Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin


Hakikat ve adalet




HAKİKAT VE ADALET


"Gece hırsızın, ışık hakikatin dostudur."


Shakespeare


Bir hukuk insanı, adalet kimliğini bir "izm"in veya bir duygunun ardına bırakmışsa adalet onun için bir araç, menfaat toplarına dokunan bir ıstaka haline gelmiştir. Kesin ve mutlak olan bir şey var. Adaleti yücelten milletler tarihte yücelmiş adaleti iğdiş edenler heder olmuşlardır. Tarih hepsinin şahididir.


Hakikat önümüze konan makyajlanmış, ambalajlanmış veya manipüle edilmiş bilgiler midir? Yoksa henüz bilmediklerimiz mi?


Hakikati görmek için tüm ön yargılardan,alışkanlıklardan duygusal yakınlıklardan sıyrılmış nötr hale gelmiş şuur ve analitik düşünce yeteneğini kaybetmemiş duru bir akla ihtiyaç var.


Bu ülke hiç bir zaman tam manasıyla şeffaf ve adil olmadı. Bu yüzden gerçeklere ulaşmak da kolay olmadı...Korkular nedeniyle insanların önüne sürekli bir maske takma zarureti kondu. Zira bu ülkede dürüstlük bedel ödemeyi, sahtekarlık ise kazanç/menfaat sağlamayı gerektiriyordu. İnsanlar ideolojik yandaşlarını kamuoyu önünde eleştirmediler düşmanlarına koz vermemek için. Bu bir nebze anlaşılabilir bir şey ancak bu körlük öyle bir hal aldı ki bu durum kapalı kapılar ardında da sürmeye devam etti. Yahut yapılan eleştirler dikkate alınmadı. Zira müeyyideye tabi tutulmadı.. Haliyle yanlışlar keramet gibi görülmeye başlandı. Oysaki eleştiri başarıya giden yolun deniz fenerleridir. Eleştiri olmazsa nereye savrulduğunuzu göremezsiniz. Size ayna tutacak dost eleştirmenleriniz yoksa siz hata yapmaya ve körelmeye mahkumsunuz demektir.


Liyakat her yönüyle sorunlu. Tercihle gelenler tercihle gider oldular. Oysaki bilek gücüyle gelenler ancak daha güçlü bileği olanlar gelinceye kadar o görevi yapmaya devam ederler..

Kamudaki başarı ölçülemez bir hale evrildiğinde emeğin kıymeti takdir edilemez olur. Başarı üretimden ziyade sadakatin ve yalakalığın boyutu ile ölçülür hale gelir.


İşini manipüle edenler kitabına uydurmuşlarsa veya koruyucu melekleri var oldu ise onlara sinek bile dokunamadı. Lakin işini erdem/ahlak ve namus kriterleri ile yapanlar dürüstlüğünün gereği olarak fincancı katırlarını ürkütenler karanlık senyörlerin hedefi olup şeytanlara kurban edildiler.


Bu insanların adaleti kendi izmlerine ulaşmak ve imparatorluklarını perçinlemek için ayaklar altında paspas yahut kaldırım taşı yapmaları onları rencide etmez; aksine onları sözümona kendi davaları adına yüceltir. Yani onlar kendilerince ihanet içinde değil bir ideal uğruna savaş verdiklerine inanmış veya inandırılmış gafillerdir. Fetö işte bu zihniyetin en bariz örneğidir. Amaca giden yer yol meşrudur ilkesi ahlak ve erdeme vurulmuş en büyük darbedir. Bu kapıyı açtığınızda fırtınanın neleri devireceğini hangi okyanusu dalgalandıracağını tahmin bile edemezsiniz. Zira karanlık odaklara gün doğmuş ve her şey kapı arkalarında konuşular hale gelmiş demektir.

Bir toplumu çürüten en büyük etkenlerden ikisi şeffaflıktan uzaklaşmak ve hak kavramını yozlaştırmaktır..


Türkiye’nin asıl sorunu işte budur. Bugün bir izmin dayatması ile zulmün icra eden yarın daha ağır bir ihanet içinde olabilir. Adaletin ihanet yangınına odun taşıyanlar ise mutlak o yangının içine düşerler.. Adaletin geri dönüşüm hızı sanılandan fazladır. Zira ilahi adalet şaşmaz Çünkü hakikat perdelenmiş ve akıl gerçeklerden uzaklaşmıştır.


İnsan bir kez aklını kullanmaktan imtina ederek bilinç duvarlarının antivirüslerini devre dışı bırakırsa ondan sonra içeriye giren hiçbir truva atını tespit edemez ve tanıyamaz ve kendini bir çukurun içinde bulur..


Bir izm adına zulme imza atmak; bir başka zulmün kapılarını ardına kadar açmak demektir. Unutmayalım ki insanoğlunun vicdanında yaratılışında var olan meşru müdafaa refleksi var.


Bir insan kendi izmini adaletten daha yüce görüyorsa o insana vereceğiniz ne olabilir ki? Kul hakkı denen kavramı içselleştiremeyen bir insanın inancı neye yarar.? En tehlikeli düşünce kul hakkı ihlaline meşru bir kılıf addeden ideolojidir. Bu ideolojinin girdiği akıllar mefluç olmuştur ki artık o insanların yaşamasının da bir anlamı kalmamış demektir. O insan her yaptığının kendi inancı gereği hak ve hakikat olduğuna inanmış ve kendi dışındakileri dalalette görüyorsa bu insana siz hakikati nasıl anlatacaksınız.?


ADALET O KADAR YÜCE BİR DUYGUDUR Kİ;


Bir adalet insanı tüm kimliklerini bir alt kimlik olarak görüp adalet misyonunu üst kimlik olarak kabullenmişse artık onun aklını ve gönlünü hiçbir izm ele geçiremez. Adalet insanı, dünyanın herhangi bir yerindeki haksızlık karşısında irkilen ve bir şeyler yapmanın telaşına düşen insandır.


Elindeki güce rağmen bir zalimi bertaraf etmeyenin adalet duygusu her zeminde sorgulanmalıdır. Zira her zalimin altında inleyen bir mazlum var demektir. Mazlumların gözyaşı ise dünyayı titretir.


Bir dostum şöyle söylemişti. İnsanları iki şeyle esir alabilirsiniz: Korku veya menfaat... Bu ikilinin birlikte uygulandığı durumlarda daha keskin neticelere ulaşabilirsiniz. Korku duvarları ile veya menfaat öpücükleri ile bir ülkenin iklimini değiştirebilir ve insanları sindirilmiş bir gölge haline getirebilirsiniz. Vesselam..


NECATİ DAŞTAN








Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim