Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

SOSYAL BİLİŞ VE HUKUKUMUZ

1 kişi beğendi


SOSYAL BİLİŞ VE HUKUKUMUZ

Hakim meslektaşlarımızın, hukuk normlarını somutlaştırarak bireye uygulamaları sırasında felsefe, psikoloji ve sosyolojik kavramları da bilmelerini önemli buluyorum. Mahkemelerimizin kararlarında görülen önemli bazı hataların bu şekilde azalabileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda sosyal psikolojide yer alan “Sosyal Biliş” konusunda bir-iki kavramı açıklamak / hatırlatmak istiyorum:

Sosyal biliş, toplumsal durumlara ilişkin bilgilerimizi yorumlama, analiz etme, anımsama ve kullanma şeklimizdir. Herbirimiz bir olay hakkında karar verirken; yanlışa/yanılgıya düşmemek için doğru bilgiye ulaşıp karar vermek isteriz. Keşke bütün kararlarımızı gerekli bilgilere ulaştıktan sonra verebilseydik. Sokrates’in ısrarla vurguladığı gibi “kötülüğün bilgisizlikten gelmesine” engel olmuş olurduk…

Bizler çoğu zaman olay ve durumlar hakkında karar verirken, hızlı olmak ve eldeki bilgilerle yetinmek durumunda kalırız. Bu yüzden insanımız, bir olay veya durumu değerlendirme sırasında “sınıflandırmaya” gitmektedir. Zihnimizde sınıflandırdığımız türü temsil eden tipik eleman/model/ prototipler buluruz. Bu şekilde farkında olmadan oluşturduğumuz “prototipe uygunluk” doğrultusunda yargılamada bulunduğumuz bireyin, bir sosyal grup/örgüt elemanı olarak değerlendiririz. Ancak “her kuşun etinin yenilmeyeceği ” özdeyişi, prototipe uygunluk konusunda yanılabileceğimizi ifade etmektedir.

Evet, çevrede karşılaştığımız her durum için; zaman alıcı ve ayrıntılı problem çözme çabasına girmeden, genellikle zihnimizdeki bilgi deposundan, o olayı yorumlayacak “bilgi kümesini /şemayı” kullanarak açıklamalar yaparız. Şemalar belli kişilikler, toplumsal roller, kendimiz ve kimi objelere ilişkin tutumlarımız olabileceği gibi, gruplara ilişkin “kalıp yargılar” ya da “toplumsal olayların algılanmasına” yönelik de olabilmektedir. Şemaların bilgiyi kullanmamıza, anımsamamıza, bilginin hızlı işlenmesine, otomatik yargıda bulunmamıza, bilgilerdeki boşlukları doldurmamıza ve yorumlamamıza yardımcı durumları vardır. 

Kabul edilmelidir ki bir sınıfın bütün üyelerinin, "o sınıf için varsaydığımız bütün özellikleri göstereceğini düşünmek" mantıklı değildir. Belki de hiç olmayan bir takım özelliklerin, o kişide olduğu inancını taşımamız, “yanıltıcı ilişkilendirmeye” bizi götürebilir. Sözkonusu olan kişilerin temel hak ve özgürlükleri olunca, karar verme süreci, çok daha detaycı, “ince eleyip, sık dokuyan” şeklinde bir davranışı gerektirmektedir.

Bu konuda grup psikolojisinde yer alan “dış gurubun homojenliği yanılgısı” kavramı da önemlidir: Grup içerisindeki insanlar, kendi yaşam deneyimleriyle olaylara farklı bakabilmekte, grupla uyuşmayan farklı davranışlar gösterebilmektedir. Bu farktan dolayı bir “dış grubun varlığı” kavramı önemsenmelidir. “Hepsi birbirinin aynısı ” yaklaşımı ile farkın umursanmadığı, dış grup üyelerinin de gurup içi davranışlara benzeştirildiği halde, "yanlış bilincin bizi yanılsamalara götürmesi" kaçınılmazdır.

Bu sorunu aşmak için zihnin geliştirdiği yöntemler, “can simidi” gibidir: Sorunu basite indirgeyen, zihinsel kısa yolları keşfeder. Kalıpyargılar da bir yönüyle zihinsel kısa yoldur. Kalıplaşmış yargılar/önyargı /genellemeler ve zihinsel kısa yolların bir avantajı, yargıya varılması gereken bir konuda, ilgili olabilecek “pek çok bilgiyi gözardı ederek” hızlı davranmamıza yardım edebilmeleridir. Ancak bu halin farklı bir bakış açısından konumu ise bir “zayıflığa” işaret etmesidir. Çünkü zihinsel kısa yollar, sıkça önyargılı ve yanılgılı sonuçlar çıkarmamızın sebebidir.
Zihinsel kısa yollardan bir başkası da “temsili kısa yoldur”. İnsanların bir toplumsal sınıf üyesi olmasını, o sınıfın prototipine/modeline ne kadar uygun olduğuna bakarak, karar verme eğilimidir. Kalıpyargı ile arasındaki fark şudur: Kalıpyargı, bireyi önce bir toplumsal gruba/örgüte sokar, sonra o gruba atfedilen özellikleri anımsar ve yorumlatır; temsili kısa yol ise bireyin sahip olduğu özelliklere bakarak, onu bir toplumsal grup/örgüt içine dahil eder.

Kanaatimce kalıpyargı, tümdengelimli bir bakışla, indirgemeci olarak daha sorunlu iken; temsili kısa yol, tümevarım yöntemini kullanabilmesi yönünden gerçeğin tespitinde daha avantajlıdır. Herşeye rağmen, sosyal biliş kapasitemizin yetersizliği karşısında, kullandığımız kısa yöntemler, bizi adil olmayan sonuçlara götürebilmektedir.

Toplumda “hüküm verici” kişiler, sosyal etkilerin tesiri altında, eşitleme ve genellemelerden kaçınarak, her bir bireyi farklı özellikleri ile üstünlük ve zayıflıkları ile tanımaya çalışan kişilerden olmak zorundadır. Doğrusu sorun çözme sürecinin fazla vakit istemesinden gelen zamansızlık ile karmaşık sorun çözmedeki yetersizliğimiz, bazen bizi acele/yeterince tartışılmamış/yanılgılı karar vermemize neden olmaktadır.

Tüm bu nedenlerledir ki Hakim meslektaşlarımız, normatif kural hukukunu uygulamaları esnasında, sosyal etki altında genellemelere düşmeden, kalıpyargı gibi zihinsel kısa yollardan uzak durarak, anlamacı/yorumlamacı bir metotla, tez-antitez ve sentez diyalektiği içerisinde, somut olayı mevcut deliller içerisinde tartışarak, parçadan bütüne gitmek suretiyle adalete katkı sunarak hüküm kurmaya çalışmalıdırlar.
Bu itibarla, hukukumuzda sosyal biliş ile hakikate ışık tutan kavramları bilmemiz, adaletimizi yüceltmek adına en büyük dileğimizdir. Saygılarımla.






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim