Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

GÖRÜNÜR GERÇEKLİK…




            Birileri bir şekilde bir araya geliyor ve aleyhinize kumpas kuruyor. Hazır kıta bekleyen bir ihbarcı bulunuyor, bu ihbarcı bazan emekli bir işçi, bazen özel okulda bir öğretmen, bazande meslekten ihracına karar verilen gizli bir tanık olabiliyor. Ona güzelce bir dilekçe yazdırıyorlar, ifadesini alıyorlar ve de ardından kallavi bir ihbar yaptırıyorlar. Kolluk kısmı bu şekilde halledilince sıra adliye ayağına geliyor, orada da cevval savcılar devreye giriyor derhal arama, elkoyma, teknik takip, dinleme ve izleme kararları isteniyor. Ayarlı mahkemeler de şakkadanak bunlara cevaz veren kararlara imza atıyor. Ardından verilen bir yakalama kararı, olağan şüphelileri derdest edip savcıların karşısına çıkartıyorlar. Burada ismi listede yazılı olanlar tutuklamaya sevk ve sonuçta paketlenip cezaevine atılma süreci. İş burada bittimi hayır, birde işin medya ayağı var, çarşaf çarşaf baskılar derhal dizgiye yetiştiriliyor. Orada yargısız infazlar devreye giriyor. Gizli yapılması gereken tüm soruşturma süreçleri, görüşme kayıtları medyada yer alıyor, özel hayat ve masumiyet karinesi de neymiş canım. Sonra uyduruk yargılamalar ve verilen uyduruk bir mahkeme hükmü, bazen yerel mahkeme hükmünü Yargıtay’ın onadığı da oluyor.  Çok geçmeden bu işlerin birileri tarafından tezgahlandığı açığa çıkıyor. Mağdur olanlar doğal olarak hak arama mücadelesine giriyorlar. Medya aleyhine tazminat davaları açılıyor, siz itibarımla oynadınız, beni toplum önünde küçük düşürdünüz, bana atmadık iftira bırakmadınız diyor. Sonuçta ne mi oluyor;

            Yerel mahkeme evet mağdur haklı diyor ve “bahse konu tarihte davacı hakkında Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan davanın haber konusu yapılması kapsamında kullanılan başlık ve haber içeriğindeki diğer ayrıntıların haberle ilgisi olmadığı, görünürde gerçeklik ilkesinin masumiyet ilkesini ortadan kaldıracak nitelikteki dayanaksız duyum ve yorumlarla sağlanmasının mümkün olmadığı, başlıktaki çarpıcı haberin okuyucuda merak saikini ön plana çıkartacak düzeyde hukuka uygunluk unsurunu taşımadığı ve bu suretle söz konusu yayının hukuka aykırı olduğu, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu” gerekçesiyle tazminata hükmediyor.

            Yargıtay ise yerel mahkemenin kararını “Okuyucunun ilgisini artırmak amacıyla, habercilik tekniğine uygun olarak, özle biçim arasındaki denge korunarak kullanılan çarpıcı başlık kişilik haklarına saldırı oluşturmaz. Dava konusu haberde kullanılan başlık haberin içeriği ile birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde; özle biçim arasındaki dengenin korunduğu, yargılamanın dayanağı olan belgelere dayanılarak yayımlanan haberin görünür gerçekliğe uygun olduğu, hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılmaktadır.” diye bozuyor.

            AYM ise verdiği karar da “Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlali yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA” diyerek hak ihlali görmeden sorunu kökünden hallediyor.

            Bu kararlarla zamanında ona buna kumpas kuranlar, onun bunun aleyhine delil uyduranlar, onun bunun ocağına incir ağacı dikenler bir çırpıda temize çıkıyorlar kanımca. Medya da kardeşim ben ne yapayım kolluk evrak hazırlıyor, savcılar davalar açıyor, adamlar tutuklanıp yargılanıyor ben bunu haber yaparım diyor. Yani yapanın yaptığı yanına kar kalıyor, mağdurlar bir kat daha mağdur oluyorlar gibime geliyor...






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim