Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin


Adalet ve hakikat çarpışırsa






AHLAK VE HAKİKAT ÇATIŞIRSA

“Adaleti bulandıran her eylem ilahi adaleti yer yüzüne çağıran bir davettir.”

Aforizmalar *

Ahlak ve erdeme uygun yaşamak her zaman dünyevi başarı getirir mi? Zira yaşadığınız ülkenin sosyolojik yapısı, erdemi, yaşamsal bir pranga olarak görüyorsa sizin erdeme olan bağlılığınız size sadece hüsran olarak dönecektir ne yazık ki?

Kamil insan odur ki bu kaybı bilerek erdeminden taviz vermeye. Zira kulun hesabı sadece bu dünyaya ait değildir. Zaten hesabını yalnızca bu dünyaya yönelik yapanlar erdemi ve ahlakı anlamakta zorlanırlar.

Sorun şu. Hem galibiyeti sürdürmek hem de  ahlaklı davranmak mümkün mü?

Çözümün tıkandığı yer burası. Yaşadığınız çağ, ahlak erozyonunu kutsallaştırmış bir çağ ise erdemli insanın kaybetmemesi nasıl mümkün olabilir?

Ortadoğuya bakalım,  Filistinliler davalarında ne kadar haklı olursa olsunlar dünyanın erdemsizliği sayesinde kaybediyorlar. İsrail ne kadar haksız olursa olsun dünyanın bu kirlenmişliği sayesinde kazanıyor ve üstün konumunu sürdürüyor.  Zaten dünyanın erdemle sorunu olduğu buradan belli değil mi? Haksızın güçlü, haklının ezik olduğu bir dünya bu… Dünyanın kahir ekseriyeti ise bu zulme konjonktürel olarak sessiz kalmayı kirli bir ilke, çürümüş bir  ahlak anlayışına sığdırabilmenin hüsranını yaşıyor.

 Bu durumda erdem ve ahlakı misyon edinmiş ülkelerin davranış modelleri konumuz alanına giriyor. Türkiye gibi tarihsel konumu ve misyonu nedeniyle her zaman hak ve adaletten yana olmuş ülkelerin sırf adalet ve erdeme uygun davranışları kendi geleceklerini riske atabiliyor ve kendi güvenliklerini zaafa uğratabiliyor.  

 Sonuç alamayacağınız durumlardaki ahlaklı davranışınız  sonraki  daha büyük haklı ve erdemli eylem/kararlarınıza mani olacaksa bu dyrunda nasıl davranmak gerekir. Soru içinde sorular …

Ne yazık ki güç her zaman adil değildir. Daha doğrusu güçlerin pek çoğu haksız ve adaletsiz olarak büyümüştür. Adaletle yükselen güç nadirdir ve bunun tarihte örneği fazla yoktur. İsanoğlu Ahlak ve erdem uğruna güç kaybetmeyi göze alırken ne kazanıp ne kaybettiğine bakar.

Bu üç ilkeye uygun davranan pek çok insan meşruiyeti olmayan yönetimler veya güçler tarafından bedelini ödemeye mahkum edilirler. Pek çok insan muhalefette iken veya güçsüz olduğunda adalet ve erdemden bahsederken gücü elinde aldığında bu ilkeleri yok saymakta ve önceki sözlerini unutturma çabası içine girmekte bir beis görmemişlerdir. Zira artık gücü koruma ve sürdürme refleksi de devreye girmiş ve adalet ve erdeme sıkı sıkıya bağlı olmanın gücü zaafa uğratacağı yanılgısına kapılmıştır.

  Oysa bilmezler ki kısa vadede gücü adaletsizlikle savunmaya çalışmak uzun vadede çok derin hasarlar ve büyük yıkımlara neden olur.  Adaletle ün salmış Hz. Ömer, Nuşirevan, Ömer bin Abdulaziz  gibi liderler tarihe geçmekle kalmamış, ilkeleri oranında güçlerine güç katmışlardır.

Gücün sahibi aynı zamanda haklı da olursa dünyaya barış ve adalet egemen olur. Ancak hayat her zaman böyle romantik bir dünya bahşetmez bize.  Dünya kötülerle iyilerin ezeli savaşına sahne olmuş ve  iyilik ne yazık ki her zaman galip olamamıştır. Bunun en büyük sebebi zorba güçlerin çoğunlukla nötr güçleri de ilkesiclikleri nedeniyle  bir şekilde esir alarak fravunlaşmasıdır.

Bu durumda yapılması gereken önce tüm fertleri adalet ve erdem etrafında konsolide etmek ve uzun soluklu bir yönetim anlayışı ile gücü koruyarak bedeli ne olursa olsun erdemi ve adalet yaymaktır. Bu ilkeyi savunan insanlara omuz vermek onlarla işbirligi yaparak bu davranışların artmasına yardımcı olmaktır. Burada devreye milletlerin entelektüel derinliği girer.

Sizin ahlak ve erdeme olan bağlılığınız her zaman hasmınızın da bu ilkelere sadık kalmasını temin etmez. Erdemli insanın farkı burada yatar zaten. Şeyh Edebali derki.” İyiliğe iyilik her kişinin karı, iyiliğe kötülük şer kişinin karı, Kötülüğe iyilik ise er kişinin karıdır oğul"

 Düşmanınızın böyle bir kaygısı yoktur. Onun  tek felsefesi vardır,  güçlenmek ve kazanmaktır. Lakin bu düşünceye sahip milletler asla büyük medeniyetler kuramazlar. Bugün Amerika’nın kurduğu güce medeniyet denilebilir mi? Medeniyet sadece güç ve  maddeden ibaret midir ki?  Ümranı olmayan medeniyet kayıp bir medeniyettir.  Burası adeta bir zulm ve sömürge düzenidir. Vakti geldiğinde yıkılması an meselesi olacaktır. Zira insanların yüreğinde bu gücün vicdani meşruiyeti yoktu. Amerika sadece kendi çıkarlarını düşünür ve başka ülkelerin menfaatleri kendi çıkarına çarpıncaya kadardır..  Bu durum, insanların  gönlünde gizli bir kin ve öfke birikmesine neden olur.

Kalbini kazanamadığınız bir dünyanın hükümranlığı size saadet getiremez..

Ahlak ve erdemden ödün vermeyen insan sistemin çarpıklığı nedeniyle bedel ödetilip kaybetmeye mahkum edilebilir. Önemli olan bu badirelere rağmen isin içine yeteneklerini de katarak  insanın ilkelerini koruyup koruyamayacağı. Bir de atılan taşın ürkütülen kurbağaya değip değmeyeceği sorunu var.  Siz on kuruşluk bir hak için ilkesel davrandığınızda elinizdeki gücü kaybediyorsanız sizden sonra gelecek milyonlarca hakkı riske atmış olmuyor musunuz?  Peki adalet ve erdem için on kuruşla bir milyonun farkı var mı.? Siz on kuruşu heba ettiğinizde milyonluk hakkı savunacak mecaliniz ve yüreğiniz kalır mı?  Bunlar cevaplanması gereken  sorular..

Necati DAŞTAN

Hukukçu -Yazar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


* Bir Hakimin Gönül Damlaları. Beyazıt yayınları/ Kayseri






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim