Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin


Yozlaşan vicdan mı yoksa insan mı?




YOZLAŞAN VİCDAN MI YOKSA İNSAN MI?


Vicdan, Rabbin kalplerdeki sesidir”.

Nurettin Topçu

Vicdan, insanın bozulmamış fıtratını / yaratılışını ifade eder. Vicdan: Tutum ve davranışlarımızın ahlakça değerli olup olmadığını yargılama bilincidir. Vicdan , bir çeşit iç mahkemedir.

Vicdan için bir örnek isteseler hiç şüphesi Hz. Ömer'i gösteririm. Hz. Ömer'i hasırda yatarken gören bir sahabe dayanamaz ve sorar :

Ya Halife neden hasırda yatıyorsun.

Halife cevap verir:

Dünyada hasırda yatmayan tek bir insan kalmayıncaya kadar burada yatacağım. 

Sorumluluk makamında oturan insan kendini bütün insanlarla birlikte düşünmeli.  Bir insan, yanındaki daha fazla çalıştığı halde daha az ücret alıyor ve bundan rahatsızlık duymuyorsa bir sorun olduğu muhakkak. Şayet rahatsız oluyor ancak bunu bertaraf etmek için çaba sarfetmiyorsa vicdan henüz nefes alıyor demektir. Bu haksızlığa karşı mücadele etmek ayrı bir safhayı gerektiriyor. Hz. Ömer olmak gerek belki. Nuşirevan olmak . Kendi oğlunu asacak derecede adalete ram olmak .

Adalet ve vicdan bir kuşun iki kanadı gibidir. Adaletin bozulduğu her yerde vicdan incinir. Adalet mükemmel kararlar verse de vicdan incinebilir. Zira adalet delillerle yürür. Deliller lehine olsa ve davayı kazansa bile insan vicdanına yenik düşebilir. Bazı insanlar hayatta iken ona yaptıklarımızdan vicdani bir rahatsızlık duymazken o insanın ölümü halinde pek çok hadisede vicdanen ağır bir yük altına gireriz. Bunun nedeni vicdanın ölüm olayı ile birlikte o insan için saf ve doğal haline bürünmesidir.

Çoğu kez öfkemiz,  nefretimiz veya bilgisizliğimiz bizi vicdansız davranmaya itebilir. Karşımızdaki insanın neler yaşadığını bilmemek veya onun serzenişlerine inanmamak bizi vicdansızlığa sürükleyebilir.  İnsan bu hatalarını hesabını elbette her iki cihanda da verecektir. Önemli olan o hataya bilerek ve isteyerek düşüp düşülmediği ve o hataya düşmemek için gereken hassasiyetin gösterilip gösterilmediğidir.. Veya bir makamı, bir parayı ,bir saadeti kaybetme endişesi bizi geçici bir vicdan körlüğüne sokabilir..

Rüşvet yemeyi kafaya koymuş bir insan onu ilk aldığında vicdanen rahatsız olur zaman geçtikte artık bu durum , acı yerine keyif vermeye başlar. Esasen şeytan insana her günah için bir kılıf bulur ve ona bir meşruiyet empoze eder.  Şeytan Hz. Adem’e yasak meyveyi ölümsüz olma bahanesi ile yedirmiştir.

Kur’an’da bu husus şöyle bildirilir:

“Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.(Araf, 19)”

Burada Şeytanın maksadı Ademin meyveyi yiyerek Allah’a isyan etmesini sağlamaktır. Bu sayede onun da cennetten kovulacağını zannederek, güya ondan intikam almış olacaktır.

Akıl,   çoğu kez nefis ve şeytan arasında bocalar. İşte bu anda vicdan devreye girerse insanı kurtarır aksi halde insan tuzağa düşmekten kurtulamaz. Parasını gasp edeceği çocuğu aciz görüp onun cebine para koyan insan vicdanına o an için yenik düşen insandır.

Bu yüzden insanlar günaha bu kadar rahat düşerler. Hırsızlık yapan insan devletin kendisine sahip çıkmadığının veya zenginlerin vergi kaçırarak zengin olduğunu vs. Gibi nedenleri düşünerek kendine bir meşruiyet alanı açar..

Empati yapmak bazen vicdanı sıfırlamak için güzel bir nedendir. Empati yaptığımız işin mahiyyetini bize çok iyi anlatan bir enstrümandır.

Ancak hassas bir terazi zamanla bozulabileceği gibi, vicdan da hassasiyetini zamanla kaybedebilir. Söz gelimi günahlar ve suçlar vicdan terazisini dengesini altüst edebilir.

Bir insanda vicdan devre dışı kalmışsa, böyle birinin sağlıklı ölçüp biçmesi, sağlıklı değerlendirme yapması yapması beklenemez.

Kur’an:

“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!..” (Mutaffifin, 83/1)

demektedir. Bu ayetin vicdanı bozulanlara da işareti olsa gerektir

Allahü Teala iyiliğin mükâfatını doğrudan o iyiliğin içinde var ettiği gibi, kötülüğün cezasını da aynı o kötülük içerisine koymuştur. Faraza, başkasına iyilik yapan biri, bundan bir iç huzur ve mutluluk duyar. Haksızlık yapan ise vicdan azabı çeker. Kul hakkını çiğneyen biri polisin takibinden kurtulsa da vicdanın yargısından kurtulamaz. Tabir yerinde ise, vicdan asla affetmez. Bundan dolayıdır ki, başkasına haksızlık yapanlar vicdanlarına esir olurlar.  Stres, depresyonun en büyük sebebi iç huzursuzluktur..

Kur’an bu gerçeklere işaretle şöyle der:

“Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz.”(İsra, 17/7)

Peki her insanda vicdan varsa neden insan haksızlık yapar. İnsanoğlunun tarihten beri cevabını aradığı soru bu. Her bebek vicdanlı doğmaktadır. Ancak bebeklerde akıl olmadığı için vicdanı yönetecek bir kumandadan yoksun oldukları için haksızlık yapabilirler. Ki buna da haksızlık denmez zira temyiz kudretleri yoktur.. Bu onların vicdansız olduklarını da göstermez. Lakin insan akıl ve baliğ oluncaya kadar ahlaki erozyona uğrar. Çünkü insan kirlenen bir varlıktır arınmayı bilmezse  helak olur. Şayet bu dönemde kendini terbiye etmeyi bilmezse vicdanın saflığını koruyamaz. Vicdan saf halinde değerlidir. Pusulanın yanında mıknatıs gibi vicdanı tesir altına alan duygu,  hırslar ve güdüler vicdanı bir müddet yok edebilir. Bu, vicdanın çürüdüğü anlamına gelmez. Vicdan bay pas edilmiştir. Vicdan kendi saflığını kaybetmiştir.

Kendi kızını toprağa diri diri gömen Hz. Ömer bunu yaparken de vicdan sahibi idi. Ancak ona suç işleten vicdan değil vicdanı tesir altında tutan başka duygulardı.. Yine yaptığından nedamet duyarak azap çekmesine vesile olan şey ise vicdanın saflığını geri getiren tanıştığı din ve imanı olmuştur. . Allah inancıyla tanışmayan vicdanın bir yönü eksik demektir. Zira sahibini tanımaksızın yalnızca eseri tanımak  tanımak değildir..  Vicdan yaratıcının insan bedenindeki sesi diyorsak ve vicdan asla yanılmaz diyorsak vicdanı saf ve yanılmaz halde bulundurmak gerekir önce.

İnsanın önüne vicdanını geri palana iten pek çok ileri duygular konabilir. 

Vatanseverlik kahramanlık intikam vs. Bunlar akıl ve bilgi ile terbiye edilmezse vicdanı geri planda bırakır ve insanın vicdanla alışverişini engeller bu yüzden insan haksızlık yapar. Bir müddet sonra yaptıklarından dolayı vicdan azabı duyan insan az değildir. Vicdan en hassas terazidir. Çoğu insan vicdanının sesini başkalarından gizler gurur yapar. Hataya düştüğünü kabul etmez. Bunu dışarıyı aksettirenlerse özgüven sahibi insanlardır..

 Vicdan neden yanılabilir?

 Ancak vicdan bazen yanılabilir. Nasıl? Örneğin pusulanın yakınında bir mıknatıs varsa pusula ondan etkilenip yanlış bir yönü gösterebilir. Ayrıca pusula doğru bir haritayla birlikte kullanılmazsa neredeyse hiç değeri kalmaz. Eğer vicdanımız da bencil arzularımızdan aşırı derecede etkilendiyse bizi yanlış yöne saptırabilir.  Vicdana pusula dersek akla harita diyebilir. Akıl sız vicdan ne iş yapar. Haritasız pusula gibi.

Kimi insan önündeki yoğunluk ve meşgaleden durup da vicdanın sesini dinleyecek halde bile değildir. Bizlere düşen sorumluluk makamında oturanların bir vicdanı olduğunu hatırlatmak ve göğüslerini fabrika ayarlarında tutmaya davet etmektir.

Saygı ile..

Necati DAŞTAN






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim