsenmiştir.
Nitekim 07.06.1976 gün ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nun 297. maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Bu kapsamda belirtmek gerekir ki, direnme kararları da bir davayı sona erdiren ve temyizi mümkün olan nihai (son) kararlardandır. Bu nedenle, bir davanın taraflarının o dava yönünden, mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş direnme kararının bulunması zorunludur. Zira direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine Yerel Mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur. 
Başka bir ifadeyle, mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında Özel Daire bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, kararın gerekçe bölümünde bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşuldur.
Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hakimin gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Bu genel açıklamalar ışığında belirtmek gerekir ki, yerel mahkemece direnme kararının gerekçe bölümünde Yargıtay ve Yargıtay tetkik hakimlerinin çalışma düzeni hakkında yapılan ve davanın esası ile ilgisi olmayan değerlendirmeler, Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın 297. maddesinde amaçlanan gerekçeye uygun olmayıp, hukukilikten uzaktır.
Türk Adli Yargı Sistemi içerisinde adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merci ve üst mahkeme olan Yargıtay ile Yargıtay tetkik hakimlerinin çalışma ve dosya inceleme yöntemi hakkında tamamen varsayımlardan hareket edilerek yapılan ağır ve uygunsuz değerlendirmelerin yargısal teamül ve geleneklere uygun olmadığı da her türlü açıklamadan uzaktır. Yargı kararlarının taşıması gereken üslubun dışına çıkılmış, hak ve adalet beklentisi içerisinde olan taraflar ve kamuoyu nezdinde Yargıtay'a ve Türk Yargı Sistemine olan güven ve saygınlığın sarsılmasına yol açabilecek ifadeler kullanılmıştır. Oysa ki, bir yargı kararının, o karara nasıl ulaşıldığını gösteren unsuru olan gerekçe, taşıdığı önem nedeniyle özen ve titizlikle yazılmalıdır.
Hakimlerin görevlerini hangi ilke ve esaslara göre yapmaları gerektiği konusunda mevzuatımızda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bu konudaki en önemli uluslararası metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalor Yargı Etiği İlkeleridir. Nitekim, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de Bangalor Yargı Etiği İlkelerinin benimsenmesine karar verilmiş ve bu husus Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nce tüm hakim ve savcılara genelge şeklinde duyurulmuştur. Bu belgede 6 temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanarak, bir hakimin uyması gereken etik değerler özü itibariyle açıklanmıştır. Adı geçen belgede korunan değerler bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılırken, diğer kapsamlı açıklamaların yanında bağımsızlıktan bahsedilirken; “hakim, yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni güçlendirmek amacıyla yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar sergilemeli ve bunları ilerletmelidir" denilmiştir. 
Şu halde; hakimler Anayasa ve yasalarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olan veya olmayan ancak evrensel anlamda onları da bağladığında kuşku bulunmayan etik kurallara uygun olarak yerine getirmelidirler.
Eldeki dosyada, yerel mahkemece bir direnme kararının yasal olarak taşıması gereken ve az yukarıda açıklanan hukuksal prosedürün dışına çıkılmış ve dava ile ilgisi bulunmayan eleştirilere yer verilmiştir. Bu durum usul kurallarına uygun olmadığı gibi yapılan eleştiriler ve kullanılan üslup hem davanın tarafları hem de toplum nazarında Yargıtay kararlarına duyulan güven ve saygınlığın sarsılmasına yol açabileceğinden, gereğinin yapılması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bildirimde bulunulmasına karar verilerek, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

  
17.6.2017 09:44:03

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim