Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Bunu da gördük : Hakim avukatın reddini istedi !

5 1
Hukuk Medeniyeti
1 Yorum




Hakim duruşmada avukatın ayağa kalkmaması nedeniyle duruşmaya devam edemeyeceğinden bahisle duruşmaya son verdi.  İlgili hakim bununla yetinmeyerek avukatın müvekkiline yazı yazılarak HMK  gereğince kendisine yeni bir vekil tayin edebileceği konusunda ihtarat yapılmasına da karar verdi. 

Hukuk usulunde bir ilk olan bu uygulamanın  hukukçular tarafından nasıl yorumlanacağı merakla bekleniyor. 

Av.Mehmet Kaya Facebook grubunda konuyu meslektaşları ile paylaşan avukat meslektaşın  paylaşımı : 

Herkese şimdiden teşekkür ederim :) Fotoğrafta ikinci paragraftaki kararın hukuki hiçbir dayanağı olmadığı açık. Zira dosyada vekalet görevimizi sona erdirecek istifa, azil, iflas, ölüm, tüzel kişiliğin sona ermesi, fiil ehliyetinin kaybı gibi durumların hiçbiri mevcut değil. Buna rağmen hakim müvekkil şirkete yeni bir avukat tutabileceği hususunda ihtarat çıkarmasına karar verdi.

Hiçbir hukuki dayanağı olmayan abesle iştigal bir karar olduğu açık. Tek amaç müvekkil ile aramızdaki güven ilişkisini zedelemek. Hakimin bu eylemi TCK 257/1 tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur mu? Daha önce böyle bir durumla karşılaşan meslektaşlarımız var mı? Tecrübelerini paylaşırlar mı? Teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim...

TCK 257/1: "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."



  
28.5.2017 12:52:58

Yorumlar


Fikret İlkiz Üstadımızdan alıntı : “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye”nin “Fasl-ı Evvel” bölümü madde 1792’ye göre, “Hâkim, hakîm, fehim, müstakim ve emin, mekin, metin olmalıdır.”

Hâkim, “hakîm” olmalıdır. Hâkim olmak, her şeyde üstün ve tedbirli olmaktır. Kendisine hakîm olamayan hâkim, hâkim olamaz. Hâkim, neden ve nasıl hakîm olmalıdır?

Hâkim farklılıklara hakim olur...

Hâkim, “fehim” olmalıdır. Hâkimin anlayışlı ve zeki olanı hâkimdir. Olayları çabuk kavrar. Hâkim, toplumu oluşturan herkesten farklı düşünür. İnsanlara karşı anlayışlıdır. Böylece farklılık yaratabilir. Yorumları bu nedenle toplumun genelinden farklıdır. Hâkim, bu farklılıklara hakîmse hâkim olur. 

Hâkim, “müstakim” olmalıdır. Doğru kişi olarak kabul edilir. Dışarıdan etkilenmemeli ve dış baskılara kapalı olmalıdır. Bu bağımsız olmanın karakteristik sonucudur. Kişisel görüşlerini ve tercihlerini kararlarına yansıtmamalıdır. Hâkim,yansızdır. Yargılanan kişilere ve topluma karşı görünümü dahi yansız olmalıdır. 

Hâkim, “emin” olmalıdır. Korkusuz ve korkmaz kimsedir. İnanan ve kendine güvenen kimse olmalıdır. Çünkü sanıkların adil yargılanma hakkı hakimin emin ve güvenilir olanına emanet edilmiştir. Vatandaşlar, adaleti hâkimden bekler. Kendini ona emanet eder. Hâkimin, emin ve güvenilir olduğunu ve onun adalete hakîm olduğunu bilir. Emanet eden yanılırsa önce yargı çöker. Yargı çökerse herkes altında kalır. Çöken çatının altında kalan hâkimlerde güvenilecek adaleti bulamaz. Dağıtacağı adalete hakîm olamayan hâkimler “emin” değillerse, çatı çöker.

Hâkim kendine hakim olmalıdır

Hâkim, “mekin” olmalıdır. Çünkü, iktidar ve vakar sahibidirler. Hâkim, sakin olmadır. Hiddet buyurmamalıdır. Fevri davranmamalı ve yanlışlığa sürüklenmemelidir. Hâkim sakin ve rahatlığı ile güven yaratır. Yaratmalıdır.

Hâkim “metin” olmalıdır. Bütün bu nitelikleriyle acılara karşı dayanıklıdır. Gücünü yitirmez. Metanetlidir. Hiç şaşkınlık göstermeyeceği için asıl suçlular onun karşısında şaşkınlık gösterir.

Geçen hafta müdafii olarak “bir davanın” görülmesine katıldık…Nelere tanıklık ettik? Mahkumiyete ve gerekçeye…Mahkemenin seyrine…

Hâkim, duruşma sırasında sanıklara, tanıklara, avukatlara, hiç kimseye sesini yükseltmez. Dar alanlı mahkeme salonlarında bağırmaz. Bağırınca, sanki her şey usulüne uygun gibi gözükebilir. Bu görüntü yanıltıcıdır. Sanki sanıklar ve onların müdafileri kesin olarak suçlu mudur? Yüksekten bakınca öyle mi gözüküyor(du)!..Onun için mi yüksek sesle hitap etmeyi tercih ediyorsunuz…Yüksek sesle hitap etmekle, bağırmak arasındaki kıl payı farkla konuşunca dar alanlı mahkeme salonuna hakîm mi olunur? Aslında bu beklenti nafiledir. Çünkü hâkim önce kendine hakîm olmalıdır. 

Çok yüksek sesle hitap etmekle güven yaratılmaz. Tedirginlik yaratılır. Dik dik bakan hâkimlere vatandaşın adalete erişim hakkı emanet edilmez. Yoksa hakîm olmak için mahkemenin dar alanlı salonunda bulunanlara dik dik bakılır diye bir kural mı vardır? Sanki dik dik bakınca ve sanki yüksek sesle hitap edince hâkim mi olunur!…

Yüksek sesle hitap edince insanların boyunlarını bükmesi ve susması mı beklenir? Dik dik bakışlardan çekinmek mi gerekiyordu acaba? Sakin olunuz ve aklınızda tutunuz. Hakim, “mekin” olur. Çünkü yargıladığı insandır. 

Hiçbir duruşmasına katılmadığınız, önceden yüzlerini hiç görmediğiniz sanıklarla ilgili davanın sonunda sanıkların ayrı ayrı “kişilikleri”, “eylemlerinin özellikleri” dikkate alınarak “takdiren” ve “teşdiden” daha çok ceza verirseniz…

Bazen bu durumlar “fehim” olamadığınızı gösterir. Takdir, anlayışlı olmanız gereken kişilere karşı biçtiğiniz değerdir. Teşdid…Cezayı arttırıyorsunuz ve cezanın azami haddinden uzaklaşıyorsunuz. Çok ceza veriyorsunuz ve böylece kararınıza kuvvet vererek bu yolla adaleti sağlamlaştırdığınızı düşünüyorsunuz. Bazen “takdiren” ve “teşdiden” cezayı artırarak mahkumiyet kararı verdiğinizde kantarın topunu kaçırırsanız adaletin dirhemini bulamazsınız. İnsanlar hakim, “fehim” olmak için temayüz etmemiş diye düşünebilir… Türkçesi, anlayışlı olabilme haline yükselememişsiniz demektir. 

Hâkimin müstakim olanları; insanlar arasında milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan ve etnik kökenine bakmadan karar verirler. İnsanlar arasındaki “farklılıkların” ceza artırımı için “takdir” ve “teşdit” nedeni kabul edilmesine ya da böyle gözükmesine mani olmak için başta hakimler olmak üzere; herkesin hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olması gerekir. (Fİ/NZ)

Cevapla

Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim