Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin


Merhametsiz adalet olur mu?



MERHAMETSİZ ADALET OLUR MU?

Üstad Necip Fazıl’ın Reis bey romanında şöyle bir diyalog geçer..

Anne katili olmakla yargılanan ve idama mahkum edilen genç Reis beye seslenir:
“Etmeyin Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz...

Siz merhametten, acıma duygusundan, yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız.. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.. Reis Bey! Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim, Allah sizi de arındırsın...”

Gencin idam edildikten sonra masum olduğu anlaşılınca vicdan azabına yenik düşen Ağır ceza Başkanı meslekten istifa eder ve daha sonra bir iftiraya kurban giderek yargılanır. Bu yargılanma esnasında mahkeme heyetine seslenir..

“Merhamet Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir... Baş aşağı bir cemiyeti,baş yukarı edecek bir kudret. Acımasızca idama götürdüğüm çocuk; bana "Buz çölünde yol alıyorsunuz." demişti. Hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! Aldığımız nefesler bile, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor, el donduruyor! Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz! Olur mu hiç? Sen kaplanı yetiştir, besle, sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana, merhamet!

Ben diyorum ki her fert baş ucuna; "Suçlu benim, herkes suçsuz!" levhasını asmalıdır. Ben diyorum ki yegâne kurtuluşumuz herkesin herkesi affetmesindedir. Daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. Ama görüyorum ki anlatamıyorum... Hissediyorum ama anlatamıyorum! Çocuk, "Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz..." dedi. Ağladıkça anlıyorum... Ağladıkça anlıyorum... Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim. hem de öylesine kaybettim ki; Amerika'da bir cinayet işlense de, Dünya çapında bir ses sorsa; "Katil kim?", "Benim!" diye haykırabilirim! Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda…”

Merhamet, Sözlükte “acımak, şefkat göstermek” anlamındadır.

Gazzâlî bir kimsenin gerçek anlamda merhametli sayılabilmesi, dolayısıyla acıma duygusunun ahlâkî bir değer taşıması için onun acıdığı kişinin ihtiyacını gücü ölçüsünde karşılaması, bunu da hür iradesiyle yapması gerektiğine bağlar.(el-Maķśadü’l-esnâ, s. 38).

Merhamet insanlar arasındaki duygu birliğinin, dayanışma ve paylaşmanın başta gelen faktörlerinden sayılmaktadır. Evlât sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-i rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara, sakatlara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme gibi erdemlerin merhamet duygusunun yansımaları olduğu kabul edilmektedir.

MERHAMET EĞİTİMLE ÖĞRENİLİR Mİ?

Merhamet Vehbi midir yoksa kesbi mi? Bir başka ifade ile merhamet insana doğuştan mı verilir yoksa sonradan kazanılabilir mi?

Her insan merhamet üzere doğar. Elbette kiminde fazla kiminde eksik olabilir. Ancak her insanda fıtraten merhamet vardır Zira onu Rahmet sahibi olan Allah yaratmış ve merhamet abidesi olan bir anne emzirmiş ve büyütmüştür.

Bu yüzden merhamet insanın fıtratında vardır. Lakin etraf, çevre yetişme koşulları yaşanan olaylar anne ve baba sevgisi ve yoksunluğu sevgi ve merhametin öğretilmesi gibi nedenlerle merhamet irtifa kazanabilir ve hassas bir hale gelebilir. Bunun tersi de mümkündür. İnsan azılı bir katil olup suç makinasına dönüşebilir. Alimler der ki kalbi katılaşan, yetimlerin başını okşasın kalbinin yumuşadığını görecektir. Elbette bunda çok çeşitli hikmetler vardır Acı çeken insanları gördükçe insan onlara empati kurar ve onların acılarını anlamaya çalışır. Lakin hayatı fīldişi kuleden yaşayan insan ne acıyı bilir ne merhameti varsa yoksa dünya onun içindir ve her şey ona amade kılınmıştır.

Hasırda yatan Hz. Ömer’e soruyorlar . Ya Ömer bir halife hasırda yatar mı. Diyor ki dünyada hasırda yatmayan tek bir insan kalmadığı güne kadar hasırda yatmaya devam edeceğim. Bu Ömer ki cahiliyye devrinde  kendi kızını toprağa diri diri gömen bir insan. O toprağa gömerken belki merhameti bilmiyordu. Belki merhamet onda başka anlamlar kazanmıştı. Onu bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var. imanın İnsana bakış açısını değiştiren bir devrim yaşattığı ve Ömer’in imana ermesidir. 

Bir mürekkep gibidir iman bir bardak suyun rengini bir damla mürekkep değiştirmeye yetiyor. Oysaki bir bardak su binlerce damladan oluşur. Bir dokunuşla bir devrin bir sahnenin bir iklimin açılışı gibidir iman..

İnsanlara merhameti öğretmeliyiz adalet için. Merhameti öğrenemeyen insana adalet öğretilebilir mi?. İnsanlık bugün adaleti kendi ihtiraslarına olta yapan bir şebekeye dönmüş durumda ..Herkes aristokrat ve hiç kimse kimse için fedakarlık yapmak istemiyor.

Merhamet duygusu olmasaydı çocukların bakımı annelere ağır gelmez miydi? Hangi insan bir gecede onlarca kez uykusunun bölünmesinden müşteki olmaz. Bu rahatsızlığı yok eden duygudur merhamet.
İslam ahlakçılarının Eflatun’dan etkilenerek benimsedikleri görüşe göre insan nefsinin üç gücü vardır: Bunlar:
1- Düşünme veya bilgi gücü
2-Öfke/direniş gücü
3-Şehvet/istek gücü

Bunlardan üç fazilet doğar; sırasıyla hikmet, şecaat ve iffet. Adalet ise bu üç faziletin gerçekleşmesiyle kazanılan ve hepsini içine alan dördüncü temel fazilettir. İslam ahlak literatüründe, ilk üç faziletten her biri zaman zaman farklı terimlerle ifade edildiği halde, dördüncü fazilet daima adalet olarak isimlendirilmiştir

Merhamet/insaf adalet ilişkisi

İnsaf; sözlükte “hakkı teslim etme esasına dayanan ılımlı davranış, vicdana uygun hareket demektir.” İnsaflı olmak âdil olmaktır, hakka hukuka riayettir, haklara saygıdır, şefkat ve merhametin özüdür.

İnsaf ve merhameti olmayan kimsede ne hak anlayışı, ne acıma, ne de emeğe saygı vardır. Emeğe saygısı olmayanın da adaletten nasibi yoktur. İnsaflı ve merhametli olmak ile âdil olmak ve ahlak arasında sağlam bağlar vardır. Her biri diğerini besler, destekler ve büyütür.

Merhamet, sıradan bir acıma duygusu değil, aksine bu acımanın gereğini yapmak yani diğerinin ihtiyacını bilip onu karşılamak, ona elinden geldiği kadar iyilik etmektir.

Yaratılmışların hepsine sevgi ve şefkatle yaklaşma, onlara iyilikte bulunma, onları koruma ve kurtarma, onlara zor durumlarda yardım etme, bağışta bulunma, haklarını verme, gerektiği zaman affetme gibi bütün güzel davranışlar merhamet duygusundan kaynaklanır.

Bütün haksızlıkların, bütün adaletsizliklerin, bütün zulümlerin kaynağı merhametsizliktir.
Hz. Peygamber, merhametin önemini şu sözleriyle haber veriyor:

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”(Müslim, Fedail/15, no: 2319).

(Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin! 1- Cahiller arasında kalan âlime, 2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine, 3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybedene.) [Tirmizi]

Bir kimse, Peygamber efendimizin, torunları Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin’i öptüğünü görünce (Benim on tane çocuğum var. Hiç birini öpmedim) der. Peygamber efendimiz, (Merhametli olmayan merhamet göremez) buyurur. (Buhari)

Fâhişe  bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu." [Müslim, Tövbe 155, (224

Bir kadın, eve hapsedip yiyecek vermediği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. " [Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242)]

Toplumu yeniden inşa etmenin yolu merhameti ve bu paralelde adalet duygusunu yaygınlaştırmak ve insanı yüceltmekten geçer.. İnsanı yüceltmeyen hiçbir devlet ve hiçbir medeniyyet ilerleyemez.

Necati Daştan 






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim