Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin


Makamlar hakikati perdeler -necati daştan




MAKAMLAR HAKİKATİ PERDELER


Makamlar insanın görüş alanını daraltır. Makam elden gidince hakikatin perdeleri kalkar, her şey ayan olur..


Makamlar maneviyatça düşük profilli insanları sarhoşluga sevk eder yüksek profilli insanları ise  endişeye. Zira makam demek künhüne vakıf olmadığı, her türlü sorunun  sahiplenmesi demektir. Dicle kenarındaki koyun, makam sahibinin  ihmali yüzünden av oluyorsa  Allah onun hesabını elbette  soracaktır. . Bu yüzden hakikatin esrarını  bilenler pek çok makama talip olmaktan  imtina ederler. 


Zira insan  makam elden gidince öncekinden daha düşük daha kötü bir konuma düşer: Belki en büyük duygu olan erdemini bile kaybetmis olabilir.   Ancak buna  görevde  iken muttali olmak çogunlukla mümkün olmaz.


Nitekim firtina dindiğinde insan, eski dostlarını kaybetmiş hiç hesapta olmayan  pek çok kin, ah ve nefreti celb etmiş duyguları yıpranmış, manen büyük yaralar almış olur. Menfaatine çalıştığı insanlar ise çoğunlukla erdem ve vefa'yı bilmediklerinden çoktan kendi dünyalarını çekilmişlerdir .


En kötüsü bir çok nedenle  yetişemediği mazlumların  çaresizliği ve elemi onu bir ömür esir alir.   Elbetteki makamın hakkını verenler için müjdeler vardır. Lakin bu makamın hakkını verebilmek için ferasetli bir göz, doğru bilgiyi ulaştıran ulaklar ve sorunu en makul  seviyede çözecek bir hikmet, fehim ve sistem  gerekli. Bu vasıflara sahip insanlarin  çoğu zaten bu makama talip olmaktan imtina ederler.



Lakin talip olunmadan insana tevdi edilen makamin hesabı diğerini göre daha kolaydır ve onun  yardımcısı  Allahtır..


Makam sahipleri neden hakikati göremez? Zira makamın müşterisi ve albenisi yüksektir.. Yerli yersiz insanlarin makamın sükunetini aşındırması söz konusu olur. Öyle ki ihtiyacı olmayan nice insanlar makamı perdeleyerek ihtiyacı olanların makama ulaşmasına engel olurlar.   Makam sahibi ise sistemini iyi kuramamıssa sadece kendine intikal eden hadiseleri bilmekten öte yapacağı bir şey yoktur.


Makam, insanın  empati yeteneğini köreltir. Zira insan duygusal olarak  farklı bir kulvara girmis ve manen farklı bir atmosferin esiri olmuştur. Ne  Yaşattığı acıyı hisseder ne de yaşattığı haksızlığı. Çoğunlukla kendi beka ve selametini düşünmekten geri duramaz ve bu duygu onun yükümlü olduğu adaletin insicamını bozar.  . Oysaki adaletin ruhuna ihanet eden insanı bekleyen sürpriz sadece zulümdur.


Adalet, kendini yücelteni yüceltir kendine ihanet edeni süründürür. Er ya da geç  bu hakikati yaşar. Kim bir zalime yardım ederse Allah o zalimi onun başına musallat eder.(hadis) Herkes zulmün karşılığını er ya da geç görecektir.


Makamın köreltemediiği insanlar da var. Hz. Ömer gibi.  Öyleki büyük lider.  sürekli hasırda yatıyordu. Birgün  yabanci bir misafir halifenin bu halini görünce dayanamadı ve sordu. Y a Ömer bir halife hasırda yatar mı?


Hz. Ömer şöyle cevap verdi. Dünyada hasırda yatmayan tek bir insan kalmayıncaya  kadar hasırda yatmaya devam edeceğim.  Makamları kullara hizmet imkanı,  Allahın rahmetini kazanma vesilesi olarak görenler böyle yaşarken, makamları kazanç kapısı ve gemisini kurtarma aracı olarak görenler yaptığı haksızlıkları zamanla keramet gibi görmeye başlarlar. Zira onu yönlendiren şeytandır.  Büyük alim Abdülkadir Geylani hazretlerini bile aldatmaya yektenen şeytan kimleri kandıramaz ki..


İnsanın en büyük yanılgısı kendini hem dünyada hem oturduğu makamda ebedi görmesidir. Gõrevi bitince dövülerek gönderilen vali hikayesi insanoğlunun gafletinin en bariz delilidir.


Niçin? Çünkü insan çoğunlukla  arınmayı bilmeden makama  oturur… Kendi nefsini terbiye etmeden makama oturmak kaldıramayacağı yükü sahiplenmek demektir. Kendi hesabını veremeyen insan milletin hesabını nasıl verebilir.  Hz. Ömere diyorlar ki Senin oğlunu halife yapacağız. Büyük insan şöyle cevap veriyor: Bir evden bir kurban yeter.Makama bu gözle bakanlar makamın ağırlığının farkında olanlardır .


 Makamlar bazen  insanın felaketini hazırlar  da insan bunu fark edemez. Bu yüzde atalarimiz görev istenmez verilir demişlerdir.  


Kişinin hakkını veremeyeceği bir vazîfeyi hırsla talep etmesinin fecî bir âhiret felâketi olduğu, yine bir hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyrulmaktadır:


“Siz memuriyet alma husûsunda pek istekli davranacaksınız. Hâlbuki (elde etmek için) çırpındığınız o vazîfe, kıyâmet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhârî, Ahkâm 7. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 39, Kudât 5)


Rasûlullâh (sav) Abdurrahmân bin Semüre (ra )ye şu tavsiyede bulunmuştur:


“Ey Abdurrahmân! Emîrliğe tâlip olma! Eğer senin talebin üzerine sana emîrlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen tâlibi olmadan sana emîrlik verilirse, o işte yardım görürsün.” (Buhârî, Eymân, 1; Müslim, İmâret, 19)


Sonuç olarak kader insana bir imtihan hakkı verir ve ne yazik ki insan onu kaybeder. Çoğunlukla da aynı makama tekrar dönüş imkanı  olmadığı için hatalarını telafi edemez. Üzerine aldığı yükü atacak bir imkan da bulamaz. Kadere teslim olmaktan baska yapacak birşey yoktur. Nefsini yeterince terbiye etmemiş bir insanın bulunduğu makamı kaybetme korkusu o insana büyük hatalar yaptirabilir. Çünkü insan makamın uyuşturucu hazzıni almaya başlamıştır ve onu kaybetme korkusu ölüm korkusuna bedeldir.


Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki bir makama gelirken veya bir makamda otururken erdemini koruyamayan ve ilkelerini koyamayan insan başkalarının ilkesizliğinin kurbanı olmaktan ve ebedi hayatını riske atmaktan kurtulamaz.


 Necati Daştan






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim