Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

ADALETİ KORUMAK MİLLETİ KORUMAKTIR



ADALETİ KORUMAK MİLLETİ KORUMAKTIR.

“Adalet, kainatın ruhudur.”

Ömer Hayyam.

Yazıya bir soruyla başlayalım. Bir insana zulmetmek mi daha tehlikelidir, yoksa bir hakimin adalete ihaneti mi? Soruyu bir başka yöne çevirelim. Bir hakimin önündeki davaya ihaneti mi daha vahimdir yoksa o hakimin bir insan olarak dışarda yaptığı zulüm mü.? Bu sorunun cevabını verebilmek için her iki olaydaki neticelere bakmak gerek.

Adalete ihanet, üç boyutlu hasar doğurur.

1-Adalete güveni yok eder.

2-Mağduru ikinci kez rencide eder ve ümitsizliğe sokar

3-Suçluyu daha şedit ihale sokar.

Oysaki bir zulüm yapıldığında sadece mağdur zarar görmüştür. Suçlu henüz neticeden kurtulmuş değildir. Bunun bedelini ödeme korkusu taşır ve tedirgindir. Bunun yanında suç işlendiğinde toplum rahatsız olmuştur ancak adalete güveni henüz yıkılmamıştır. Zira adaletin ne söyleyeceği belli değildir. Mağdur da ümitle adaleti beklemektedir.

Bir hakimin adalete ihaneti bir insana yaptığı zulümden daha şedittir. Bu yüzden adalet bu kadar önemli. Bu yüzden Kuranı Kerimde 30 un üzerinde ayet adaletten bahseder. Adaleti yok olmuş bir dünya yaşanmaya değmeyen bir dünyadır.

Adalete ihanet, yalnızca o zamana özgü tahribat yapmaz. Geleceğe dair tüm ümitleri de yok eder. O ülkede yaşama sevinci bırakmaz ve insanlar gerçekten karamsarlığına gömülürler. Kendi çocuklarının geleceğinden endişeye düşerler...

Bu nedenle hakimi korumak adaleti korumaktır; adaleti korumaksa milleti korumaktır.

Adalet insanına yapılan zulüm adalete yapılmıştır; adalete yapılan zülüm ise millete zulümdür. Yargı mensuplarını güvenceye alamayan millet kendini ateşe atmış demektir. Zira hakimi güvende olmayanın namusu ve nefsi nasıl güvende olsun ki.. Bir ailede baba olmazsa o aile dışarıya karşı nasıl korunaksız kalırsa hakimler de millet için adeta baba rolündedir.

Hz. Ömer’i adalet için bu kadar tedirgin eden duygu nedir acaba? Bilindiği gibi Hz. Ömer geceleri çok az uyurdu. Soranlara şöyle cevap verirdi. Gündüz uyursam milletimi kaybederim, gece uyursam kendimi..

Devlet yönetiminde en büyük erdem Sızlanmayanın derdini duymak ve öğrenmektir Zira ağlayan, çoğu kez yalandan ağlar. Bu yüzden Hz Ömer geceleri uyumaz ve sokak sokak gezerdi.

Yukarıda alınan bir kararın aşağıda ne tür fırtınalar estirdiği çoğu kez bilinmez. Örneğin bir kanun değişikliğinin mahkemelerde ne tür adaletsizliklere kapı araladığı bilinmez. Üstelik bunlar çoğu kez mahkemeler tarafından telafisi mümkün olmayan kararlar da olabilir.

Bunu öğrenmenin yolu elbette bu sorunu yaşayanlarla hem hal olmaktır Ancak bu mümkün olmamaktadır. Bu günün en önemli mevzuu, operasyonlardaki hatalar nedeniyle adaletin önünde savrulan gönüller, ortaya çıkan mağduriyetler, kalp kırıklığı ve toplumun fay hatlarında ilerdeki yıllarda yaşanması muhtemel giderilmeyecek çatlaklardır. Devletin zirvesine yakın olmanın verdiği güç ve korkuyla yargıdan kütük kapma telaşında olanların sayısı pek fazla.. Somutlaşan pek çok hadiseye yakinen tanık olmanın derin endişesi ve hayal kırıklığını yaşıyoruz. Kraldan çok kralcı geçinerek adaleti ters yüz edenlerin vebali kimin omuzlarında .Devletin zirvesinden başlayarak sorumluluğu tüm ülkeye dağıtabiliriz..

Her mağduriyet onlarca gönül yarası demek. Onlarca insanın devletle aidiyetinin sarsılması demek. Korkunun her tarafı esir aldığı bir ülkede yanlış ve doğrunun ayıklanması mümkün olabilir mi?. Zira bu korkuyu yersiz kullanarak güç devşirmek isteyenler her devirde vardır ve olacaktır. Çünkü bu ülke henüz bu denetim ağına sahip değil ne yazık ki..

Devlet aklının elbette yaşanacak mağduriyetlere bir çare bulacağından eminiz. Lakin yöntem ve usul yanlışlıklarının devamı bizleri derin endişelere sevk etmektedir. Bu nedenle adaletin tıkanan damarlarını aşmanın yolu reçeteyi doğru yazmak ve tedaviyi doğru uygulamaktır. Bir başka ifade ile adaleti emin ellere teslim etmek ve bu iradenin arkasında durmaktır.

Velhasıl

Devlet kurumlarının bıraktığı boşluğu insanlarla doldurmaya çalışmak üzücü.. Bu travmayı daha fazla kaldırmaz bu ülke. Adaletin serinletici iklimine teslim edilmeyen bir toplumda barış olmaz..

İmparatorluklar elde ettiği toprakla ve inşa ettikleri medeniyetle değil adalete verdikleri değer oranında yücelir ve yüceltilirler. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” der Şeyh Edebali.. Yüce insanın çizdiği yol haritası adeta Osmanlıyı 6 asır ayakta tutan şifre olmuş. Peki bizler bugün o şifreyi kullanabiliyor muyuz? Neden bizim tarihi dönüşüm yaptıracak Snellman’larımız yok.

Adaletin olmadığı bir ülkede liyakat, Liyakatin olmadığı bir ülkede sükunet ve başarıdan söz edilemez.

Adalet, ancak adalete inanmış devlet erkanıyla tesis edilir. Yoksa hakimlerin adil olması tali planda gelir. Kanunların ve uygulananın hakime alan bırakmadığı bir ülkede hakimin adil olmasının bir önemi kalmaz. Adaleti yüceltmeyen bir devlet asla başarılı olamaz. Ne kadar yürürse yürüsün bir gün tökezleyecektir. Temeli zayıf olan binaya ne kadar makyaj yaparsanız yapın depremde ayakta kalma şansı var mıdır? Tarih bunu ortaya koyan feraset örnekleriyle dolu..

Bu ülke için Cemil Meriç in bahsettiği ümrana sahip insanlar gerek.

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum ki çıkış yolumuz adalet olursa çok şeyin kendiliğinden düzeleceğinden emin olabilirsiniz.

Necati DAŞTAN






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim