Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

ADALETİN ŞEFKAT YÜZÜ

1 kişi beğendi


ADALETİN ŞEFKAT YÜZÜ

                                    “Adalet kainatın ruhudur.”

                Ömer Hayyam

Avrupa’da insanlara soruyorlar, “devlet” denince aklınızda ne canlanıyor.  Cevap: Yol, köprü, tren, hastane, okul, park spor alanları vs.. Türkiye’de insanlara soruyorlar “devlet” denince akla ne geliyor. Cevap: Karakol, hapishane, polis, jandarma, mahkeme ve vergiler.  Algıdaki keskinlik düne işaret ediyor.

Demek ki bu toplumda polis devlet algısını henüz zihinlerden atabilmiş değiliz.

Oysaki devletin celal yüzünün yanında şefkat yüzü vardır ve insanlar önce bu şefkat yüzü ile tanışırlar. Bir çocuk Polisi tanımadan önce devletin okulu ile sağlık ocağı ile ve devletin hastanesi ve parkları ile tanışır. Peki nedir bizim zihnimizi esir alan devletin güç ve ceza birimlerine gönderme yapan. Bir yerlerde hata yapıldığı muhakkak.

Gelelim adalete. Adalet denince aklınızca ne canlanıyor? Hapishane, savcı, polis, nezarethane, mahkeme ceza. Vs. Oysaki adalet denince akla güven, huzur, emniyet ve sükunet gelmeli.. adalet deyince akla ödeşmek ve helalleşmek gelmeli. Babayı sadece sert yüzüyle tanıyan çocuk bir an önce o evden kaçmanın planlarını yapar. Oysaki baba hem otoritenin hem sevginin kaynağıdır.

Düşünün! Sokakta yürüyorsunuz, serserinin biri size sataşıyor ve şikayetçi olduğunuz halde adliyeden eli boş dönüyorsunuz. Adalete güveniniz bir anda tuz buz oluyor. Bundan sonra sizi nasıl bir hayat bekler? Sokağa fazla çıkmamaya, insanlarla tartışmamaya ve sorunları görmezden gelmeye başlarsınız. Zira ikinci kez ağrıyan yine sizin başınızdır.  Peki tüm insanlar sizin gibi düşünmeye başlarsa bazı sokaklar tamamen güvensiz ve meydanlar odaklarının ana karargahı haline dönmez mi? Oysa ki aslolan bu ülkenin bütün sokaklarını güvenli yapmak ve hiç kimsenin rahatsızlık duymayacağı bir güven ortamı inşa etmek. Bütün millet bu güvensizliğin görünmez kurbanı adeta. Polisi, savcısı , öğretmeni vs. Toplumda öğretilmiş bir çaresizlik egemen olmuş durumda. Kimse bu tünelin çıkışı hakkında doyurucu bir yorum yapamıyor.

İngiltere’den bir olay

Londra'da High Park'ta akşam saatlerinde tek başına dolaşan bir kadını, adamın biri rahatsız eder ve korkutur. Cinsel saldırı yok, taciz yok, gasp, darp yok. Kadın şikayetçi oluyor. Adam yargılanıyor. Yargılama neticesinde adama 7 sene 7 gün hapis cezası veriliyor. Dava basına yansıyor, gazeteciler hakime soruyor: Sadece bir korkutma için bu ceza çok değil mi ?Hakimin cevabı hukuk tarihine geçecek cinsten. Ben korkutma fiiline 7 gün hapis verdim. Ancak bu korkutma olayı Londra'da yaşayan kadınların yalnız başına parkta dolaşma özgürlüğüne zarar vermiştir. Bundan sonra Londra’nın kızları bu parkta eskisi gibi güvenle dolaşamayacaklar.  İşte bu sebepten de 7 sene hapis cezası verdim diyor. Teraziyi doğru tutarsanız suçlar artmaz aksine azalır.

Sokaklarımızı güvensiz hale getirmek kendi ayağımıza ve kendi geleceğimize kurşun sıkmak demektir. Bu takdirde ülkede suç örgütleri mantar gibi çoğalmaya başlar. İnsanlar haklarını aramaktan vazgeçer ve adalete başvurmak yerine illegal örgütlere başvurmak zorunda kalırlar. Her mafya her olayı çözecek güçte olmadığından mafyalar arası çatışmaya doğru gider ve ülke karanlık bir tünelde yola almaya başlar. Güvensiz bir toplum, içine kapanmış ve sindirilmiş bir toplumdur. İlerlemeyi unutmuş ve tüm enerjisini  olumsuzluklara harcayan bir toplumdur.

Devlete güveni tesis eden kurumların başında adalet gelir. Adalete güvenin yok olduğu ülkelerde devlete güven buhar olmuştur.

Adalet, insanların korkup çekindiği ve uzak kaçtığı yerler olmamalı, şefkat elinin değdiği yerler olmalı. Adalet makamları insanlara karşı ego tatmininin icra edildiği yerler değil yürek sancılarının soğuduğu makamlar olmalı. Adalet, ciğeri yanıkların ve çaresizlerin çarelerine deva buldukları ve huzura kavuştukları yerler olmalı.

İnsanlar adliyeye sadece başlarına bir bela bir haksızlık geldiğinde değil devlete karşı güven tazelemek ve adaleti yakinen tanımak için de gitmeli. Yürüyen davaları izlemeli, hakimlerle sohbet etme imkanı bulmalı. .Ancak bugün yargı bağımsızlığı adına ülkemizde hakimler, toplumdan dışlamış ve yargı mekanizmasına esir olmuş durumdayız. Topluma yabancı, toplumun değerlerin uzak hakimler bu toplumun sorunların ne kadar çare oluyorlar ayrı bir tartışmanın konusu.

Oysaki biz adaleti içtimai hayattan koparıp mahkemelerin soğuk duvarlarına hapsettik. Adaleti sanıkların ve zorbaların şov yaptığı arenalar haline getirdik. Duruşma da bile suçluların mağdurları tehdit etmesine çare bulamayan bir kısır sistemin içinde kayboluyor insanlar.  İnsanlar çaresizliğin tüm renklerine muttali olmanın hezimetini yaşıyorlar ne yazık ki.. Adliyenin önünden geçerken bile tedirgin oluyor insanlar.

Adalet masumların korkup ürktüğü makamlar olmamalı. Adalet suç işleyenlerin haksızlık yapanların korktuğu birimler olmalı. Erdemli insanlar adalet kelimesinden ürküyorsa o ülkede bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Acıkan insanın yemekten korkması nasıl düşünülmez ise adalete susayan gönüllerin adaletten çekinmesi nasıl düşünülebilir. Bir doktora giden hasta nasıl umutla ve güven içinde derdini anlatıyorsa adalete ihtiyacı olan her insan gönül huzuru ile mahkemeye varmalı ve kendini adaletin sıcak ocağında hissetmelidir.  

Güven duyulmayan adaletin topluma verebilecekleri sınırlıdır. Zira bu durum milletin bir birine karşı güvensizliği had safhaya çıkar..

İnsanlar horlanmak ve taciz edilmek değil hallerini anlayacak birilerine ulaşmak ve dertlerine deva bulmak için adliyelere gitmek istiyorlar. Oysaki mağdur kendine yönelen bir suç için mahkemeye müracaat ettiğnde adliyede çile üstün çileye muhatap olabiliyor.  Şikayet ettiğine ve edeceğine pişman olanlar az değildir.  Üstelik bir de sanığın etkili bir ceza almadan adliyeden ayırılmasına ve sanığın manalı bakışlarına tanık olmuşsa müştekinin yaşadığı travma iki katına çıkıyor ve husumeti kangrenleştirmenin bedeli ile tanışmanın şaşkınlığı içinde kahrolup sinesine çekiliyor.

Mahkemeler suçluların korkulu rüyası; mazlumların güven limanı olmak zorunda..

Adaletin en tehlikeli hali, insanların hak aramaktan bile korkar hale gelmesidir. Nitekim korku, tehdit ve şantajla şikayetten vaz geçirilen insan sayısı o ülkenin demokratik gelişimine vurulmuş en büyük darbedir..  

Beyler !

Bu ülkeyi seviyorsanız, adaleti yüceltmek zorundasınız. Bu ülkeyi büyütmek ve lider ülke haline getirmek istiyorsanız adalete güven duyulmasını temin etmek zorundasınız. İnsanlardaki terakkiyatı ortaya çıkarmak ve üstün insanların ortaya çıkmasını istiyorsanız, Adalete güven duyulmasının ilk kriteri sokaktaki hesaplaşmaların yok edilmesidir. İnsanlar sokakta hesaplaşmaya devam ediyorsa adalete güven bir başka bahara kalmış demektir. .

Adalet uğruna bedel ödemeyi göze alanlar için kutsaldır. Adalet sadece müeyyidesi ile değil sıcaklığı ve kucaklayıcı yönü ile devletlerin şah damarıdır.

Necati DAŞTAN

 






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim