Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Yargı sorunları- Yargı reformu
0 Yorum

Şişşşşt Yargı! Bir yerine otur, kıpraşma artık!



Hani hepimiz alışığızdır :bir hakimi bir daha görmeyiz. Kah yetki değişikliği nedeniyle kah tayinler nedeniyle sürekli hakim değişir. Açılan davanın tensibini yapan, duruşmalarını icra eden hakim, karar veremeden değişir.

Her yeni gelen hakime derdini yeniden anlatmak  gerekir ve tabi ki de her hakimin de 8-10 ayda bir değişen yetkileri nedeniyle her yeni mahkemedeki her yeni 800-1500 dosyadaki derdi anlaması da. 

Bu kronik göçebelik hali 15 Temmuz ile birlikte mecburen daha da hızlandı.

Göçebelik sadece hakim-savcı yetki ve tayinleri açısından değildir hani; katibi, müdürü, ön bürosuna kadar her şey geçicidir. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki yargı kurumunun kurum olması ortadan kalkmıştır artık. Yargı, göçebe çadırından farksızdır. Köksüzlük, kurum hafızası ve kurum kültürü olmayan bir yapı...

Hakim ve savcıların göçebeliği nedeniyle içtihat ve kararlardaki hukuki görüş değişikliği yani görüş göçebeliğinden bahsetmeye gerek dahi yok!

Hemen yanılgıya düşmeyelim, göçebe olan sadece yargı da değil: adliye, gördüğü bir avukatı bir daha göremez hale geldi. Hangi avukatın hangi tür davalara baktığı, avukatın uzmanlık alanı  belirsizleştiği gibi vekalet çıkacak  bir iş başına düşen avukat sayısı da korkunç oranda artmıştır. Hangi somut uyuşmazlıkta açılan davanın nasıl sonuçlanabileceği, dilekçede nelerin ileri sürülmesi gerektiği.... ve benzeri uzman avukatlık kültürü, avukatlık nüfusu artışına kurban verilmiştir.

Bir de Yasama - Kanunlardaki göçebelik var ki son 12 yılda çıkan kanunların sayısı, tüm devletlerin kanun ihtiyacını karşılamaya yeter! 70 yıllık tüm temel kanunlar değiştirildiği, karşılıksız çekin suç olmaktan çıkarılıp, sonra yeniden suç sayıldığı,ticaret mahkemeleri 3'lü iken önce tek sonra 1,5 hakimli olduğu, CMK tasarısından uzlaşmanın önce çıkartılıp, daha sonra getirildiği, sonra da uzlaşma olmaz uzlaştırma yapalım denilip ultrasının başınmıza musallat edildiği, dolandırıcılığın cezası az artıralım denilirken eski dolandırıcılık suçlarının uzlaşmaya sokulduğu, artık af çıkmayacak denilirken,açık cezaevine ayrılma koşullarının bollaştırıldığı,  bu bolluk da bizi boşaltmadı denetimli serbestlik de olsun denildiği, o da yetmedi denetimli serbestlik koşulların aşama aşama larçlaştırıldı yasama göçebeliği dönemi...

Yasamadaki - Kanunlardaki göçebeliği anlatmakla bitmez...

Ne ise asıl konumuza gelelim "Hişşşşt Yargı!  Bir yerine otur, kıpraşma artık!" demiştik ama niye sadece yargıya seslendik?

Yukarıda tablosunu çizdiğimiz göçebelik kaosunda müdahale edebileceğimiz, sesimizi duyurabileceğimiz en ulaşılabilir yer, yargı da ondan.

Evet Anayasa Mahkemesi bir karar vermiş demiş ki ; basit yargılamada duruşmada gerekçe de açıklanmamış ise kanun yolu süresi gerekçeli kararın tebliğinden başlar. Bunu sadece AYM değil,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da iki ayrı kararında demiş. Bkz :İstinafa başvuru süresinin başlangıcı

Niye böyle demişler : çünkü basit yargılama,hızlı yargılamadır, her şey duruşmada biter. Gerekçe de duruşmada açıklanır. Bu nedenle de kanun yolu süresinin başlangıcı tefhimden itibaren başlar. Zaten HMK 321/2. maddesinde kanun yolu süresinin tefhimden itibaren başlaması için kararın yüze karşı okunmasından bahsetmiş olup,  kısa karardan (hüküm özetinden - hüküm sonucundan) itibaren başlayacağına ilişkin bir düzenleme yapmamıştır. Karardan (hükümden) ne anlaşılması gerektiği da HMK 2977. maddede açık ve seçik bir şekilde anlatılmıştır. 


Yargının göçebelik sorunun yansımalarına ilişkin bir de uzlaştırma sorunumuzdan da örnek vermek isterim.

Uzlaşmanın, uzlaştırma olarak değiştirildiği o büyük reform sonrası uzlaşma düzenlemesindeki  "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresinin çıkarıldı. 

Bu nedenle de artık özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesi icra suçları açısından uzlaşma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmediği görüşü yargıda hızla yayıldı. Bu durum icra ceza yargılamasını tıkamaya başladığı gibi uzlaştırma bürosunun kurulur kurulmaz batak duruma düşürdü ve halkı uzlaştıracağı düşünülen (!) bir kurum, doğmadan öldü.

İyi de içtihat göçebeliğinde varılan yeni menzilimiz olan "İİK 354. maddesininnin,  etkin pişmanlık hükmü olduğu" görüşü doğrumu ki? İşte  yargı bu hususu, zaten 2005 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulu sıfatıyla karara bağlamışt ve demişti ki ; Çek Kanununda (kıyasen İcra Suçlarında)ki düzenleme özel bir uzlaşma usulüdür. Ceza Genel Kurulu şunu demekte İİK 354. madde etkin pişmanlık hükümlerini de içeren özel bir uzlaşma yöntemidir. Eğer bu sonuçta hemfikir isek   uzlaşma düzenlemesindeki  " 'etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile' ibaresinin çıkarılması CMK 253. maddesindeki uzlaştırma prosedürünün uygulanmasına engel değildir" görüşü eksik ve yanlış değil midir? Bknz : İcra suçları ve uzlaşma - uzlaştırma 


Tüm bu göçebeliklerin çarpıcı sonucunu şöyle özetleyebiliriz yargı - hukuk - avukatlar, bir suçun uzlaşmaya tabi olup olmadığını, kanun yolu süresinin tefhimden mi tebliğden mi başladığını etkin bir şekilde karar veremeyecek durumdadır.

Çözüm mü?  Kolay : "Şişşşşt Yargı!  Bir yerine otur, kıpraşma artık!" 

Yani?

Tayini çıkmayan, yetkisi değişmeyen, bir daireden başka daireye geçmeyen hakim ve savcılar;

Mahkemesi değişmeyen, uzmanlaşan personel;

Sayısı sınırlandırılmış avukatlık ve hukuk fakülteleri;

Bürokratların sunduğu her yasa tasarısına el kaldırmayan milletin vekilleri
....


  
25.5.2017 15:02:55

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim